<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287</id><updated>2012-02-27T23:58:43.692+02:00</updated><category term='AFORİZMALAR'/><category term='TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA'/><category term='SON ÇALIŞMA'/><category term='EDERLEZİ'/><category term='YUNAN USULÜ'/><category term='SEVİŞGEN RÜYA'/><category term='CLAIRE'/><category term='KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA'/><category term='DENEMECE'/><category term='sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi'/><category term='KENDİME DAİR'/><category term='YAŞAMA DAİR'/><category term='BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN'/><category term='İBİŞE NASİHATLER'/><category term='GÖRÜŞ/MEK'/><category term='SİNEMAYA DAİR'/><category term='BRİ METREKAREDE HAVA VAR'/><category term='BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM'/><category term='İDA RÜZGAR LESBOS'/><category term='İZMİR FELSEFE GÜNLERİ'/><category term='TAM ŞU ANDA'/><category term='BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ'/><category term='ANLATI'/><category term='ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ'/><category term='PRESTIGE'/><category term='İKİ FİLM BİRDEN'/><category term='ÖYKÜ'/><category term='SIZINTILAR'/><category term='CELLAT'/><category term='YEMEK'/><category term='KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ'/><category term='EDEBİYATA DAİR'/><category term='BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE'/><category term='ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ'/><category term='Yol-Tütün-Yorgunluk'/><category term='Komünist Partisi'/><category term='HUKUK'/><category term='MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE...'/><category term='GÜNCEL'/><category term='BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ'/><category term='SAVUN-MA'/><category term='FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI'/><category term='BANA DAİR'/><category term='ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ'/><category term='Mektuba Bağlanmış rüya'/><category term='ŞİİRİMSİ'/><title type='text'>AVRAM</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>145</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-6278746361101333546</id><published>2012-02-21T20:45:00.000+02:00</published><updated>2012-02-21T23:01:10.022+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Komünist Partisi'/><title type='text'>ORAK KAFANIZA, ÇEKİÇ AYAĞINIZA DÜŞSÜN!</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; TKP'nin isim hakkı üzerine kopan fırtına malumunuz mudur bilmiyorum ama ben biraz daha geriye gidip anlatayım;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Türkiye Komünist Partisi&amp;nbsp; Haydar Kutlu'nun Genel Sekreterliği döneminde, 80 ler sonrası legal (yasal) partileşme sürecine girmiş, bu çabaların sonucu olarak T.İ.P. ( Türkiye İşçi Partisi) ile 1987 yılında birleşerek Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP) adı altında - illegalde- yeniden örgütlenmiştir. Bu dönemde birleşme ve Sovyetler Birliği'nde yaşanan değişimler ile birlikte örgüt içinde de ayrışmalar yaşanmış ve&amp;nbsp; 1990 yılında yasal kuruluşunu TBKP adı altında gerçekleştirirken muhalif bir grup&amp;nbsp; 10 Eylül adı altında,&amp;nbsp; ayrılmayı teorik boyuttan, pratiğe de dökmüştür. O tarihten günümüze kadar da ÜRÜN SOSYALİST DERGİSİ adı altında gerçek Komünist Parti'nin devamı olduklarını savunagelmişlerdir.&amp;nbsp; TBKP nin serüveni bununla da kalmamış, "Sosyalist Birlik Çalışmaları"na bağlı olarak 1991 yılında Sosyalist Birlik Partisi çatısı altındaki birleşmeye örgütsel olarak katılmış ve örgütlü yaşamına son vermiştir. Aynı yıl Sosyalist Birlik Partisi Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış, Sosyalist Birlik Partisinin kapatılma olasılığına karşılık da hülle amaçlı, Birleşik Sosyalist Parti kurulmuştur. Ancak o da kapatma furyasından nasibini almış, 1995 ya da 1996 yıllarında Anayasa Mahkemesi kararı ile kapatılmıştır. Bu dönemde, bu partiden kopan bir kısım yoldaş(?) Sosyalist İktidar Partisi'ni 1996 yılında kurmuşlar ve bu parti de 2001 yılındaki Olağanüstü Genel Kurul'da alınan bir karar ile adını TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ olarak değiştirmiştir. Yani, bugün bildiğiniz o Türkiye Komünist Partisi bu partidir. Tarihsel mirası reddeden isimleri yok sayan bir durum da yok ortada, kuruluş ve gelenek olduğu gibi kabul edilmekte. Ama sıkı durun! Hikaye burada bitmiyor;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 1991 yılında feryat figan TBKP'den&amp;nbsp; ayrılıp "ÜRÜN SOSYALİST DERGİSİ" çevresinde toplanan arkadaşlar o günden beri gerçek Komünist Partisi 'geleneği'nin ve tarihinin kendileri olduğunu dolayısı ile &amp;nbsp; Türkiye Komünist Partisi adını alan geleneğin hırsız- hainler olduğunu savunmaktaydı. 2001 yılındaki isim değişikliği sırasında da tepki koymuş ancak herhangi bir faaliyette bulunmamışlardı. Ve bugün arkadaşlar, kendilerinin gerçek Komünist Partisi oldukları iddası ile örgütlenmeye ve parti kuruluşunu duyurmaya karar verdiler. Tabii kızılca kıyamet koptu. İki taraf da birbirini hırsızlıkla suçlama, isim haklarının kendilerinde olduğunu savunma, diğerinin sahtekar olduğunu gösterme çabasına girdiler. Malum, mevcut Türkiye Komünist Partisi uzun zamandır AKP iktidarına, Cemaate,&amp;nbsp; Ergenekon&amp;nbsp; ve diğer davalara açık muhalefet halinde. Eski muhalifler, (Ulusalcı) yaklaşımların kesinlikle Komünist teori ile bağdaşmadığını, kabul edilemez olduğunu, dur denmesi gerektiğini savunarak bu yola çıktıklarını da açıkça ilan ettiler.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İyi de bu ilan nerede edildi? Aksiyon dergisinde... Aksiyon dergisi kimin yayını? Cemaatin. Ciddiyim, eski bir haber dergisidir; Nokta dergisi kadar geçmişi eskiye hatta daha da eskiye dayanır. Zaman Gazetesi yayın grubunun bünyesinde yer alır.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Aksiyon neden bu kadar hevesle, uzuun uzuun röportaj aldı ve yayınladı? Kimbilir...&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Peki bu arkadaşlar eleştirecek hiçbir şey kalmadı da ayrıldıkları günden beri, nedenbir tek&amp;nbsp; "Ulusalcılık"larını&amp;nbsp; eleştiriyor? Allah bilir...&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sosyalist İktidar Partisi isim bitti de (2001'de) neden kendisini feshetmiş bir partinin adını alır? Machiavelli'ye sormak lazım.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Genel Merkez baskınları mı istersiniz, karşılıklı saldırganlık iddialarını mı, kullanılan biber gazları mı, odunlar, sopalar mı...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hay tepenize orak ayağınıza&amp;nbsp; çekiç düşsün sizin!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Hayatım boyunca TKP'ye yakın olmadım. Sevmedim&amp;nbsp; görüşlerini, örgütlenme yapılarını. Mustafa Suphi'nin hali malum; İ. Bilen'in domuzluklarını gidin Nazım'ın anılarından okuyun. Baştımar'ı falan hiç karıştırmayın. Son genel sekreterleri&amp;nbsp; Haydar Kutlu, gitti&amp;nbsp; Taraf gazetesinde yazar oldu; bir ara barcılık da yapmıştı ama tutmadı, batırdı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Alın, tepe tepe kullanın ama adınızdan mümkünse o KOMÜNİST sözcüğünü çıkarıp yapın bu işi. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-6278746361101333546?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/6278746361101333546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=6278746361101333546&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6278746361101333546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6278746361101333546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2012/02/orak-kafaniza-cekic-ayaginiza-dussun.html' title='ORAK KAFANIZA, ÇEKİÇ AYAĞINIZA DÜŞSÜN!'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-7194407910781834961</id><published>2012-02-14T15:16:00.002+02:00</published><updated>2012-02-17T11:08:31.020+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ANLATI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ'/><title type='text'>ARTUNÇ BEYİN "DEHŞETLİ" SON GECESİ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none; text-indent: 36.0pt;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;“Balkanlardan gelen so&lt;/span&gt;ğuk ve yağışlı havanın etkisi ile kıyı bölgelerinde görülen rüzgârın hızı, zaman zaman seksen kilometreyi bulurken bazı evlerin bacalarının yıkıldığı, çatılarının uçtuğu görüldü…”&amp;nbsp; &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none; text-indent: 36.0pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Rüzgârın sesi; zaferin yaklaştığını hissederek rakibine vuran acımasız ve öfkeli bir boksör gibi panjura çarparak, spikerin kelimeleri arasına sızıyordu. Duvardaki eski, sarkaçlı saatin tik-takları, abajurdan yayılan sarımtırak aydınlık ile uyum içinde salonu dolaşmaktaydı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Doğa kanunu olan ‘canlının ölümlülüğü’, kullanılan eşyalara da sirayet eder. Eşyalar da ölür yavaş yavaş. Kırk yıllık İskandinav koltukların vernikleri dökülür, kurmalı duvar saati sık sık ve sebepsiz yere durur; televizyon ekranının kenarlarında morla yeşil arası kırışıklıklar oluşur, görüntüdeki insanlar şişmanlar, kısalır, ecüş bücüş görünür; masa ve sehpaların üzerindeki danteller sararır hatta sökülür uçlarından; battaniye şeridinin ipi sökülür, hareket edildikçe sallanır durur.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none; text-indent: 36.0pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Artunç Bey televizyonun tam karşısına yerleştirdiği, odayı işgal eden diğer eşyalar ile uyumsuzluğundan mekânın ya efendisi ya da dışlanmışı –asla ortası değil- olabilecek ferforje koltukta, dizlerinin üzerinde battaniye ile oturuyordu. Koltuğun sağ tarafındaki ilaçların kartuşları kutunun kesilmiş kuponlarının bulunduğu taraftan yarı bellerine kadar sarkmıştı. Henüz hafızasına güveni tam olduğundan günlük ilaç kutusu kullanmamakta ısrarcıydı. Cam sürahinin içindeki su, beklemekten iz bırakmış, bir günlük tüketimini gözüne gözüne sokuyordu. Gençliğinde gelip de el koyduğu araziye inşa ettirdiği iki katlı evin odaları 'yalnızlık' tarafından yavaş yavaş işgal edildikçe, üst kattaki salon ile yatak odasına sıkışıp kalmış; gündelik işleri gören kadının sabah baskınları sayesinde insan yüzü gören alt kattaki mutfak, banyo, kiler, sofa pasaportsuz ve vizesiz girilemeyen ülkelere dönmüştü.&amp;nbsp; Evvelin içinden kara delik gibi geçip giden zaman, ne çoluk çocuk bırakmıştı bahçesinde koşturacak ne de torun torba getirmişti derisi lekelenmiş, buruşmuş ellerine yaşam sıcaklığını hissettirebilecek. Gençliğin işret dolu geceleri, yerini zifiri zindanın tıkırtılarına terk etmiş, bahçedeki çınarın, selvinin kuruması gibi kurumuştu günleri.&amp;nbsp; Ayda bir uğrayan yeğenler de takvimi şaşırmış, bir süre sonra uğramaz olmuştu. Özenle yaptırdığı iki katlı, koca bahçeli, yüksek duvarlı, araba garajlı, çift banyolu, tuvaleti içeride ev;&amp;nbsp; mahallenin perili köşküne, kahve köşelerinde fiskos konusuna, çocukların korktuğu, erkeklerin yollarını değiştirdiği, kadınların dudaklarını kıpırdatarak önünden geçtiği ama hiçbirinin kafasını bile kaldırmaya cesaret edemediği viraneye dönüşmüştü.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“İl Emniyet Müdürlüğünün yaptığı açıklamaya göre şehirdeki suç oranı, geçen yıla oranla yüzde sekiz azalma göstermiş, son on yılın en düşük seviyesine inmiştir.&amp;nbsp; Açıklamada, suç oranının azalmasında alınan ön tedbirlerin ve suçla kararlı mücadelenin etkisinin büyük olduğu belirtilmekte…”&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Her haberin sonunda, okuduğu habere göre gülümsemesini veya üzgün yüz ifadesini yansıtma zorunluluğu hisseden kadın spikerin, bir an için kararsız kaldığını belli eden gözlerine takıldı. “Ne gülümseyebiliyor ne de somurtabiliyor. İkisinin ortası bir duruş arıyor ama bulamıyor. Neden? Yaşamak, sağ kalmak için yapılan, suç değildir de ondan. Suç dediğin zevk için işlenir; suç dediğin hakkından fazlasını alanın yaptığıdır. Yaşamak için adam öldürürsün, yaşamak için ekmek çalarsın. Evde bekleyen karın, çocuğun için yakar, yıkar, kırar dökersin. Suç kendini belli eder, karanlığa saklanamaz. Azalan hangisi; suç mu, yaşamak için bileğine güvenmek mi? Bilemezsen, kararsız kalırsın hanım kızım işte böyle.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none; text-indent: 36.0pt;"&gt;Rüzgâr sertleşmiş, boyası vernikleri ile birlikte dökülmüş panjurlar daha hızlı ve sert çarpmaya başlamış, gürültüsü saatin on iki kez vuran gonguna karışmıştı. Beyaz küçük haplara uzandı eli. Bir tane aldı; bardaktaki su yeterdi, ağır ağır içti. Gongun, son çarpmaya karışan metalik- tok çınlamasından sonra aşağıdan gelen ses duyuldu. Kapı açılmamıştı. Anahtar dönse, kilidin dili geri çekilse metalik bir ses çıkardı ve genelde duymazdı. Tahtanın kırılmasına benzer bir şeydi bu.&amp;nbsp; Bakıcısı Hasibe gelse – bu saatte geldiği de görülmemiştir ya- tahta basamakları çıkarken terliklerin yumuşaklığından, ağır adımları belli belirsiz duyardı. Oysa şimdi hızlı, sert, telaşlı bir çift ayak yukarı geliyordu. Işık da yanmamış, karanlığın çelmesi tökezlemelere karışmıştı. Hasibe!? Cevap yok. Odanın yağlanmamış kapısı orta karar bir gıcırdama ile açıldı; Hasibe olamayacak kadar uzun ve zayıf, kısa saçlı, başörtüsüz, kalçasız bir karaltı belirmişti eşikte. Hızlı, susamış nefesleri ardı ardına alıyordu. Nooluyor be? Kimsin? demeye fırsat bulamadı.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Karaltının üstüne atladığını,&amp;nbsp; göğsüne hamle yaptığını, biraz önce kapıda dururken elinde olduğunu fark etmediği bıçağın metalinin kaburga kemiklerini kırarak içeri girdiğini hatta geri çıkıp birkaç kez girdiğini, boşta kalan kemikli, sigara kokan bir elin ağzını kapatmaya uğraştığını… fark etmedi. Karaltı hamle yaparken Artunç Bey aldığı kalp ilaçlarına rağmen yıllardır kendisinden uzak tutmaya uğraştığı, bahçede dolanıp duran Azrail’e yakalanmıştı. Yaşamak için mi yoksa zevk için mi öldürüldüğünü öğrenemeyecekti. Sabah Hasibe gelip de eve girdiğinde devrilmiş eşyalar, boşaltılmış çekmeceler, sökülüp parçalanmış yatak ve yastıklar, yırtılmış elbiseler, çoktan morluklara bulanmış bir ceset bulacaktı. Öğlene doğru yeğenler gelecek, ikindi namazı sonrası ilk toprağı üstüne atma telaşları Adli Tıp Kurumu ve Savcılığın prosedürüne takılacak, raporda yazan bazı terimleri anlayamayacak olsalar da ertesi gün öğlen namazından sonra muradlarına ermiş olacaklardı.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “Balkanlardan gelen soğuk ve yağışlı havanın etkisi ile kıyı bölgelerinde görülen rüzgârın hızı, zaman zaman 80 kilometreyi bulurken bazı evlerin bacalarının yıkıldığı, çatıların uçtuğu görüldü…”&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;-&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Abdi, kıs lan şu televizyonun sesini!&lt;/i&gt; Çayından büyük bir yudum aldı teneke ağzına. Paltosunun yakalarını kaldırdı, kapı ağzında dikildi.&amp;nbsp; Kemikli parmaklarının arasındaki sigaranın izmaritini yere attı, ayağının altında ezdi. Gözlerini, avına saldırmaya karar verme arifesindeki vahşi hayvanlar gibi kısmıştı.&amp;nbsp; Babası, siyah camlı cipinin arka koltuğunda simsiyah suratı ile gecelerin karasında gezerken, ona emanet ettiği ama kendini bildiği günden beri tiksindiği ekmek teknesine -kahvehaneye- son kez baktı. Herkes bahçede diyor ama o kadar aptal değil. Dizinin dibindedir paracıkları. Babası ile kasanın başında otururken yaptıkları konuşmalara az mı şahit olmuştu? Az mı izlemişti el değiştiren, kasadan çıkıp Artunç’un cebine giren paraları. Mahalleliye borç dağıtılan tefecilik parasının kaynağı Artunç Efendi, az mı kızmıştı babasına: Gösterip durma kazandıklarını; sade yaşa, sade giyin...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none; text-indent: 36.0pt;"&gt;&amp;nbsp; Artunç Efendinin çoluk çocuğunun yiyemediği, yeğenlerinin koklayamadığı, kazmakla bulunamayan paracıkların çağrısı... Rüzgâr sertleşti. Sipsi karanlığa yürüdü, kemikli omuzlarını ve paltosunun yakasını kaldırarak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;ŞUBAT 2012&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-7194407910781834961?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/7194407910781834961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=7194407910781834961&amp;isPopup=true' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7194407910781834961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7194407910781834961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2012/02/artunc-beyin-dehsetli-son-gecesi.html' title='ARTUNÇ BEYİN &quot;DEHŞETLİ&quot; SON GECESİ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-8783672126844663119</id><published>2012-02-10T14:03:00.002+02:00</published><updated>2012-02-11T02:25:40.149+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜNCEL'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HUKUK'/><title type='text'>KISA KISA-3</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-rW258CurCGc/TzUG4lreQ0I/AAAAAAAAAkA/5QV5dabs-Rs/s1600/hakim.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-rW258CurCGc/TzUG4lreQ0I/AAAAAAAAAkA/5QV5dabs-Rs/s320/hakim.jpg" width="312" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Birkaç gündür kimilerinin şaşkınlıkla kimilerinin kıs kıs, bıyık altından gülerek izlediği olaylar yaşanıyor. Gazeteciler, üst rütbeli subaylar, paşalar, kuvvet komutanları, genelkurmay başkanı derken sonunda Milli İstihbarat Dairesi Başkanı da özel yetkili mahkeme ve sevcılıkların tezgahına girmek üzere. Hukukun birincil ilke ve kuralı "Adil Yargılanma" ilkesidir. Bu ilkenin uzantısı da "Doğal Yargı ve Doğal Yargıç" ilkesidir. Biri olmadan diğeri yaşayamaz.&amp;nbsp; Özel Yetkili Mahkeme ve Savcılık, 12 Eylül Hukuksuzluğunun devamıdır. Sıkıyönetim Mahkemeleri denilen garabet, 1983 sonrası sivilleşme çabaları sırasında Terörle Mücadele Yasası ve Devlet Güvenlik Mahkemelerine evrilmiş, askeri üye ve olağanüstü yargılama hükümleri ile yüzlerce insanı tezgahından geçirmiş, görevini ifa etmenin mutluluğu ve verilen sözlerin gereği (Abdullah Öcalan'ın yakalanması dönemini anımsayın) son mahkumunu da yargıladıktan sonra tarih sayfalarının arasında yerini almıştır.&amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ama "Ulu Devlet"ûmuzun sonsuz yaşayası kadroları, ağlaşmış mızmızlanmış, kapı kapı dolaşmış ve sonunda bizlerin Nuh Mete Yüksellerin, Nusret Demiralların, Orhan Karadenizlerin daha sağlarken ruhlarına rahmet okutacak yepyeni düzenlemeyi, 2003 yılında yeni Ceza Yasası ve Ceza Usul Yasası'na sokuşturmayı başarmıştır. Komisyon toplantılarına katılan arkadaşlarımın yüzlerinin aldığı hali anımsıyorum da... Kireç gibi ve yorgun- bezgindiler. Ne laf anlatabilmişlerdi ne de sözleri dinlenmişti. Ellerine eski yasada verilenden daha geniş yetki ve keskin kılıç verilmesinden geçmiş, hiç olmazsa&amp;nbsp; özel yasalardaki -MİT Teşkilat Yasası gibi- düzenlemelerin dikkate alınması için adeta yalvarmışlardı. Ama gözü dönmüş muktedirlerin son yıllarda kullandıkları canavarları yaratmak gibi özel amaçları olduğunu&amp;nbsp; kim, nerden bilsin?&amp;nbsp; Bu yasa ile özel yetkili savcı ve hakimlerin elinden paçasını kurtarabilecek bir tek kişi var: Cumhurbaşkanı. Yani söylenenler doğru, savcı beylerin canları isterse yarın Tayyip Erdoğan'ı makam aracının içinde derdest edebilirler.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; MİT, ajan provakatör kullanabilir mi kullanamaz mı? Suç sayılır mı sayılmaz mı; Genelkurmay Başkanı yargılanabilir mi, darbeci midir değil midir, Silivridekiler Terör örgütü mensubu mudur değil midir? Bu soruların cevabını almak istiyorsanız,&amp;nbsp; özel yetkili mahkemeleri, savcılıkları ve hakimleri ortadan kaldırırsınız. İnsanların savunma haklarını iade edersiniz, yargılandığı davada yaptığı savunmadan dolayı, o yargılandığı davadan alacağı cezanın bile üzerinde ceza vermeye kalkışmazsınız, özetle önce insan olduğunuzu anımsarsınız; sorun kalmaz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir çift laf da bizim millete. Hani şu, ellerinde bayrak onuncu yıl marşını olur olmadık her yerde söyleyenlere: Hanımlar beyler; bugün tepki gösterdiğiniz sözde yargılama özde infaz tezgahlarına zamanında bu tepkileri göstermiş olsaydınız (misal 12 Eylül sonrası), bugün bu haberleri okumak zorunda kalmazdınız.&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-kskD7OzyTO0/TzUGMatn3aI/AAAAAAAAAj4/ps4zYIk9r6c/s1600/getimageV3.asp.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-kskD7OzyTO0/TzUGMatn3aI/AAAAAAAAAj4/ps4zYIk9r6c/s320/getimageV3.asp.jpg" width="226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Gazetelere, internet haber sitelerine anlı şanlı yorumculara bakacak olursanız, ortalık komplo teorilerinden geçilmiyor. Komplo teorilerinin bir tek ilacı vardır o da daha fazla özgürlük. Ama en babası, hangi Akpliydi bilmiyorum geçenlerde yumurtladı (üşendim bakmaya guugıldan siz bakıverin bi zahmet): yeni Neo-concuları örgütleyen Şimon Perezci siyonist dış mihrakların uzantıları olan ergenekoncuların işiymiş tüm yaşananlar... Abi sen ne içtin? Vallah billah parayı basıp alıcam aynısını. Olmadı imal edicem, formülünü versene...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"SIZINTI- WIKILEAKS'TE ÜNLÜ TÜRKLER" kitabını mutlaka okuyun. "Taraf"ın yayınlarken gözardı ettiği, dağınık bilgileri bir araya toplayan, bağlantılarını kuran bir kitap.&amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ek:&amp;nbsp; Bugün yazıyı hazırlamışken, akşam saatlerinde bir haber düştü internete: Isparta AKP milletvekili Recep Akgün, CMUK 250. maddede düzenleme yapılması için yasa değişikliği teklifi sundu Meclis Başkanlığına. MİT personeli ve Başbakanlıka özel görev ifası yetkilendirilen kişiler hakkında soruşturma yetkisi, Başbakan onayına bağlı olmasının, Özel Yetkili Mahkeme ve Sevcılıkların görev alanına giren suçları da kapsayacak şekilde genişletilmesine ilişkin. Kişiye özel yasa,&amp;nbsp; kişiye özel mahkeme, kişiye özel yargılama...Tam da bahsettiğim şey bu işte. İstisnalar, özel düzenlemeler...Peki nerde her yurttaşın sahip olması gereken "Adil Yargılanma hakkı"? İnek içti, inek nerde; dağa kaçtı... &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-8783672126844663119?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/8783672126844663119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=8783672126844663119&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/8783672126844663119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/8783672126844663119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2012/02/kisa-kisa-3.html' title='KISA KISA-3'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-rW258CurCGc/TzUG4lreQ0I/AAAAAAAAAkA/5QV5dabs-Rs/s72-c/hakim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-4129787218192758165</id><published>2012-02-05T23:30:00.002+02:00</published><updated>2012-02-06T00:36:05.493+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><title type='text'>KISA KISA-2</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ZYhPdNkaUJs/Ty70GrgRhbI/AAAAAAAAAjg/7mOPE0EnAqY/s1600/karsiyaka-goztepe-qr-pankart-ksk-411445330515400279.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="223" src="http://2.bp.blogspot.com/-ZYhPdNkaUJs/Ty70GrgRhbI/AAAAAAAAAjg/7mOPE0EnAqY/s320/karsiyaka-goztepe-qr-pankart-ksk-411445330515400279.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Efendim&amp;nbsp; geçen haftasonu, amatör lige düştükten sonra arkasından &amp;nbsp; lokma döktürüp cenaze namazı kıldırdığımız,&amp;nbsp; ama "Antepli İmam" tarafından 1.350.000 TL başlık parası ile alındıktan sonra bir de geçirdiği operasyon sonucu cinsiyet pardon isim değiştirerek zor bela&amp;nbsp; profesyonel lige dönebilen rakibimiz ile maçımız vardı. 3 tanesi 5 liraya satılan meşaleler ile şov yaptıklarını sanırken önce saatler süren soğuk işkencesi sonra maç sonucu (1-0) yetmezmiş gibi bir de İstanbul'a kadar yol olacak polis dayağı yiyen rakiplerimiz ile bütün hafta eyleşip durduk. Meşale şovları&amp;nbsp; Türkiye'de olay bize de kapak olacak diye beklerken bu arkadaşlar, bizimkiler sessiz sedasız öyle bir&amp;nbsp; iş yaptılar ki 'Dünya' şapka çıkarttı: QR kodlu pankart... Tabii o pankartta ne yazdığını burada açıklayamam ama hayırhah şeyler olmadığını az buçuk anlarsınız. Biz epey eğlendik, onların&amp;nbsp; bilemem.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-swalcrzotos/Ty70CXirSDI/AAAAAAAAAjY/dJXxGWVNBCM/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-swalcrzotos/Ty70CXirSDI/AAAAAAAAAjY/dJXxGWVNBCM/s1600/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir kar yağdı haftaiçi, İzmir dellendi. Hem de ne dellenme. Millet haftasonunu perşembeden getirdi. eline havuç kapan sokağa fırladı, kardanadam yaptı. Kartopu yapmayı bilmeyenler özel ders aldı. Hatta, kayak takımını çıkarıp kayanlar bile vardı. Ciddiyim, adam kar takımını giymiş, ayağında kayaklar büyük slalomda dünya rekorunu kırmaya uğraşıyordu. Arabayı temizlerken komşu balkondan sarkmış fırça atmaya uğraşıyordu bana. Sanırsın, kedi köpek tekmeledim.Hayır, araba kullanırken kimse tepeme çıkmadı... Çok şükür.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-27gGH4W7v4c/Ty70Kiz-R_I/AAAAAAAAAjo/vDBYJGsdD4o/s1600/970_c.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-27gGH4W7v4c/Ty70Kiz-R_I/AAAAAAAAAjo/vDBYJGsdD4o/s1600/970_c.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Almodovar'ın son filmi, &lt;i&gt;İçinde Yaşadığım Deri&lt;/i&gt;... İzleyin izlettirin. &lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-4129787218192758165?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/4129787218192758165/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=4129787218192758165&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/4129787218192758165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/4129787218192758165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2012/02/kisa-kisa-2.html' title='KISA KISA-2'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ZYhPdNkaUJs/Ty70GrgRhbI/AAAAAAAAAjg/7mOPE0EnAqY/s72-c/karsiyaka-goztepe-qr-pankart-ksk-411445330515400279.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-6375916162213383047</id><published>2012-01-26T13:00:00.000+02:00</published><updated>2012-01-26T13:10:04.872+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ANLATI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>AĞLAMAKLI MUHABBETLER- ONUR OKUMUŞ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-b8hMmml-aXw/TyEyBmMf5dI/AAAAAAAAAio/2ruuWrIFxPs/s1600/onur-okumu%25C5%259F.png" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/-b8hMmml-aXw/TyEyBmMf5dI/AAAAAAAAAio/2ruuWrIFxPs/s320/onur-okumu%25C5%259F.png" width="220" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; Aslında bu kitap tanıtım yazısını, &lt;a href="http://www.kedikitabevi.blogspot.com/"&gt;www.kedikitabevi.blogspot.com&amp;nbsp; &lt;/a&gt;dan yayınlamam lazımdı ama işin içinde Karşıyakalılık olunca dayanamadım. Onur Okumuş, Karşıyakalı genç bir arkadaşımız. Kaleme sevdasından haberimiz yoktu... Ta ki kitabı yayınlanana kadar. Hemen irtibata geçildi&amp;nbsp; &lt;a href="http://www.cekirdeksanat.com/"&gt;Çekirdek Sanat ile &lt;/a&gt;bol miktarda kitaptan temin edilip Kedi'nin raflarında yerini alması sağlandı. Okuması yapıldı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; "Ağlamaklı Muhabbetler", Onur Okumuş'un ilk öykü kitabı. İlk kitapları okurken her zaman &amp;nbsp; düzeltmen çalışmasının yetersizliğinden korkarım.&amp;nbsp; Ama bir kaç eksiğe rağmen Onur'un dili ve dikkati, yayıncıyı bu sefer kurtarmış görünüyor. Tema bütünlüğü olmayan ama her biri içinde melankoli ve hüznü barındıran öykülerden derlenmiş bir kitap okuyorsunuz. Belki de tema bütünlüğü burada saklı. İçiniz burulurken de gülümserken de hüzün peşinizi bırakmıyor satırlarda. Biçim denemelerine girişmeden, klasik öykü kalıplarında hazırladığı öyküler demetinden oluşan, 63 sayfalık bir kitap. Gerçi, yayınevinin tercih ettiği yazı karakteri ve boyutu da 63 sayfada kalmasında etkili.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Öykülerde ilk dikkati çeken nokta, Onur Okumuş'un kelime haznesinin genişliği. Kitaba adını veren "&lt;i&gt;Ağlamaklı Muhabbetler&lt;/i&gt;" öyküsünde Karadeniz yerel ağzına hakimiyeti şaşırtıcı diye düşünürken, mekansız ve zamansız diğer öykülerde de aynı becerisini görünce&amp;nbsp; dersine iyi çalışmış bir yazar ile karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz.&amp;nbsp; Bir yazarın en büyük silahının sözcük zenginliği olduğu düşünülecek olursa müthiş bir donanıma sahip demektir, Onur Okumuş. Cümlelerin kurulum rahatlığı da, ayakların yere sağlam basışının müjdecisi.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir kaç öyküde yaşadığı "son" landırma krizine (&lt;i&gt;Denizkızı ve Pegasus- Yaz Sıcağı&lt;/i&gt;) ise hangi yazarda yaşanmıyor ki bu sorun, deyip hoşgörü ile bakılabilir sanırım. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; "Ağlamaklı Muhabbetler", yazın macerası merak uyandıracak kıvama ulaşmış genç bir yazarın habercisi. Ne bir erken doğum ne de gecikmiş bir kalem.&amp;nbsp; &lt;i&gt;Olgunlaşmaya niyetli ve hevesli, yüzü güneşe dönük lezzetlenmekte olan bir meyve. &lt;/i&gt;Yolun açık olsun,Onur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;b&gt;Camgöz Kitap&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ağlamaklı Muhabbetler&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Onur Okumuş&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2011&lt;br /&gt;ISBN 978-605-4521-14-2&lt;br /&gt;Yayın Yönetmeni&lt;br /&gt;Tuncay Takmaz&lt;br /&gt;Tasarım ve Uygulama&lt;br /&gt;Betül Başol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-6375916162213383047?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/6375916162213383047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=6375916162213383047&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6375916162213383047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6375916162213383047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2012/01/aslnda-bu-kitap-tantm-yazsn-www.html' title='AĞLAMAKLI MUHABBETLER- ONUR OKUMUŞ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-b8hMmml-aXw/TyEyBmMf5dI/AAAAAAAAAio/2ruuWrIFxPs/s72-c/onur-okumu%25C5%259F.png' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-240633440763386485</id><published>2012-01-24T11:22:00.001+02:00</published><updated>2012-01-24T11:22:37.041+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><title type='text'>29 OCAK GELİYOR.BU HAFTASONU ŞENLİK VAR.</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-qAEPKrsga-o/Tx52gONPcSI/AAAAAAAAAiQ/xumOJ3ZMxUg/s1600/407846_2921195781609_1012236664_33036984_573030852_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="352" src="http://1.bp.blogspot.com/-qAEPKrsga-o/Tx52gONPcSI/AAAAAAAAAiQ/xumOJ3ZMxUg/s640/407846_2921195781609_1012236664_33036984_573030852_n.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; 17 EYLÜL GECESİ FOTOĞRAFTA İŞARETLENMİŞ OLAN FÜZE(!) HAKİKATEN İKİ ADET, OMUZDAN ATEŞLEMELİ&amp;nbsp; OLARAK&amp;nbsp; KULLANILDI. HAVAİ FİŞEKLERDEN ROKET YAPILMIŞ. &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-240633440763386485?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/240633440763386485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=240633440763386485&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/240633440763386485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/240633440763386485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2012/01/29-ocak-geliyorbu-haftasonu-senlik-var.html' title='29 OCAK GELİYOR.BU HAFTASONU ŞENLİK VAR.'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-qAEPKrsga-o/Tx52gONPcSI/AAAAAAAAAiQ/xumOJ3ZMxUg/s72-c/407846_2921195781609_1012236664_33036984_573030852_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-912563730192102637</id><published>2012-01-15T22:41:00.002+02:00</published><updated>2012-01-15T23:14:39.193+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BANA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YEMEK'/><title type='text'>FIRINDA BEŞAMEL SOSLU KAŞARLI TAVUKLU KEREVİZ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Bu da oldu!!!&lt;br /&gt;Bu işe de el attım!!!&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazmıyorsun diyordunuz; Huysuzlanmıyorsun diyordunuz, yoksun diyordunuz; Sanat adamı oldun çıktın başımıza, diyordunuz. Alın bakalım&amp;nbsp; belayı. Hem de tepsi tepsi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Baştan başlayayım. Karakolda ifade verirken polis öyle yapar zanlıya, baştan anlat kardeşimi der. Her şey, perşembe günü aksırıp tıksırmamla başladı. Sağımda solumda, ötemde berimde, kim var kim yok hastalanıp üstüme üstüme geliyordu ve ben direniyordum kaç gündür. Perşembe gününe kadarmış direnişim, öksürük ile gelen geldi. Cuma gününü evde geçirdim. Evde kalan adam ne yapar? Yemeğe sarar.&amp;nbsp; Yemeğe sarmam, buzdolabında c.tesi günü&amp;nbsp; zıkkımlanacak hiçbir şey kalmamasına sebep oldu. E, bir de dolapta son kalanları bitirme telâşı ile iki tepsi ıspanaklı- çökelekli börek yaptım. &amp;nbsp; Yemek konusunda yetenekliyimdir. Her iki alanında da. Cumartesi börek becerimin sonucunda hız kesmeden, dolapta onbeş gündür annemi bekleyen kerevizlere gözümü diktim. Bilen bilir, bilmeyen de gitsin bilenlerden öğrensin sebebini: Ben kereviz sevmem. Künahım kadar hem de. Ama yıllar önce fırında yapılmışını yedirmişti birisi fena değil demiştim. En son bir ay önce&amp;nbsp; nerden esti ise ev yemekleri yapan bir lokantada gördüm benzerini yedim. Hoşuma gitti.&amp;nbsp; Aklıma geldi, ben yaparım bunu dedim ve ilahlar ilahı "Google" a sordum, tarifi geliverdi önüme: &lt;b&gt;FIRINDA BEŞAMEL SOSLU KAŞARLI TAVUKLU KEREVİZ...&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-rGb-K3wRp3M/TxM4YMiCwDI/AAAAAAAAAhs/INotxdP-WzM/s1600/SDC10320.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://1.bp.blogspot.com/-rGb-K3wRp3M/TxM4YMiCwDI/AAAAAAAAAhs/INotxdP-WzM/s400/SDC10320.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/b&gt; Malzemede &lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt; olmayan eklemeleri de ben yaptım. küp şeklinde doğranmış tavuk eti (göğüs), domates, soğan, yeşil biber ve sarmısakın dışında; havuç- bezelye- patatesten oluşan ek harç. Tabii malzeme fazla, kereviz de az olunca ek olarak iki büyük patates de eşlik ediverdi kereviz kafalarına. Bir de bugün pazarda bulunup alınan 'kestane mantar'.. Ama dikkatinizi çekerim, konserve ürün yok! Tüm harç TARAFIMDAN, kıvamında hazır hale getirilmiştir!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Her bi' şey (kereviz ve patatesler temizlenip oyulup suda pişirilmiş; tavuk eti, domates, soğan, sarmısak, yeşil&amp;nbsp; biber yağda kavrulmuş; bezelye, patates, havuç sıcak suda haşlanmış, beşamel sos hazırlanmış, kaşar peyniri rendelenmiş olarak) tamam olduktan sonra tepsiye yerleştirilip doldurulması gereken yerlere malzeme tıka basa dolduruldu. Beşamel sos gezdirildi,kaşar serpildi ve tepsi fırına verildi. Sonuç: Mükemmel... İnanmayan fotoğrafa baksın.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yemek blogları, gezi sayfaları, çocuk bakımı ve gelişimi yazarları, ilişki uzmanları, aşk doktorları, insan sarrafları,&amp;nbsp; el işi- nakış hocaları... o titreme, arkadan esnesinize doğru gelen soğuk ürperti, perdedeki kıpırdama... hayır sebebi açık kalan pencere değil. Benim nefesim. Ensenizdeyim. Saygılar...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-912563730192102637?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/912563730192102637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=912563730192102637&amp;isPopup=true' title='40 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/912563730192102637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/912563730192102637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2012/01/firinda-besamel-soslu-kasarli-tavuklu.html' title='FIRINDA BEŞAMEL SOSLU KAŞARLI TAVUKLU KEREVİZ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-rGb-K3wRp3M/TxM4YMiCwDI/AAAAAAAAAhs/INotxdP-WzM/s72-c/SDC10320.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>40</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-8375812804583708545</id><published>2011-12-30T18:55:00.000+02:00</published><updated>2012-01-05T10:09:16.916+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ANLATI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>LİMAN BEKÇİSİ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sigarasının külü uzadıkça sarkmış aşağıya doğru ha düştü ha düşecek;&amp;nbsp; inatla tutunuyor kor ateşe. Elleri çatlaklarla dolu, derin yarıklar var. Tırnaklar, tırnak olmaktan çıkmışsa da yapışmış köküne bırakmıyor eti. Sakal üç, bilemedin beş gün günlük; beyazla karışık ve seyrek ya, yüzüne yayılmış. Kimbilir kaç yılın yün beresi; kir, toz, yağ, iyot, yosun, balık, deniz karışmış; mevsimlere aldırmadan hep başında. Önünde yığılı ağda gözleri, şaraptan kan çanağı...Soğuk ve rüzgar ve deniz suyu ile şişmiş&amp;nbsp; elleri, hızlı hızlı havada yer kaplamayan ağın gözeneklerine girip çıkmakta; onarıyor. Ayağının dibinde, kimbilir kaçıncı kez soğumuş,&amp;nbsp; soğukluğundan mı alışkanlıktan mı bilinmez içinde erişmemiş şekeri ile kan kırmızı çay dolu ince belli bardak,&amp;nbsp; fondiplenmeyi bekliyor.Sorduğum soruya sabırla vereceği yanıtı bekliyorum&amp;nbsp; ses&amp;nbsp; çıkarmadan,&amp;nbsp; ama hareketlerinin de, birini bile kaçırmadan. Durdu. Bardağı aldı, sarsıntısından korateşe yapışık sanılacak kadar inatçı o külden köprü kıpırdadı bir an, kırıldı ucundan, korateş parladı koptuğu yerde; yere çarpmadan daha havada dağıldı. Ortasından avucu ile kavradığı çayı bir dikişte bitirdi. Yüzünü bana çevirdi. Sertti gözleri.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;i&gt;Öyle ustayımdır ki... Hele görmeyeyim dümenini, liman ağzına kırıp haraketlendiğini. Bir kopuş koparım yüzerek, yakalarım. Kıçındaki sandala yapışır, atarım kapağı içeri. Önceden hazırdır her şey. &amp;nbsp;&amp;nbsp; Gözüm kapalı ölçerim barut hakkını, gemiye bakıp; hangi anbara ne kadar konulacak, hangi köşeye yerleştirilecek... Tırmanırım güverteye, halatların gölgesinde saklanır inerim aşağılara, fıçıları tek tek yerleştirir, fitillerini dip orta anbara kadar uzatırım. Sigaramı yakar, korateşi ile tutuştururum fitilin ucunu. Geldiğim gölgelerin izinden çıkar, güverteden bırakırım suya kendimi. daha ben sahile varmadan, gümbürtüsü yetişir, geçer sahile çıkar kasabaya yayılır. Sade insanlar değil ha! kurdu, kuşu, börtüsü, böceği iki karış&amp;nbsp; hoplar yerinden. Bebeler ağlar, kadınlar çocuk düşürür, ihtiyarlar yasinlerine sarılır.&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp; Neden dersin de mi? De, de... Derin su karanlıktır; yutar her şeyi. Umudun uzakların kime ne yararı var? Kime ne yararı olmuş? Kimse çıkamaz bu limandan! Çıkamaz!&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;ARALIK 2011&amp;nbsp; &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-8375812804583708545?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/8375812804583708545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=8375812804583708545&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/8375812804583708545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/8375812804583708545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/12/liman-bekcisi.html' title='LİMAN BEKÇİSİ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-1653774818425217970</id><published>2011-12-29T20:36:00.001+02:00</published><updated>2011-12-29T20:37:18.797+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><title type='text'>KISA KISA...</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;FESTUS OKEY&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir zamanlar, "Bay Hiçkimse" diye anmıştım dava dosyasını.&lt;a href="http://halilektem.blogspot.com/2010/10/bay-hic-kimse-insan-festus-okey.html#axzz1hwvXBjnm"&gt;tıkla &lt;/a&gt;&amp;nbsp; Mahkeme heyeti, nüfus kayıt örneğini Nijerya'dan sormaya kalkışmıştı. Sonucu ne oldu bu sorgu sualin bilmiyorum; karara çıkmış dava:&amp;nbsp; Sanığın 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına... Hadi şimdi, sayın mahkeme heyeti nüfus kaydını sorup soruşturduğu ailesinin yaşadığı Nijerya'daki köye gidip, annesine okusun kararı: Oğlunuz insanca yaşama umudu ile geldiği ülkemizin karakolunda öldürüldü; öldüren sanığa 4 yıl 2 ay&amp;nbsp; ceza verdik...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; X&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; X&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; X&lt;br /&gt; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KATIRCILAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Katırcılar filmini anımsayan var mı bilmiyorum ama en son, Hasan Ali Toptaş'ın bir hikayesinde okumuştum. O zamanlar, mayın tarlasına sürülürdü katırlar. Şimdi sürgün bile veremiyor yaşam katır izlerinde; ölüm gökten yağıyor. Katırlar hariç 20 insan. Araştırıyorlar-mış. Termalleri insan ısısına benzetememiş gördüğü kıpırtıları.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; X&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; X&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; X&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AYDIN MENDERES&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Babasının başbakanlığını gördü, yargılanmasını izledi; idamına tanıklık etti. Kalan ömrünü, babasından çalınan hayat-mış gibi yaşadı. Babasının kimliği cebindeydi her aldığı nefeste. Zor bir yaşam. İnandığı tanrısına yürüdü bir kaç gün önce. Yaşarken bir türlü göremediği eşleştirmeyi, geride kalanlar gerçekleştirdi. Ölen Aydın-dı, anılan "Adnan" oldu. Onların göstermedikleri saygıyı gösterip susmak gerek.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-1653774818425217970?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/1653774818425217970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=1653774818425217970&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1653774818425217970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1653774818425217970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/12/kisa-kisa.html' title='KISA KISA...'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-3452387002755407766</id><published>2011-12-18T01:06:00.000+02:00</published><updated>2011-12-18T21:54:12.464+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SİNEMAYA DAİR'/><title type='text'>HABEMUS PAPAM ( BİZİM BİR PAPAMIZ VAR)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Katolik Hıristiyan için yaşayacağıen önemli olaylardan birisi nedir? Papalık seçimi mi? Peki ya bu Katolik Hıristiyanımızinançlı, kendisini adamış bir din adamı ve &amp;nbsp;Kardinalliğe kadar yükselmiş ise? SistineKilisesi’nde Papa seçiminde bulunmak mı? &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-dyQw_-t79Oo/Tu0gCaVAViI/AAAAAAAAAdw/nx3IGKfwAuc/s1600/MV5BMTMxMzQ5ODI2NF5BMl5BanBnXkFtZTcwNzExMjcwNQ%2540%2540._V1._SY317_CR4%252C0%252C214%252C317_.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-dyQw_-t79Oo/Tu0gCaVAViI/AAAAAAAAAdw/nx3IGKfwAuc/s320/MV5BMTMxMzQ5ODI2NF5BMl5BanBnXkFtZTcwNzExMjcwNQ%2540%2540._V1._SY317_CR4%252C0%252C214%252C317_.jpg" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;İtalyanların fırlama sinemacısı NanniMoretti, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;habemus Papam!&lt;/i&gt; diye seslenirkenaynı anda &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;durun bir dakika&lt;/i&gt; diyor. Ne kadarinanmış olursa olsun, ne kadar kararlı olursa olsun, biricik babamız da birinsan ve modern çağlarda yaşıyor; modern toplumda bireyin en büyük sorunu olandepresyondan onu koruyacak olan ne var? Hiçbir şey.. O zaman tam da papa ilanedileceği anda bir sinir krizi geçirirse ne olacak? Şenlik başlayacak. Şaşkınlıktandilleri tutulmuş kardinaller; inançsız ve kendisini terk eden eşi ile uğraşıpduran bir psikanalist, basını uzak tutmak için çabalayan ve fakat aynı zamandakardinalleri idare etmeye çalışan bir basın sözcüsü; kendisini arayan, kendine yardımcıolamayıp bir milyar insana yardımcı olması istenen tiyatro düşkünü bir Papa…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Vatikan’ın kapısından değil girmek, yan sokaktan bile geçmesi yasak olanFreud ve psikanaliz yöntemi, üstelik ön kapıdan elini kolunu sallaya sallayagiriveriyor dinsiz Psikiyatrist kılığında. Elinde feneri eksik kendisini arayanPapamız da aynı anda Roma sokaklarına sığınıyor. Kaldığı otelde karşılaştığı tiyatro kumpanyasınıizliyor. Kiliseye gidiyor. Psikiyatristimiz (Nanni Moretti) Kardinallere ders verirken o, Çehov'un Vişne bahçesi oyununu izliyor büyük bir hevesle. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Finalde, kendini bilen her insanın yapması gerekeni yaptı. Öyle ya, ne demişSokrates: Kendini Bil! &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; NanniMoretti’nin derdi din ile değil aslında. İnançlılara kendi inançsızlığınıusturubu ile söylerken modernizmin neresinde olduğunu bilemediğimiz toplum ilekilisenin arkaik yapısını tartışıyor usul usul. Sıra olmuş, ilahi eşliğinde &amp;nbsp;Papa seçimi için Sistine Kilisesine yürüyenkardinalleri izleyen televizyon kameraları, havada uçan helikopterler, naklenyayın araçları hepsi günümüz toplumunun bir parçası olarak, yüzlerce yıllık &amp;nbsp;geleneğin hemen yanında, kırmızı hat ileayrılıyorlar sadece. Kardinallerin, saf ve eksantrik halleri ile taban tabanazıt bir görüntü çiziyor. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Bu yılkiFilmekiminde yerini alan “Habemus Papam”, &amp;nbsp;izlenmeyi hak ediyor. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="detay_table_head"&gt;&lt;h3&gt;Yapım:&lt;/h3&gt;&lt;/td&gt;                    &lt;td class="detay_table_tr_icerik"&gt;&lt;h4&gt;                                                                                       &amp;nbsp;-&amp;nbsp;                            &lt;a href="http://www.sinemalar.com/film/155129/habemus-papam" title="İtalya Filmleri"&gt;İtalya&lt;/a&gt;&amp;nbsp;                                                       &lt;/h4&gt;&lt;/td&gt;                 &lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;                    &lt;td class="detay_table_head"&gt;&lt;h3&gt;Tür:&lt;/h3&gt;&lt;/td&gt;                    &lt;td class="detay_table_tr_icerik"&gt;&lt;h4&gt;                                                        &lt;a href="http://www.sinemalar.com/film/155129/habemus-papam" title="Dram Filmleri"&gt;Dram&lt;/a&gt;                                                     &lt;/h4&gt;&lt;/td&gt;                &lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;                    &lt;td class="detay_table_head"&gt;&lt;h3&gt;Süre:&lt;/h3&gt;&lt;/td&gt;                    &lt;td class="detay_table_tr_icerik bordo"&gt;102 dakika&lt;/td&gt;                &lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;                    &lt;td class="detay_table_head"&gt;&lt;h3&gt;Yönetmen:&lt;/h3&gt;&lt;/td&gt;                                &lt;td class="detay_table_tr_icerik"&gt;&lt;h4&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                                          &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/45729/nanni-moretti" title="Nanni Moretti Filmleri"&gt;Nanni Moretti,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                 &lt;/h4&gt;&lt;/td&gt;                   &lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;                    &lt;td class="detay_table_head"&gt;&lt;h3&gt;Oyuncular:&lt;/h3&gt;&lt;/td&gt;                                &lt;td class="detay_table_tr_icerik" colspan="2"&gt;&lt;h4&gt;                                                                                                                                                                           &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/27341/margherita-buy" title="Margherita Buy Filmleri"&gt;Margherita Buy,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                 &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/45729/nanni-moretti" title="Nanni Moretti Filmleri"&gt;Nanni Moretti,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/46130/michel-piccoli" title="Michel Piccoli Filmleri"&gt;Michel Piccoli,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                 &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/517171/rossana-mortara" title="Rossana Mortara Filmleri"&gt;Rossana Mortara,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                 &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/374568/camillo-milli" title="Camillo Milli Filmleri"&gt;Camillo Milli,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                 &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/258475/gianluca-gobbi" title="Gianluca Gobbi Filmleri"&gt;Gianluca Gobbi,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                 &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/412038/ulrich-von-dobschutz" title="Ulrich Von Dobschütz Filmleri"&gt;Ulrich Von Dobschütz,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                 &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/487374/massimo-dobrovic" title="Massimo Dobrovic Filmleri"&gt;Massimo Dobrovic,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                                                                          &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/517169/camilla-ridolfi" title="Camilla Ridolfi Filmleri"&gt;Camilla Ridolfi,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                 &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/487375/leonardo-della-bianca" title="Leonardo Della Bianca Filmleri"&gt;Leonardo Della Bianca,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                 &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/517170/manuela-mandracchia" title="Manuela Mandracchia Filmleri"&gt;Manuela Mandracchia,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                 &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/80090/roberto-nobile" title="Roberto Nobile Filmleri"&gt;Roberto Nobile,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                   &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/31862/jerzy-stuhr" title="Jerzy Stuhr Filmleri"&gt;Jerzy Stuhr,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                 &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/67773/renato-scarpa" title="Renato Scarpa Filmleri"&gt;Renato Scarpa,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                                                                          &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/87957/franco-graziosi" title="Franco Graziosi Filmleri"&gt;Franco Graziosi,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                   &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/100037/dario-cantarelli" title="Dario Cantarelli Filmleri"&gt;Dario Cantarelli,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                           &lt;/h4&gt;&lt;/td&gt;                   &lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;                    &lt;td class="detay_table_head"&gt;&lt;h3&gt;Senaryo:&lt;/h3&gt;&lt;/td&gt;                                &lt;td class="detay_table_tr_icerik" colspan="2"&gt;&lt;h4&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                               &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/45729/nanni-moretti" title="Nanni Moretti Filmleri"&gt;Nanni Moretti,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/74369/francesco-piccolo" title="Francesco Piccolo Filmleri"&gt;Francesco Piccolo,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                   &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/74370/federica-pontremoli" title="Federica Pontremoli Filmleri"&gt;Federica Pontremoli,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                                                                   &lt;/h4&gt;&lt;/td&gt;                   &lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;                    &lt;td class="detay_table_head"&gt;&lt;h3&gt;Senaryo (Kitap):&lt;/h3&gt;&lt;/td&gt;                                &lt;td class="detay_table_tr_icerik" colspan="2"&gt;&lt;h4&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         &amp;nbsp;-                                                     &lt;/h4&gt;&lt;/td&gt;                   &lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;                    &lt;td class="detay_table_head"&gt;&lt;h3&gt;Yapımcı:&lt;/h3&gt;&lt;/td&gt;                                &lt;td class="detay_table_tr_icerik" colspan="2"&gt;&lt;h4&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                    &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/45729/nanni-moretti" title="Nanni Moretti Filmleri"&gt;Nanni Moretti,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/209588/jean-labadie" title="Jean Labadie Filmleri"&gt;Jean Labadie,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   &lt;a href="http://www.sinemalar.com/sanatci/58645/domenico-procacci" title="Domenico Procacci Filmleri"&gt;Domenico Procacci,&amp;nbsp;&lt;/a&gt;                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  &lt;/h4&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-3452387002755407766?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/3452387002755407766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=3452387002755407766&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3452387002755407766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3452387002755407766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/12/habemus-papam-bizim-bir-papamiz-var.html' title='HABEMUS PAPAM ( BİZİM BİR PAPAMIZ VAR)'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-dyQw_-t79Oo/Tu0gCaVAViI/AAAAAAAAAdw/nx3IGKfwAuc/s72-c/MV5BMTMxMzQ5ODI2NF5BMl5BanBnXkFtZTcwNzExMjcwNQ%2540%2540._V1._SY317_CR4%252C0%252C214%252C317_.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-5235249006845649037</id><published>2011-12-04T19:10:00.004+02:00</published><updated>2011-12-25T18:10:21.220+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ANLATI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>UNUTKANLIK</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman TUR&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; mso-outline-level: 3;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;a href="http://halilektem.blogspot.com/2011/12/unutkanlik.html"&gt;&amp;nbsp;&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ona daha yakından,&amp;nbsp; çekinmeden baktım. Pırıl pırıl gözlerini,iş görmemiş ellerini, yaşlı çocuk kafasını, huzurlu ve parlak dudaklarını inceledim. Vicdan azabı çeken bir adama benzemiyordu. Hele soğukkanlılıkla adam öldürecek birine hiç. Ona ne kadar baksam sadece saflık ve dürüstlük görüyordum. Kuşku çekecek bir şey yoktu. Ya da olsa olsa, yüzünde hafif bir titreme ve bakışlarında zaman zaman bir dalgınlık…” &amp;nbsp;&amp;nbsp;-&lt;/i&gt; Alıntı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;Hükümlü nakil aracının, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;soğuk&amp;nbsp; sarı lambalı ışığı altında uzaklara dalıp gitmesine sebep olan bir tabloya bakıyormuş gibi gözlerini arkamdaki metal duvar üzerinde takılmıştı. Arada gülümsüyormuşçasına dudak uçları açılıyor, bilekten kelepçeli ellerinin üzerinde parmakları tempo tutuyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Eğitimin ilk gününde mahkûmlarla göz teması kurmamaya çalışın, demişti Müdür Bey. Oysa Üniversitede iken derslerde sürekli tekrarlanan " Müşteri ile ilk yapmanız gereken, göz teması kurmaktır" bilgisi öyle bir yer etmiş ki kafamda, ister istemez her karşılaştığım insanın doğrudan gözlerine bakıyorum yıllardır. Eski bilgi&amp;nbsp; yeni bilgiyi fena halde hırpalayıp kavgayı kazanmış, ben de ilk hatamı yapmıştım; Onu incelerken, göz göze gelmiştik. İnsani bağ işte. Anlatmayı unuttum, sıradan bir üniversitenin sıradan satış-pazarlama bölümü mezunuyum. Az maaş- çok mesaili, bol hayal kırıklığı ve bezginlik dolu meslekî iş yaşamım bir gazete ilanı ile son bulmuş, bir dizi sınav-mülakat maratonu sonunda (belki de fizik görüntüme bakılarak) kendimi "infaz koruma memuru" olarak bulmuştum. Maaşı orta karar, sosyal güvenliği tam sakin bir iş. Sakin? En azından o hükümlü nakil aracına binene kadar sakindi. Oryantasyon eğitimi adı altında, aslında yaşayarak da öğrenebileceğimiz &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;bir dolu &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;bilgiyi, cezaevi müdüründen aldıktan sonra koyu lacivert elbiseyi sırtıma giyip, dört duvar arası işime başlamıştım. Kimilerine sıkıcı ve hatta kürek mahkûmluğu gibi gelebilecek bu iş, benim açımdan artık saatlerce yürümek ve insanlara bir şeyler satmaya çalışmaktan kurtulmak demekti. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;i&gt;"Sigaran var mı?"&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;/i&gt;…&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Dalıp gitmişim, anlamadım sorduğu soruyu. "&lt;i&gt;Benimki çantamda, izin vermediler üstüme almama; yol da uzun...&lt;/i&gt;" &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Aynı apartmanda yaşayan kapı komşunuz "muhasebeci İhsan bey" benzeri bu adama sigara paketimi uzatarak ikinci kuralı da ihlal etmiş oldum. "Hükümlülerle birebir ilişki kurmak, kesinlikle yasaktır" demişti, gözlüklerini temizlerken cezaevi müdürü. Dosyasında 'taammüden adam öldürme' den suçundan ceza aldığı yazıyordu. Her çeşit suçtan o kadar çok hükümlü vardı ki; gardiyanlar arasında, yeni gelen hükümlünün kılık kıyafetine, tipine bakarak hangi suçtan cezaevini boyladığına ilişkin bahis düzenlenecek kadar çok. Ve ben, n&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;asıl olup da birisini tasarlayarak öldürebildiğini düşünürken yakaladım kendimi. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;Yüzü aydınlık 60’ larında gösteren bu sevimli ihtiyar, bir başka cezaevine naklediliyordu ve ben, utanıyordum düşündüklerimden. Gerçek gözümün önündeyken üstelik. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;Hikâyesini merak ediyor,&amp;nbsp; n&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;eden adam öldürdüğünü, öldürdüğünün bir ‘adam’ mı&amp;nbsp; kadın mı yoksa çocuk mu olduğunu, tanıyıp tanımadığını sormak istiyor &amp;nbsp; ama çekiniyordum. Henüz meslek erozyonu başlamamış bir infaz koruma memuruydum ben. Maaş gününü dört gözle bekleyen, her ay kirasını düzenli olarak ödeyen, genç, bekâr bir memur. Utangaçlık ve tedirginlikten ileride kurtulacaktım. Hiç disiplin cezası almamış, tecrit hücresini boylamamış, kimse ile kavgası olmayan, varlığını aynı koğuşta kalıyor olsanız bile en erken bir hafta sonra fark edebileceğiniz bir mahkûmun, neden yüksek güvenlikli bir cezaevine gönderildiğini merak etmek de dâhildi aklımdan geçen sorulacak sorular listesine. Sormadım. Tam susmaya meyilli, içtiği sigaranın dumanını izlerken... yüzü değişmiş miydi yoksa bana mı öyle geliyordu? Gözleri büyümüş, ışıldamıştı sanki. Ağzı da açılmış mıydı? Araç sarsılıyordu galiba. Yalpaladı, &amp;nbsp;bir tarafına doğru çekiliyormuş gibi eğildi; oturduğumuz yerlerde savrulduk &amp;nbsp; ikimiz de. Onun tarafına doğru yatmaya başladı araç, fren sesi kesildi; yerimden fırladığımda, ellerim gayri ihtiyarî, tutunacak bir şeyler aranıyordu. Onun üstüne doğru düştüm. Bir an burun buruna geldik, göz akının kırmızı küçük kılcal damarlar ile kaplandığını gördüm. Takla atmaya başladık. Aracın içinde, çamaşır makinesine atılmış kirli çamaşır gibi sağa sola çarpıyordum. Ellerinin belimi tutmaya çalıştığını.. hayır tutmaya çalışmıyordu; belimdeki anahtarlıkları çekiştiriyordu.. Kumaşın kopma sesi geldi belli belirsiz. Durduğumuzda, gözlerim tamamen kapanmadan önce… toprağın ıslaklığını, soğuğu hissettim bedenimde. Yüzüme eğilmişti galiba; yola çıkmada yediğiakşam yemeğinin kokusu karışmış nefesi okşadı yüzümü. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;Gözleri canlanmış, karanlıkta ışıldıyordu. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;Belimde kemere bağlı deri kabında duran silahıma uzandı bir el.&amp;nbsp; silahın kılıftan sıyrılırken çıkarttığı sese kaldırılan horozunun sesi karıştı. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp; Dudakları kulağıma yaklaştı:&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;i&gt;"Geceleri uyuyamıyorum. Yapmam gerekenleri, sokaklarda gezen siz gereksiz ve zayıfları düşündükçe"&lt;/i&gt;.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yerimden kalkamıyordum. Gözlüklü ve göbekli müdür bey ne demişti? "Nakil aracına binerken, silahınızı asla yanınızda taşımayın. Ön bölümdeki görevlilere teslim edin." Bu&amp;nbsp; acemilik değil ihmalkârlıktı. &amp;nbsp;Sonrası karanlık.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;ARALIK 2011&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-5235249006845649037?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/5235249006845649037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=5235249006845649037&amp;isPopup=true' title='23 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/5235249006845649037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/5235249006845649037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/12/unutkanlik.html' title='UNUTKANLIK'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>23</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-6452702743451753278</id><published>2011-11-27T22:58:00.003+02:00</published><updated>2011-12-02T09:51:21.428+02:00</updated><title type='text'>SERAMİK SERGİSİ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-tPpgt_8B1WI/TtKhmMnDVxI/AAAAAAAAAaE/rem4PDV0oPM/s1600/_afi%25C5%259F.jpg_" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://3.bp.blogspot.com/-tPpgt_8B1WI/TtKhmMnDVxI/AAAAAAAAAaE/rem4PDV0oPM/s640/_afi%25C5%259F.jpg_" width="460" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;SERAMİK SANATÇISI DEFNE KÜÇÜK'ÜN SERGİSİ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Kedi sevdalısı,&amp;nbsp; Karşıyakalı, annesinin&amp;nbsp; bana yaptığı mozaik pastaların baş düşmanı. Benden selam söyleyin gidecek olanlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adres:&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;h6 class="uiStreamMessage" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:1}"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Schneidertempel Sanat Merkezi Bankalar Cd. Felek Sk. No:1 Karaköy Tel- Faks: 0 212 249 01 50 &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h6&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Tarih:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;8-30 Aralık 2011&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Açılış Kokteyli: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;8 Aralık 2011: 18:30-20:00&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;h6 class="uiStreamMessage" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:1}"&gt;&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h6&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-6452702743451753278?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/6452702743451753278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=6452702743451753278&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6452702743451753278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6452702743451753278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/11/seramik-sergisi.html' title='SERAMİK SERGİSİ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-tPpgt_8B1WI/TtKhmMnDVxI/AAAAAAAAAaE/rem4PDV0oPM/s72-c/_afi%25C5%259F.jpg_' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-6295405691417755549</id><published>2011-11-25T18:43:00.010+02:00</published><updated>2011-12-03T10:37:33.458+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ANLATI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>KÖRFEZE AY ÇARPIYOR/4</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;İSKELE &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Karanlığı yararak, duvarlara çarparak, köpekleri hoşştlayarak, kuytu köşelerde durup, araba arkalarında saklanıp yürüyoruz.&amp;nbsp; Travestiler yol kenarlarında, polis araçları korumalık yapıyor sokak başlarında. Taksicilerin gözü, köhne binalara travestilerin kollarında girip çıkanlarda. Onların, içeride kaybettiklerinin utancından kaçarcasına atılan hızlı adımları izliyorlar, yakalama telaşıyla. Birilerinin günahları, ekmek olup sevaba dönüşecek, günahlar sevaplara karışacak kim günahkâr kim sevabkâr anlaşılamayacak.&lt;span style="color: #993366;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="background: none repeat scroll 0% 0% white; color: black;"&gt;Sigara kadın satan kayboluyor, geldiği karanlığa ve sokaklara karışıyor. &lt;i&gt;Nereye…&lt;/i&gt; diye sesleniyorum. Arkasını dönmeden elini sallıyor sadece. Elveda mı, merhaba mı belli olmayan... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #993366;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&amp;nbsp;Vardım. İskelenin önü kalabalık. Gevşemiş mafsallar, büyümüş ruhlar, küçülmüş vicdanlar, ceplere kaldırılmış. Gecenin soğuk yüzü, Aydan yansıyor. Kafamı kaldırıyorum, ışık vuruyor gözüme. Benim bir zamanlar dünyaya düştüğüm yoldan, birisi daha geliyor. Işık huzmesini tutuyorum, ucundan.&amp;nbsp; Ay büyüyor,&amp;nbsp; kaçıyor, çekiyorum. Gök sallanıyor, yıldızlar titriyor, körfez çalkalanıyor, dalga olup. Soğuyor yer kabuğu, ayaklarım buz tutmuş üşüyorum. &amp;nbsp;Deniz kabarıyor, köpürüyor. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Dur!&lt;/i&gt; diyor, durmuyorum. Çarpıyor.. Deniz soğuk..Karanlık. Tuzlu. Balıklar kaçışıyor. Denizyıldızı geçiyor derinlere doğru. Bir dalga sarılıyor, boynumdan. Gece mavisiymiş. Kucağı sıcak. Başımı dayıyorum. Uyumadan önce sanki bir ses, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;körfeze Ay çarptı&lt;/i&gt; diye bağırıyor. Uyuyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;KASIM 2011 &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-6295405691417755549?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/6295405691417755549/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=6295405691417755549&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6295405691417755549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6295405691417755549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/11/korfeze-ay-carpiyor4.html' title='KÖRFEZE AY ÇARPIYOR/4'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-8931459105717937946</id><published>2011-11-19T23:07:00.000+02:00</published><updated>2011-11-19T23:08:55.167+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ANLATI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>KÖRFEZE AY ÇARPIYOR/3</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;MASADA&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yüzünü yara bere içinde iken izledin mi hiç aynada? Derinliklerine, büyüklüklerine, geçmişine baktın mı? &lt;/i&gt;Şef sormuştu. Şefleri severim, istediklerimi masaya getirdikleri sürece. Ne gelmiş önemlidir, nasıl gelmiş değil. Garsonlar, kapılara yaslanıp bekliyor. Sigara, tatsız nöbet arkadaşı dudak arasında. Masalar boş; bomboş değil ama. Ekseriyetle boş. Sis yayılıyor, ekseriyetle boş masalardan. Önce mekâna sonra sokağa; ağırdan. ‘Kezzaplanmış’ insanlar geçidi adeta. Yüzümdeki şark çıbanını okşuyorum. Mezelere bakıyorum tek tek. Çatalı batırıyorum favaya; ezmeyi tabağıma alıyorum patlıcan ile karıştırmak için. Rakı işaret ediyor, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;bak orada &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;kalamar var&lt;/i&gt;.. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Bir kadın geçiyor geniş kalçalı, kolunda sepeti gül satıyor galiba. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yok,&lt;/i&gt; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;sigaracı o,&lt;/i&gt; dedi şef.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bir servis daha açıldı karşı masada,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;rakısı da tamam. Genç mi yaşlı mı yüzünden anlaşılmayan bir adam. Kaldırıyoruz kadehleri; eşref için, şerefe. Aynı anda yaslanıyoruz sandalyenin arkasına, kaykılarak. Rezil rüsva ettiğimiz hayatlarımıza ağlıyoruz, şefin yanağından iki damla süzülüyor; benden gizleyerek siliyor yanağını; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;sigara dumanı kaçtı gözüme;&lt;/i&gt; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yan masada, kapıya yakın, bir adam ile bir kadın. Yüzleri bulutlu, erkeğin koyu, kadının gri.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Konuşma balonları uçuşuyor başlarının üstünde, bir ben anlıyorum ne yazdığını. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;Erkek: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yaptıklarımla geldim ben buraya, yoksa yolu bulamazdım.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;Kadın:&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; Yapamadıklarım gösterdi yolu, yapabilseydim burada olmazdım.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;En eski masanın müdavimi,&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;tam üçüncü kadehinde,- her zamanki gibi &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;anlatmaya başlıyor, rakısından büyükçe bir yudum aldıktan sonra.. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Siyah beyaz televizyon çocuğu idik biz; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;radyonun sayın muhbir vatandaş döneminden kalma, &lt;/i&gt;şef devam ediyor;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; Siyah beyazlardan, renkliye geçerken öğrendik askeri darbeyi. &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Nümayişlerden eylemlere sıçramıştık; güneşi zapt etmek için Devrek’ten yola çıkan maden işçilerine “bin selam!”… Jule Verne’e ihtiyaç duymayan sloganlara sarılmıştık. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Oysa Ay’a kadar ya gittik ya da gidemedik. Ay Delikanlısı oldum ben. Dönenlerin arasında yer almadım. Bir kayaya dayadım sırtımı. Ay’ın karanlık yüzünde uzanmış, Dünya’yı izliyorum.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;İkinci dubleler de bitti; şişe boşalmıyor bir türlü. Gelen gideni aratmıyor. Aranmıyorum ki. Aynı kadın geçerken bakıyorum, yürümekte kararsız sanki. Duruyor. Üstündeki elbisede yazılar var. Tanıyorum cümleleri ama çıkaramıyorum. Yüzünü bana çevirmeden sen&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; yazdın,&lt;/i&gt; diyor. Susuyorum. Gece mavisi bir elbise, derin yırtmaçlı. Saçları gür. Ayağında &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;çizmeler&lt;/b&gt;, narçiçeği rengi galiba. Karanlıkta, seçilmiyor. Kalkalım diyor, kalkıyoruz. Birbirimize yaslanarak yürüyoruz. Nereye? Bilmiyor.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-8931459105717937946?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/8931459105717937946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=8931459105717937946&amp;isPopup=true' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/8931459105717937946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/8931459105717937946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/11/korfeze-ay-carpiyor3.html' title='KÖRFEZE AY ÇARPIYOR/3'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-9092003629274574855</id><published>2011-11-16T10:14:00.002+02:00</published><updated>2011-11-19T23:09:08.478+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><title type='text'>KEDİ KİTABEVİ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-sOfG6DeotGE/TsNwApC8YvI/AAAAAAAAAZA/iJoDc9hy0N0/s1600/kedikitabevi-4.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-sOfG6DeotGE/TsNwApC8YvI/AAAAAAAAAZA/iJoDc9hy0N0/s320/kedikitabevi-4.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Arada sırada (haftada 3 gün falan) takıldığım, haftasonları atölye çalışması yapıp arkasından kapı önü muhabbeti döndürdüğümüz Kedi Kitabevinin blog sayfası&amp;nbsp; açıldı. Tüm kitapları oradan alıyor olunca çare kalmadı, bir de kitap tanıtım yazısı siparişleri verilmeye başladı 'dokuzsekizlikninja' Ahmet bey&amp;nbsp; tarafından. (Burası benim sayfam, dilediğim kadar huysuzluk yapabilirim arkasından, kimse karışmasın)&amp;nbsp; Ahmet bey de mi kim? Kitabevinin sahibi sanıyor kendisini, oysa değil.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-b6jZUJFc1-w/TsNwRqiOpvI/AAAAAAAAAZI/M2KBLug5vME/s1600/kedikitabevi-11.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="212" src="http://3.bp.blogspot.com/-b6jZUJFc1-w/TsNwRqiOpvI/AAAAAAAAAZI/M2KBLug5vME/s320/kedikitabevi-11.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Neyse, laf uzadı yine.. Blog sayfası açıldı çünkü Aralık ayında pazartesi söyleşileri başlıyor. Moderatör&amp;nbsp; Melih Ergen. Abi sen konuş yeter ki, konuş işte..dedirten yaşam filozofu. &amp;nbsp; Suya sabuna, etliye sütlüye dokunmayan 'mıymıy' işlerin memleketi olmaya başlayan cânım şehrimde, du' bi' dakka diyeceğiz. Çok mu iddialı oldu? BİZ BU LİGDE SOL BACAĞIMIZLA ŞAMPİYONLUĞA OYNARIZ!! Alın size daha iddialı bi laf...&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Çok hatta hiç satmayan KİTAP tanıtımları&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Bulunamayan kitap siparişleri&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Duyulmasın diye elden gelenin yapıldığı etkinliklerin haberleri&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Atölye çalışmaları&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İğneli fıçı kıvamında söyleşiler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar şeyi kendimize saklayacak değiliz değil mi?&amp;nbsp; Çabuk, aşağıdaki linki tıklayıp takibe alın...&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kedikitabevi.blogspot.com/"&gt;http://kedikitabevi.blogspot.com/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-9092003629274574855?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/9092003629274574855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=9092003629274574855&amp;isPopup=true' title='20 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/9092003629274574855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/9092003629274574855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/11/kedi-kitabevi.html' title='KEDİ KİTABEVİ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-sOfG6DeotGE/TsNwApC8YvI/AAAAAAAAAZA/iJoDc9hy0N0/s72-c/kedikitabevi-4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>20</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-3813320838282110899</id><published>2011-11-12T21:30:00.000+02:00</published><updated>2011-11-12T21:30:44.845+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ŞİİRİMSİ'/><title type='text'>PARALEL DÜZLEM</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;Zifiri zindan gecede parlayan bir çift siyah fenere&lt;br /&gt;diktim gözlerimi, kaybolmak için..&lt;br /&gt;Sordum: İki paralel düzlem ne zaman kesişir?&lt;br /&gt;Parladı fener, aydınlandı gece&lt;br /&gt;Ve dedi:&amp;nbsp; Karakedi aralarından geçtiğinde..&lt;br /&gt;sustum..&lt;br /&gt;Haklı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KASIM' 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-3813320838282110899?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/3813320838282110899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=3813320838282110899&amp;isPopup=true' title='39 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3813320838282110899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3813320838282110899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/11/paralel-duzlem.html' title='PARALEL DÜZLEM'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>39</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-3154596366670099345</id><published>2011-11-10T12:53:00.001+02:00</published><updated>2011-11-10T23:52:05.753+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ANLATI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>KÖRFEZE AY ÇARPIYOR/2</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;KARŞI KIYI&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: inherit; font-size: large;"&gt;Spotlar, neonlar, sarı-kırmızı-yeşil- beyaz birbirine karışmış; &amp;nbsp;kafeler- insanlara, insanlar- ışıklara, çorbalar-dönerlere, &lt;b&gt;sirkeler&lt;/b&gt;-limonlara... Sırtımda ağırlık var, silkiniyorum düşmüyor. Elimi atıyorum, gelmiyor. Durup, direğe sürtünüyorum, &lt;b&gt;kedi&lt;/b&gt; gibi.. Düşmüyor.&amp;nbsp; Yeni değil ki, diyorum; aklıma geliyor hep vardı. Sokağa saldıran notalar, kolumdan paçamdan çekiyor; bir garson ağız dolusu, döke saça kelimeleri çekiştiriyor beni. Önümdeki kalabalığın kuyruğu sanmış. Bırakır birazdan. Kapıcıdan bozma market sahibi, ters ters bakıyor bira isteyen çocuklara. &lt;i&gt;Ben bira içmeyeceğim amca, sigara ver sen bana. &lt;/i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;En işlek caddesine giriyorum, mecburen. Oysa ben, yüzüne kezzap atılmış sokak var arada bir yerde, ona gideceğim. &amp;nbsp;Kısa kollu siyahlar, minilerle sarmaş dolaş. Mekânlar boş, kapı önleri tıklımtıkış.&amp;nbsp; Hava da soğuk. Ben giyemem bu havada, onlar nasıl giyiyor? &amp;nbsp;&amp;nbsp;Sokaklar işgal altında. Başrolde değilim, figüranlık yapsam, olmaz mı? &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp; &lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;Saate&lt;/b&gt; baktım, zamanın acelesi yok-muş. Gezdim. Sokakların nefesini dinledim.&amp;nbsp; Ada gibi burası. İnsanların gelip, boşaldığı, dolumdan önce terk ettiği… Gün ışığında küle dönecek &lt;b&gt;vampirler&lt;/b&gt; gibi. Matruşka’nın, hiç benzemez kaçıncı bebeği? Bir kadın, başörtülü; bakışlardan çıplak. Elleri ile göğüslerini kapatıyor. Gözünde siyah bant. Elindeki çocuğu çekiştiriyor, işaret eden parmaklardan kaçabilmek için. Koşar adıma yakın hızda, kendi normaline gidiyor. İntikamını alacak bir gece vakti parmağını sallayarak, sokağından geçmeye kalkan siyah kolsuz tişörtlere, stilettolara, boyalı saçlara, yaşama. &amp;nbsp;Kaldırımda bir travesti, galiba&amp;nbsp; bacakları uzun ama ayakları büyük. Yüzünü dönüyor&amp;nbsp; ağzında sakız, yanağındaki, şark çıbanı gibi. Yaklaşınca jilet parlıyor dudakları arasından. Lüks bir araba duruyor önünde, eğilirken&amp;nbsp; cama doğru &amp;nbsp; “siktir lan”, çıkıyor camdan dışarı. “Sen ananı gönder bana”.. Kabak yine kadınların başına patladı.&amp;nbsp; Sağdaki bardan sokağa “Gilda” eldivenini fırlatıyor, “Put The Plame On Mame”. Yanındaki mekânda, yanık ciğere çatal sallayan anason, “Dil Yarası”ndan dert yanıyor.&amp;nbsp;&amp;nbsp; İki erkek öpüşüyor karanlık çıkmazda, hemen solda. Başımı çevirdim. Vatan kurtaran aslanlar, babalarından miras, bir türlü bitiremedikleri “onuncu yıl”ı, pelteleşmiş beyinlerinin salgılarına karıştırıyorlar. Kızıyorum; yeniden. Damarlarım çekiştirmeye başladı, hadi hadi diye.. Yüzüne Kezzap Atılmış Sokağa yöneliyorum&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: inherit; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-3154596366670099345?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/3154596366670099345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=3154596366670099345&amp;isPopup=true' title='35 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3154596366670099345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3154596366670099345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/11/korfeze-ay-carpiyor2.html' title='KÖRFEZE AY ÇARPIYOR/2'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>35</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-6557732926745949480</id><published>2011-11-03T11:34:00.001+02:00</published><updated>2011-11-10T12:46:28.252+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ANLATI'/><title type='text'>KÖRFEZE AY ÇARPIYOR/1</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;Atölye bitti.. Kapıda sigaramı yaktım. Derin nefes, bir derin nefes daha… Sonra bir daha.. Özledim sigarayı. Tadı dayanılmaz-dı. Bir nefes daha..Kimseye selam sabah vermeden, arkamdan bakakalanlara aldırmadan yürüdüm. İskeleye doğru.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;YOLDA&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Işıklar uzuyor, farlardan çıkan. Sesler kesilmiyor, kornalara basılı eller. Hava serin, montuma sarıldım. Piyonlar yürüyor sağımda solumda, bazıları etekli bazıları sakallı, bıyıklı. &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Satranç tahtasının kareleri,&lt;/b&gt; renk ve yer değiştiriyor. Vapur soğuk, tekinsiz mekân. Herkes bir köşede, karanlıkta kendini seyrediyor. Seramik &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;bebeklerin&lt;/b&gt; yüzleri boya içinde. Ayaklarında isimler, ellerinde isimler, kollarında isimler. Avuçları ile konuşuyor, parmakları boşluklara basıyor. Görünmez oluyor parmaklar hızdan. Kitabın satırları bulanıklaştı, siyah lekeler içinde. Eskiden şiirci vardı, elli kuruşa satardı duygularını, şimdi nerdedir ki?&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;‘ Bu gördüğünüz alet’&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;de yok. Aletler, sabah satılır bir tek demek ki. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;Elime &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;kurabiye&lt;/b&gt; kırıntısı bulaşmış, sabahtan kalma belki, belki de akşamsefası çayın yanında. Cemil ne yaptı acaba? O da evde başka kurabiye kırıntıları mı aranıyordur şimdi? Bulamaz ki.. Kızacak bana. Mırrlamayacak, döndüğümde, sürtünmeyecek bacaklarıma. Koltuk sallandı, vapur gıcırdadı, yorgun, mafsalları ağaçtan. İndim..&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;KASIM 2011&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-6557732926745949480?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/6557732926745949480/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=6557732926745949480&amp;isPopup=true' title='46 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6557732926745949480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6557732926745949480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/11/korfeze-ay-carpiyor1.html' title='KÖRFEZE AY ÇARPIYOR/1'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>46</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-7319131774637019443</id><published>2011-10-30T02:30:00.000+03:00</published><updated>2011-10-30T02:30:48.699+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ŞİİRİMSİ'/><title type='text'>DİLİM DÜĞÜM</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 14.0pt; line-height: 150%;"&gt;Dilim düğüm, &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 14.0pt; line-height: 150%;"&gt;kelimeler kementli boyunlarından&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 14.0pt; line-height: 150%;"&gt;Ha! Dedikçe, &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 14.0pt; line-height: 150%;"&gt;dur diyor..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 14.0pt; line-height: 150%;"&gt;Bu zamanlarda, &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 14.0pt; line-height: 150%;"&gt;Gözüm uykuyu çağırıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 14.0pt; line-height: 150%;"&gt;Sıcakla soğuk arasında &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 14.0pt; line-height: 150%;"&gt;Özgürüm.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt; line-height: 150%;"&gt;Ekim' 2011 &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-7319131774637019443?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/7319131774637019443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=7319131774637019443&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7319131774637019443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7319131774637019443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/10/dilim-dugum.html' title='DİLİM DÜĞÜM'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-5116483200194458635</id><published>2011-10-22T21:24:00.003+03:00</published><updated>2011-10-23T01:52:37.673+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>KAHRAMANLARIN  YOLU</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Zafer!.. Uzun çabaların, acıların, korkuların, uykusuz geçen günlerin, kavgaların sonunda…Zafer!.. Hem de son ve öldürücü darbeyi, düşmanının &amp;nbsp;en güçlü olduğu yerde indirerek kazanılan bir zafer!.. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Tek bir indirilişinde bile kafatasını paramparça edebilecek o korkunç silahın gölgesinde, bir tek tüyü bile kıpırdamadan, düşmanın kan çanağı gözlerinin içine bakarak, uçları keskin demirlerin arasından süzülerek, can evinin ortasına kadar başı dimdik yürüyerek, atılan savaş çığlıklarına, sakin sesi ile cevap vererek kazanılan… Her gün bir adım ileri-iki adım geri; her gün, bir siper daha kazandım derken, akşama terk edilmek zorunda kalınmasına rağmen… Gergin vücudunu, &amp;nbsp;&amp;nbsp;ince uzun türden çam ağacının gölgesinde dinlendirirken, savaş hattı boyunca dolanan nöbetçilerin seslerini dinleyerek geçirilen istirahatlara rağmen…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yaşamak içinse savaşımız, bir lokmanın, bir sıcak yuvanın hayali ise amacımız, direnmek zorundasınız! &lt;/i&gt;diyen, atalarının sesleri kulağında, pençeleri gerilmiş urgan, gözleri keskin, kasları sıcak, &amp;nbsp;sesi tok..&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Önce balkondan başladı; iki gün dolandı, kim geldiyse kaçtı; ama fazla uzaklaşmadan..duvarı aşmadan, hep bahçede kaldı. Kazandığı alanı terk etmeyeceğini cümle âleme ilan etmek istercesine, her kovalanışından sonra yeniden tırmandı. Arkasından değil &amp;nbsp;düpedüz suratına, evet evet, yüzüne karşı edilen tüm sunturlu küfürlere, hakaretlere, bağırıp çağırmalara, orta tonda bir miyavlama ile cevap vererek -ama kin, öfke ne de sitem içermeyen bir orta tonda miyavlama ile karşılık vererek, dolandı durdu bahçede..Velev ki düşman&amp;nbsp; içeri girsin, saniyelik kolaçanın &amp;nbsp;ardından zıplayıveriyordu balkona. İkinci gün, &amp;nbsp; mutfağın&amp;nbsp; sıcaktan dolayı açık bırakılan&amp;nbsp; kapısından dışarıya yayılan, Onun için açık davetten farksız, iştah kabartan yemek kokularına meftun midesinin sesine kulak vererek içeriye daldığında, merkez çarpışma alanında buldu kendisini. O girdi, iki ayaklı devler kovaladı. Ama her kovalama öncesi daha çok tüy ve kokusunu bıraktı mutfağın her köşesine. Üçüncü gün, savaşı düşmanının can evine, merkezine, en tehlikeli alana taşıdı; en büyük, en korkunç silaha sahip başdüşmanının cennet mekanına.. salona. Kıyamet koptu önce, silahların en güçlüleri birbiri ardına ateşlendi, en canyakıcıları can almaktan çekinmeksizin üstüne sıkıldı, en hızlı ayaklar var gücü ile peşinden koştu; O.. korkmadı, yılmadı, çekinmedi. &amp;nbsp;&amp;nbsp;Kıvrak bir kalça hareketi, hızlı bir zıplama, yana doğru çevik bir hamle ile kurtuldu hepsinden, balkona çıktı; dönüp baktı, kimse gelmiyordu arkasından. Artık balkon onundu. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Dördüncü gün, ne balkonda ne mutfakta kimse yadırgamaz olmuştu Onu. Ayakların arasında dolanıyor, bacaklara sürtünüyor, terliklerin üstüne yayılıyor, kahvaltıda dökülen kırıntıları yiyordu. Ahh, bir de o pist sesleri olmasa. Gururu inciniyordu pisst’lenmekten. Ve beşinci gün, can alıcı düşmanının en zayıf anında, öğlen uykusundan da yararlanarak, salonu da aştı, karanlık, soğuk, bilinmezlerle dolu, pati girmemiş alanları keşfe çıktı; tanıdı, öğrendi, kokladı, geri döndü. Salonda, göstermese bile ürküntüsünü, kuyruğunda hissettiği demirden silahların sahibi, çoktan uyanmış, Onu izliyordu. Yaklaştı, ayaklarına sürtündü; korkutucu silahın metal soğukluğunu tüylerinde hissetti; elinin altında yarım metrelik mesafedeydi korkunç bakışlının. Kullanmadı; pisstt’lemedi, şöyle ayağının ucu ile o da hafifçe, iteledi sadece, kalçasından. Kalçası salındı, kavislendi. Geldiği yere, balkonuna döndü.Baktı, kapıdan çıkarken, gülümser gibi bir miyav çıktı ağzından..O kadar. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Altıncı gün, uyanır uyanmaz yalandı. Bugün büyük gün, temizlenmek lazım-dı. Bugün, son ve büyük saldırı günüydü, tozun zerresi bile olmamalıydı üstünde. Patilerine baktı; parıldıyordu. Başını kaldırıp, duvarın ötesine baktı son kez. Geride kalanlara, tedirgin yaşayanlara, gözleri köpek arayan yoldaşlarına, duyarlar ya da duymazlar bilinmez (ama bu da önemsiz zaten) son kez uzun ama güven dolu bir miyav yolladı. Salonun, balkona açılan kapısından görünen loşluğa, büyük savaş meydanına baktı uzun uzun. Derin bir nefes alıp, ilerledi.. İçeri girdi, gözden kayboldu kalçası salına salına. Girer girmez, tereddüt etmeden, kafasını eğmeden, bir miyav bile demeden, ip gibi çizilmiş rotasından sapmadan, başında tülbent yanında demir baston, önündeki masada cam komposto tabağında takma dişleri, gözlük kutusunda gözlük ve kulaklığı duran, o en büyük, yaşlı ama bir o kadar korkutucu düşmanına yaklaştı; tek ve kararlı zıplama ile kucağına yerleşti. Başını elinin altına soktu.. Karnından mırıltı geldi, gözlerini yumdu..&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Üstü, yaşamdan lekelenmiş, senelerden buruşmuş bir el havaya kalktı, başına yaklaştı; dokundu önce, sonra tam alnı ile kulaklarının birleştiği yerden geriye doğru sevdi..&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ortalığa pislersen, kulağından tuttuğum gibi atarım kız seni, haberin olsun; &lt;/i&gt;dedi. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;EKİM 2011 &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-5116483200194458635?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/5116483200194458635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=5116483200194458635&amp;isPopup=true' title='48 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/5116483200194458635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/5116483200194458635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/10/kahramanlarin-yolu.html' title='KAHRAMANLARIN  YOLU'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>48</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-6490781049814160777</id><published>2011-10-17T22:25:00.000+03:00</published><updated>2011-10-17T22:25:48.200+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SİNEMAYA DAİR'/><title type='text'>SİNEMA-MODERN MİTOLOJİ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; Haftasonu her&amp;nbsp; atölye çalışması sonrası yaptığım gibi, Ahmet'in ( Kedi Kitapevi) dükkanda raflardaki kitaplara bakarken, gözüme ilişti. Kuytuda kalmış, siyah kapağı ile de iyice kuytulara kaçmıştı. Uzanıp çıkardım saklandığı yerden.."Sinema, Modern Mitoloji" yazıyordu kapağında. Hem mitoloji hem sinema, yeter de artar almama dedim, aldım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; Kitap, iki ana bölümden oluşmuş; ilk bölüm, mitoloji, mitolojik kaynaklar ve kavramlar, edebiyata ve sanata etkisinin anlatıldığı ve neredeyse kitabın yarı hacmini buluyor. İkinci bölüm ise, sinemaya etkisi ve kaynağını mitolojiden alan filmlerin incelenmesinden oluşmakta.&amp;nbsp; Sırasıyla: Matrix,Gözleri tamamen kapalı, Umut, Dövüş Kulübü, Vietnam Savaşı Filmleri alt balığı altında ( Platoon-Full Metal Jaket- Kıyamet), Şeytan Çıkmazı, Orfeus Nostaljisi alt başlığı altında ( Siyah Orfe- Mavi- Cocteau ve&amp;nbsp; Orfe- Sanatlar ve Orfe), Gizli Yüz, Amadeus, Azınlık Raporu, filmlerinin kare kare incelenmesi ve Mitoloji ile olan ilişkileri anlatılmakta.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-2VIyutQ1O9U/TpyBAIvaEQI/AAAAAAAAAXA/mT3YbYQNSA4/s1600/197801_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-2VIyutQ1O9U/TpyBAIvaEQI/AAAAAAAAAXA/mT3YbYQNSA4/s400/197801_2.jpg" width="276" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kitabı elime aldığımda ilk aradığım, bakalım bizden örnek olacak mı&amp;nbsp; sorusuna cevaptı. Elbette, tek örnekleri bunlar değil ama Umut filminin kilometre taşı olduğu, Anadolu'nun sadece Antik Yunan'dan değil,&amp;nbsp; Ortaasya Şaman Kültürü, Ortadoğu, Pers,&amp;nbsp; Sasani etkilenimini de dikkate alacak olursak bir kaç örneğin mutlaka olması gerektiği aşikardır.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İki film ile kalsa da, kültürlerin beslenilen kaynakları arasındaki farkları görmenizi sağlıyor böylece. etkileşimin açık olduğu ama beslendikleri ve geliştirdikleri kaynakların derinliği ile birbirine karıştıkları kadar uzaklaşan iki ummandan kova kova çekilerek oluşturulan Sinema Dünyası. Biz ne kadar çok olay, olgu var derken aslında bir elin parmaklarını geçmeyen hikayelerin farklı anlatımları olduğunu gösteren analizlerle bezeli.&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Psikalaniz Yöntemine sıksık başvuran kaynaklardan faydalanırken, filmi de sahne sahne, yeniden yaşatıyor Ömer Tecimer'in kitabı.. Alıntıların genişliğine rağmen, bilgi kopyala yapıştır yapmadan, alıntılardan gelen bilgileri filmin sahneleri ile birleştirerek, kendi yorumunu, filmin anlatımına yedirerek, laf ebeliğinden de uzak durmuş oluyor. Sinemanın görsel sanat olduğunu unutmadan, şeytanın ayrıntıda gizlendiğini hatırlatan sahnelere vurgu yaparak, psikolojik yanın dıında sosyolojik yanını da atlamamız gerektiğini, bir sahnede, rafta duran kitabın adının ağır çekim akışında saklı olduğunu gözümüze çıtlatıyor, Ömer Tecimer..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Onun deyişi ile : &lt;i&gt;Günümüzde sinema salonlarında film izleme deneyimi, kabile ateşinin etrafında toplanarak anlatıcıyı dinleme ritüelinin yerini almıştır. Sİnema izleyicisi, karanlık salonda oturur ve projeksiyonun yansıttığı imgelerin titrek ışığına bakar; tıpkı ateşin çevresinde oturup oynaşan alevleri izlerken kendilerini yansıtan, tanımlayan, belirleyen ve böylece yeniden yaratan öyküleri anlatan atalarımız gibi..(syf:12)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;b&gt;Yüzümde maske, bedenimde boya ; büyükçe ateşin oynaştığı kayalara bakıyorum..gölgeler dans ediyor. Ellerim, aslan pençesi, parmaklarım kaçan ceylan, kartal pençesi omuzlarım, bir kuşa dönen avuçlarımın peşinde. Sesim gök gürültüsü, güçlü; gözlerimde kan. Diz çökerken, karanlığın gölgelerinin önünde, mızrak uçları göğsümde. Ve ben bir insan; yapayalnız.. Ürperiyorlar; üşümüşçesine ateşe yaklaşıyorlar, korkmuşçasına birbirlerine sokuluyorlar.. &lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Nefes nefese kalmış ben,m&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;askesini çıkarırken,&amp;nbsp; ışıklar yandı..&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ÖMER TECİMER, SİNEMA MODERN MİTOLOJİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Plan B Yayınları, 2. baskı, Temmuz 2006&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-6490781049814160777?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/6490781049814160777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=6490781049814160777&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6490781049814160777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6490781049814160777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/10/sinema-modern-mitoloji.html' title='SİNEMA-MODERN MİTOLOJİ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-2VIyutQ1O9U/TpyBAIvaEQI/AAAAAAAAAXA/mT3YbYQNSA4/s72-c/197801_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-1825806270375685754</id><published>2011-10-13T11:10:00.000+03:00</published><updated>2011-10-13T11:10:51.637+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><title type='text'>RAKISPOR-ŞARAPSPOR'A KARŞI</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-rCpggrZP-3w/TpabK5J_5uI/AAAAAAAAAW4/AoPQMvj9YTs/s1600/315958_10150354070887010_649107009_8020050_1173242790_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-rCpggrZP-3w/TpabK5J_5uI/AAAAAAAAAW4/AoPQMvj9YTs/s400/315958_10150354070887010_649107009_8020050_1173242790_n.jpg" width="308" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Bir zamanlar vardı.. bir türlü bitmeyen maçlardan-dı. 90 dakikayı göremediler..Ama Karşıyaka'nın yarısı, ellerinde ya rakı kadehi ya da şarap, sahanın kenarına dizilirdi. Arada, sahaya daldıkları da olurdu. Kavgalar, akşam kurulan çilingir sofrasında tatlıya bağlanır, "Kâmil"ler sahanın kenarında sigara tüttürür, karışmazlardı. Yeniasır haberini yapar, insanlar pür heyecan, bir sene sonraki maçı beklerdi.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Kendiliğinden mi yoksa görünmez ellerin müdahalesi ile mi bilinmez, sona erdi maçlar.&amp;nbsp; Belki&amp;nbsp; Tekelin satışı protesto ettiler kendilerince belki de lakapları insansız kaldığı için.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-1825806270375685754?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/1825806270375685754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=1825806270375685754&amp;isPopup=true' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1825806270375685754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1825806270375685754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/10/rakispor-sarapspora-karsi.html' title='RAKISPOR-ŞARAPSPOR&apos;A KARŞI'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-rCpggrZP-3w/TpabK5J_5uI/AAAAAAAAAW4/AoPQMvj9YTs/s72-c/315958_10150354070887010_649107009_8020050_1173242790_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-4283840329258706256</id><published>2011-10-05T21:58:00.002+03:00</published><updated>2011-10-22T21:25:46.385+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CELLAT'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi'/><title type='text'>CELLAT</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman TUR&amp;quot;;"&gt;Aç kadın kapıyı,&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman TUR&amp;quot;;"&gt; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;benim&lt;/i&gt;.. Yumruğu gümm gümm inerken ağaç kapının cephesine, sesini daha da kalınlaştırarak naralanıyordu, öğlen vakti geldiği evinin önünde Çopurun oğlu Cellat..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman TUR&amp;quot;;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Yangını, ya içki aleminde ya da &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;başka bir tende söndürdükten, ilk sigarasını yatakta &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;içtikten, ilk öksürüğünü orta karar otelin kapısında bıraktıktan, cep telefonunu açıp, şoförüne yerini söyledikten sonra.. Öğlene yakın bir saatte gelir, doğru yatak odasına gider,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;üstündekileri çıkarıp yatağa fırlatır, duşunu yapar, (bazen) tıraşını olur; geceden yapışmış, bulaşmış, sırnaşmış ne varsa teninde, çamaşırlarında, giysilerinde hepsini çıkarır, söker- atar. Kahvaltıya oturur. Bir güzel midesini doldurur, masanın üstüne bir miktar para bırakır, kapı ağzında, yarım ağız var mı bir şey der, çocukların okul, der, oğlan ne cehennemde der, hııı der, tamam der, sıra dışı bir şey söylenmişse, gözleriyle alttan alttan başlatma şimdi der; çıkıp gider. Her gün, hiç değişmeden tekrarlanır bu tören Cellâdın evinde. Karısının, dayak yüzünden kanıksadığı, çocukların duvarları titreten bağırtının korkusundan sesini çıkartmadığı törenle uğurlanır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman TUR&amp;quot;;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Mahallenin eskilerinden değildi Cellât. Babası, bir gece eşyaları, çocukları, karısı ile kamyonun tepesinde çıkıp gelmiş, mahallenin kıyıda kalan bir sokağının kıyıda kalan bir tek katlısına yerleşivermişlerdi. Kızları evden burnunu çıkarmaz, anneleri kapıyı camı bile açmazken, evin bakkal, manav alışverişleri, getir götür işleri Cellâdın üstünde olduğundan, mahallenin gözünde daha o zamanlarda ailenin en tanınmış ferdi idi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman TUR&amp;quot;;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Mahallelerin ana caddeleri ne kadar aydınlıksa, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;kuytu sokaklarından bazıları da bir o kadar karanlıktır. Halının altına saklanan çöpler gibi mahallenin süprüntülerinin toplandığı, insanların bilinmeyen lekelerinin temizlendiği, nefislerin köreltildiği, Allaha yakarmak için avuçların açılmasına sebep günahlara hevesle koştukları, şeytanın kol gezdiği, gündüzleri yüz buruşturularak geçilen, geceleri mezarlık muamelesi gören sokaklardır. Cellâdın babası Çopur, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;böylesine kuytu ve rutubet kokan bir sokakta, kahvehane açmıştı kendisine.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Gündüz, pişti- pastıra oynanan, işsizlerin toplandığı ama gece olduğunda, kocası açık denizlerde kaptanlık yapan kadının kılık değiştirip sokaklarda salınması gibi çuhaların yeşile, pişti pastıranın, poker, yanık, bezik, ellibire yerini bıraktığı kıyı kenar kumarhanesine dönüşen bir mekân. Cellât, rahle-i tedrisata okulda başlamaktansa babasının yanını tercih etmişti. Gündüz garson, geceleri getir götürcülük yapıyordu. Bıyıklar terleyip, kollar kaslanmaya başladığında, günlerden bir gün, oyuna itiraz eden bileğine güvenen bir müşteri ile kapışmanın ortasına attı kendisini, anısı yüzünde iz olarak kaldı. Ne zaman öfkesi kabarsa, izi sıvazlayıp babasının sözleri geliyordu aklına: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ekmeğini koruman iyi; ama bıçağın önüne atlayacak itler besle ki bıçak sana varamasın yoksa o bıçağın ucu çizmez, girer. &lt;/i&gt;O günden sonra&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; terfi&lt;/i&gt; edip, babasının yanındaki sandalyede devam etti eğitimine. Önce, oyunları ve hile yapmayı öğrendi sonra adamın göz bebeğinden, cüzdanının kalınlığının ne kadar olduğunu. Arkadaş edinmedi, alkolü dudaklarına değdirdi ama içmedi, kadınları inceledi ama dokunmadı. Karakol polislerine selam bile vermezdi ama amirlerinin odasından da çıkmazdı. Ta ki, babası işi Ona bırakıp, çekilene kadar. Tek şart, evlenecekti. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Sabahın gelip geceyi kovaladığı saatlerde eve dönecek bir sebebin olmalı demişti&lt;/i&gt; babası; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;yoksa senin gece aldığını bir başkasına sen, gönüllü verirsin.&lt;/i&gt; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Memleketten getirilen öksüz kızcağız ile düğünü yapıldı, gerdeğe girdi, askere gidip kucağına silahı almadan, bebesini aldı; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Cellâda hiç karışmadı Çopur. Sadece izledi. Saçını taraması gerekse,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;aynaya değil Cellâda bakması yetiyordu Çopur için. Önce mahallenin sonra tüm eski şehrin finans yatırımcılığına girişti;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Borçlulara karşı hesap makinesi bir tuhaf çalışıyordu cellâdın; borçlar kapanmak bilmiyordu, malvarlığı da doymak. Eğlence sektöründe, küçük kahvehane yetmez olmuştu cellâda, gece kulübü açtı. İzlerken öğrendiği, cüzdanın iki şeye hiç dayanamayıp teslim olduğu idi: Birisi, alkol diğeri kadın. Cellât büyüdükçe, sokak karanlıklaşıyordu ama ne gam. Gece kulübü sayesinde, ne âlem derdi kalmıştı ne de kadın. İstemediği kadar-dı hepsi… Doymak bilmez nefsi, gücü arttıkça daha da doymazlaşıyordu. Nefsi doymazlaştıkça, gücü artıyordu. Sonunda, tütün piyasasına da girdi. Önce mahallede ne kadar karanlık sokak varsa duman altı etti, sonra eski şehirde. Artık, karakol amirlerine de selam vermez olmuş,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;müdürlere yoldaşlık ediyor, savcıları ağırlıyordu mekânında. Cellât büyüdükçe, gençlik dalaşmalarından kalma yüzündeki yara izi de büyüyor, kirli sakalı daha da kirleniyordu ama yine ne gam! &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman TUR&amp;quot;;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Cellât, her öğlen, yaz kış çıkartmadığı ceketi sırtında, ilk öksürüğünü bir otelin önünde bırakıp çalar kapısını evinin. Ayna bulundurmaz evinde; tıraşsız yüzü, yara izi ile geçer yatak odasına, çıkarır ne varsa üstünden; duşunu alır, kahvaltısını yapar ve tüm ağzından çıkan hııı, tamam, kelimelerini bırakır kapının önünde, çıkar gider.. Mahallenin ana cadde sayılacak sokağından camları siyah arabası ile geçer; esnaf ürperir, Numan dişlerini sıkar, Zahiri Hanım denk gelirse başını çevirir; Farfara Teyzenin evde dudakları tekinsiz kıpırdanır;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Cellât öksürür.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-align: justify; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: Calibri; font-size: 11.0pt; line-height: 150%; mso-ansi-language: EN-US; mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; margin-bottom: 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman TUR&amp;quot;;"&gt;EKİM 2011 &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-4283840329258706256?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/4283840329258706256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=4283840329258706256&amp;isPopup=true' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/4283840329258706256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/4283840329258706256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/10/normal-0-21-false-false-false.html' title='CELLAT'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-7586228322257570649</id><published>2011-09-26T21:41:00.001+03:00</published><updated>2011-10-22T21:25:46.386+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM'/><title type='text'>BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;Ben, birisini öldürdüm. Biraz önce. Öldürme düşüncesi, Onu yarattığım andan itibaren vardı. Yaratıcısı da katili de benim. Şu anda, abajurun aydınlattığı salonda, “O”, kanlar içinde yerde yatarken, sakin bir şekilde oturduğum ferforje koltukta sigaramı içiyorum. Pişman değilim. Üzülmedim. Ölmesi gerekiyordu. Ölmek zorundaydı. Yaratılma sebebi, sonunda ölecek olmasıydı. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Her şey, Tomris Uyar’ın günlüğünden bir paragrafı okumam ile başladı. Kurgulamanın, yazarlığın temel şartlarından olduğunu anlattığı bölüm. Onlar yapar da ben yapamaz mıyım efelenmemin, hangi gerekçelere dayandığını şu anda bile yani katil olduğum anda bile anlayabilmiş değilim.&amp;nbsp; Efelenmiştim; ukalalık işte.. Önce, ter-û taze zihnimde dolanıp duran bir cümlenin peşine takılıverdim. İlk şartıdır kurgulamanın, derler. Bir imgenin, bir cümlenin, bir algının peşine takılıp gitmek. Öyle yaptım ben de. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “ Ketum adamdı, Nevzat.”.. Ne, Nevzat isminde bir tanığım var ne de Nevzat ismini severim. Ne o sırada böyle bir isimde birisi ile &amp;nbsp;karşılaştım ne de herhangi bir gazetenin, &amp;nbsp;&amp;nbsp;üçüncü sayfasının satırlarında rastladım. Dizüstü bilgisayarımın karşısına kuruldum, tuşlara bastım, tırnak içine almadan, bu cümleyi yazdım. Sperm, yumurta ile buluşmuştu.&amp;nbsp;&amp;nbsp; “Ol” denilmişti. Fütursuzdum. Yazdığım cümle ile gurur duydum.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Fütursuzluğum, yasa gereği henüz canlı bile sayılmayan varlığın cenaze törenini yazmaya kadar varmıştı. Fiyakalı, cafcaflı, kapkara bir cenaze töreni düzenledim. Ne büyük kendini beğenmişlik! &amp;nbsp;Doğum ve ölümü bir arada. Sütlü kahve gibi.&amp;nbsp; Hangisinin daha fazla olması gerektiğini rengine bakarak karar verdiğim bir kıvamda. Doğum ve ölümünü tasarlayabildiğim birisinin, yaşamını da tasarlayabileceğimi düşünmüştüm. Başlangıç ve sonu belli ise olacakları bilmek bu kadar zor olabilir mi? Basit bir paradigma gibi görünmüştü gözüme. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Başlarda kolay gelmişti. İlk satırları, emeklemesi için dizlerinin altına koymuştum, ayağa kalkıp yürümek için ilk adımların attığında sivri köşeli eşyaları ortadan yok etmiştim; ilkokula başladığında önlüğünün yakası her zaman kolalıydı, &amp;nbsp;lisede bir sevgilisi oldu, üniversitede okul birincisi değilse de geçmesine yeter notlar alıyordu; askerliğini kısa dönem olarak yapmayı da becermişti, hani &amp;nbsp;iş bulmasına… Durdum. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Sokaktaki adamı mı anlatıyorum yoksa Nevzat’ı mı? Benim hayatım bile daha renklidir. Bir de evlendirip çoluk çocuğa karıştırdım mı, tamam.&lt;/i&gt; Başa döndüm yeniden, istediğim Nevzat bu değildi. Kahraman olmasını istemiyordum ama emekliliğinde, siyatik ağrılarını dindirmek için kaplıca kaplıca gezecek de değildi. Zaten o kadar yaşamayacaktı. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;O zaman anlamıştı sanırım, anılarının kısa film tadında kalacağını. İlk tuhaflıkların başlaması da aynı günlere denk geliyor. Bilgisayarın sabah başına geçtiğimde açık olduğunu fark ettim. Oysa kesinlikle emindim. Elektrikler kesilmişti, yattıktan sonra. Açık olması mümkün değildi. Yazıyı açtığımda, bir satırın değiştirildiğini fark ettim. Cümle yapımı iyi bilirim. Tedirgin olsam da belli etmedim. Hafızamın oyunu diye düşündüm. Belki de ben elektriklerin kesildiğini sanmıştım, uyku sersemi. İmla işaretlerinde, devrik cümlelerde değişikler olmaya, akşam yazdığım cümleyi, sabah yerinde bulamamaya başladım. Kısa geçtiğim lise yılları uzamıştı, ailesine abla eklenmiş, anneannesi sadece isim olarak geçerken, diyaloglar yazılmıştı kadın için. Üniversite yıllarındaki sevgilisi ile tartışarak ayırmıştım, oysa bir sabah uyandığımda, artık birlikteydiler ve evlilik planları kuruyorlardı. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;İşte o zaman &amp;nbsp;anladım, kendimden şüphe etmeyi bıraktım. Nevzat, geceleri ben yattıktan sonra bilgisayarın başına geçiyor, yazıyı açıyor, kendi hayatını yeniden yazıyordu. Dilediği şekilde! Bana inat! Bana rağmen! &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Yaşamak istiyordu, hem de dolu dolu yaşamak. Kendisine biçilen görevin ve amacın dışında, bir şeyler yapmak istiyordu. Etlenmiş, kanlanmış, canlanmıştı. Kurgu, elimden kaçmış, benim olmayan, tasarlamadığım, bambaşka bir mecraya akıyordu. Bu ne cüret!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Önce, tüm yazdıklarını silip, yeniden yazmayı denedim. Klavyesi benden hızlıydı. Sabah kalktığımda, yazıların tamamını yeniden yazmak ne, &amp;nbsp;bir de öyküyü öteye taşıyordu. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Sonra, taşıyıcı aygıta almayı denedim yazılanları, taşıyıcıyı da yastığın altına saklıyordum. Sabah, taşıyıcıdaki yazıların da yine değiştiğini gördüm. Korktum. Yasaklama ile zorlama ile halledemeyeceğimi anlamıştım. Konuşmayı denedim. Boş bir koltuğun karşısına geçip, neden yapamayacağını ve neden benim istediğim gibi bir yaşama sahip olmak zorunda olduğunu anlatmaya çalıştım. Sabah, cevapları öykünün değişen yerlerinde, eklediği bölümlerde aldım. Yazmamak ile cezalandırayım dedim, &amp;nbsp;ben yazmadıkça, serbest kalmış, öykü öykü olmaktan çıkıp,&amp;nbsp; hayat hikâyesinin anlatıldığı bayat ve sıkıcı, tekrarlar ile dolu bir romana dönüşmeye başlamıştı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Bir akşam, eve geldiğimde, yazmaya meraklı kardeşinden bahseden satırları okuyunca.. Ceketimi kapıp, dışarı fırladım. &amp;nbsp;Sahile indim; balık restaurantına oturdum, her zaman gittiğim yere. Rakı şişesinde yüzdüm, mezeye sarımsak oldum, suya buz. Hesaba para. Başka çarem kalmamıştı. Bana başka çıkar yol bırakmamıştı. Artık, ölmesi gerekiyordu. Ancak O öldükten sonra öykü tamamlanacaktı. &amp;nbsp;O öldükten sonra öykü benim olabilecekti. Benim yazdıklarım, O yaşadığı sürece anlamını yitiriyordu. &amp;nbsp;Azrail’i bekleyemezdim daha fazla. Ama nasıl öldürecektim? Başlangıçta hata yapmış, Nevzat’ı iri yarı birisi olarak yaratmıştım. Benim gibi, orta boylu tıknaz birisi ile başa çıkması kolaydı.&amp;nbsp; Fizik gücü ile halledemezdim. Yiyeceğine bir şeyler karıştırmaya kalksam. Benim yattığım saatlerde ayakta oluyordu. Zaten, bir şeyler yediğini de görmemiştim, dolapta eksilen yiyecek yoktu. Silah kullanmak zorundaydım.&amp;nbsp; Bir de ne yapıp edip, Onu ayakta yakalamam. Eve döndüm.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Onu nasıl yakalayacaktım? Hiçbir zaman karşılaşmamıştık. Tüm mesajlarımızı, satırlar aracılığı ile iletmiştik birbirimize. Aklıma, uzun zamandır kullanmadığım, eski dizüstü bilgisayarım geldi. Aylardır unutulduğu köşesinden alıp, salonun kuytu köşesindeki koltuğa kuruldum, kucağımda emektar ile. Ç-E-K V-İ-Z-Ö-R.. yazdığım anda bilgisayarda, çek vizör marka tabanca, elimde belirmişti. Silaha baktım, kabzasını kavradım, şarjörünü kontrol ettim, mekanizmasını çekip, mermiyi namluya sürdüm, emniyeti açtım. Sonra, devam ettim yazmaya, sıra Nevzat’ı çağırmaya gelmişti. “.. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ağaç doğrama, yarı camlı eski salon kapısı gıcırdayarak açıldı. “ Yağlamak lazım” diye geçti aklından. &lt;/i&gt;O anda, kapı aralandı ve koridorun ışığı süzüldü salona, kapının eşiğinden. Bir karaltı eşlik ediyordu ışık huzmesine. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&amp;nbsp;“ Salon karanlıktı karanlık olmasına ama perdeleri çekilmemiş camdan giren ay ışığı, çalışma masasını ve üstündeki bilgisayarı aydınlatıyordu. Daha rahat yazabilmek ve bu ışıktan yararlanabilmek için, çalışma masasını salona taşımıştı. Sağını solunu değilse de önünü görebiliyordu, masaya yaklaştı.. ” &lt;/i&gt;&amp;nbsp;Masaya yaklaştı karaltı, sandalyeyi çekti, oturdu, bilgisayarın açma düğmesine bastı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ellerim terliyor; kabza ıslanmış durumda, tetiğin üstünde olan parmağım seğirmeye başladı. “&lt;b&gt;&lt;i&gt;Kafanın içinde, birisini öldürmek için toplusu dönmeye başlamışsa altı patların, engellemeye uğraşma; bırak iğne mermiye çarpsın.” &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Uzun zaman önce yazdığım bir cümle. &amp;nbsp;&amp;nbsp;Evet, iğnenin mermiye çarpması lazım-dı. Parmağımın seğirmesi durdu. &lt;i&gt;“ Bilgisayar açılırken, gömlek cebindeki paketten sigarasını çıkarttı; son sigarası. Yüzünü buruşturdu, sigara almayı unutmuştu. Canı kahve istedi, bir an.. Kalkmaya üşendi, vazgeçti. Bilgisayar ekranının parlaklığı gözünü aldı..” &lt;/i&gt;&amp;nbsp;Gözü kamaşınca, fark etmeyecekti beni. Yerimden kalktım, nefesimi tuttum, yaklaştım, silahı ensesine doğrulttum, namlunun soğukluğu ürpertmeyecek mesafeye kadar sokuldu namlu, durdu; ben, tetiğe bastım. Barut kokusu, önce burnuma sonra genzime dolunca, bir kez daha.. Düştü.. Masanın üstüne yığıldı. Nefesimi bıraktım. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="color: black;"&gt;Silah tütüyor, elim kokuyor. . Midem bulanıyor. Kusmuyorum..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Ben, birisini öldürdüm birkaç saat önce. Öldürme düşüncesi, ilk andan itibaren vardı, yarattığım andan itibaren. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Şimdi, tüm delilleri sileceğim; sayfadaki fazlalıkları temizleyeceğim, &amp;nbsp;eksik kalan yerleri tamamlayacağım; etrafa çeki düzen vereceğim, en son, cesedi ortadan kaldıracağım. Burada bir cinayet işlendiğini sadece siz ve&lt;/span&gt; ben bileceğiz. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&amp;nbsp;EYLÜL 2011&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-7586228322257570649?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/7586228322257570649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=7586228322257570649&amp;isPopup=true' title='29 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7586228322257570649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7586228322257570649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/09/normal-0-21-false-false-false.html' title='BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>29</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-1790690782899790008</id><published>2011-09-08T21:09:00.000+03:00</published><updated>2011-10-22T21:25:46.387+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BRİ METREKAREDE HAVA VAR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>BİR METREKAREDE HAVA VAR/ Bir Sabah Uyandığımda</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;BİR SABAH UYANDIĞIMDA&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;/span&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ruj, rimel, allık, deodorant, -kapağı açık kalmış- parfüm, ojeler, aseton, kremler, göz kalemi..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kızım kaç kez söyledim sana, şu kitaplarını topla da yat diye.. &lt;/i&gt;Kitapları kaldırdım anne, arada kapaklarını ve isimlerini okşuyorum&lt;i&gt;.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Eskiden gözümü açtığımda kitapları görürdüm; şimdi&lt;i&gt; &lt;/i&gt;ise..&lt;i&gt; &lt;/i&gt;Sürünerek kalktım yataktan, ayağıma takılı pikeyi koridorda bıraktım, salona geçtim. Geceden kalma pizza, kuruyup çatlamış bir dil gibi kutusunun içinden sarkmış &amp;nbsp;halde çoğu içilmiş azı kalmış şarap şişesi ile birlikte&amp;nbsp; kendinden geçmiş, salondaki sehpanın üstünde sere serpe yatıyor. Not kâğıtları, dosyalar, dizüstü bilgisayar bir uçta saf tutmuş, &amp;nbsp;sehpanın diğer misafirleri. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14.5pt;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;Bir kadın tutsan olmaz mı? Sen işteyken, gelip evi toparlardı.&lt;/i&gt; Emrin olur beyzadem; müdürü olduğun şirketinizin verdiği üç kuruş maaş ile ancak kendimi geçindirip istediğiniz ‘göze hoş gelen’ görüntüye zor bela bürünebilen ben, kadın tutacağım öyle mi? &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Uğur ile kopan kavganın açılış cümleleri oldu bu diyalog. Beyzademin, evden çıkarken kapı ağzında giyindiği- iş bitimi plazanın önünde çıkardığı mağrur ve züppe ses tonu, daha salon kapısında gözleri, dosya ve bilgisayara takıldığı anda,&amp;nbsp; benimle buluştuğu zaman&amp;nbsp; var olan (belki de sadece benim için yarattığı) yorgun ama bir o kadar sevigen halini kenara itip, saklandığı yerden&amp;nbsp; geri gelivermişti.&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12pt; text-align: justify;"&gt;O: Şarabı açmış,&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12pt; text-align: justify;"&gt;Ben: Telefonda konuşmuştum;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12pt; text-align: justify;"&gt;O: Evi gözleri ile kolaçan etmiş&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12pt; text-align: justify;"&gt;Ben: Üstümü başımı değiştirmiştim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12pt; text-align: justify;"&gt;O: Yukarıdaki cümleyi kurmuş,&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12pt; text-align: justify;"&gt;Ben: Pizzacıdan sipariş vermiştim;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12pt; text-align: justify;"&gt;O: Basit bir şaka olarak almıştı,&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12pt; text-align: justify;"&gt;Ben: Terslenmek… tam sakinleşecekken, bilgisayar ekranındaki yazıya kayan gözleri sayesinde yeniden başlayan ve şiddeti aratarak devam eden kavga..&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12pt; text-align: justify;"&gt;O: Sakince arabasını evine doğru sürmüş,&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12pt; text-align: justify;"&gt;Ben: Hırsımdan ağlamış, kalan şarabı bitirmeye uğraşmıştım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12pt; text-align: justify;"&gt;O: Uyudu,&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 12pt; text-align: justify;"&gt;Ben: Sızdım. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &lt;i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Gözüm saate takıldı, geç kalıyordum..Dosyayı, Üsküdar-Karaköy motorunda okuyacağım –ki aslında okuyorum ama okuduklarım kâğıtlarda yazanlar değil zihnimden geçenler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;Kızım kaçtır sesleniyorum, bir kalkıp bakmıyorsun; yemek yanıyor yemeekk.. &lt;/i&gt;Yemek yapmaya vakit kalmıyor ki anne, dosyalara gömülüyüm..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Nazlı Hanım, artık tek başınasınız; dosya sizin.. &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dosyanın&amp;nbsp; özetini geçip, aferin almam için son yirmi dakikam. Külfetmişçesine parmak ucuyla tutup uzattığı ( yoksa kavga o anda mı başlamıştı?) evrak yığınının kapağını açıp, hiç okumuş muydu acaba bunca zamandır?&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İş konuşmayız ki bana geldiği ya da benim Ona gittiğim gecelerde; üste çıktığımda kısılan gözleri, dosyayı uzattığı andaki gibi bakmaz kapıyı açtığımda... Balıkçıların, martıların aç çığlıklarına kıyamayıp attıkları şeyin “göz hakkı küçük balıklar” değil, Uğur’un, tiftilmiş etleri olduğunu düşünüp çaycının uzattığı çayı motorun üst mevkii yarı açık balkonunda yayılmışken alıyorum gülümseyerek. Ben mi dedim, gelip başıma müdür ol diye..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;Kızım öldüreceksin beni, bir bardak çayla okula mı gidilir? &lt;/i&gt;Bir bardak çayla işe bile gidiliyor anne…&amp;nbsp;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;“..Mağazanın elektrik sistemi üzerinde yapılan incelemede, dışarıdan bir müdahaleye rastlanılmamış olup...” &amp;nbsp;Rastlantılara hiçbir zaman inanmadım. “..fotosel kapı sisteminde meydana gelen kilitlenmenin elektrik devrelerinin sıcaklığın etkisi ve ergime sonucu, şase yapan elektrik panosunun…” Kısa devre yapmış, elektrik kesilmiş, devreler kapanmış, kapı açılmamış. Camı kırmışlar içeriden. &amp;nbsp;&amp;nbsp;Cam kalınlığı.. Olması gerekenden daha fazla et kalınlığı var. Yedekleme sistemini kilitleyen de bu olmalı. Neden daha kalın bir cam? Poliçe yüzündendir.&amp;nbsp; “..Camın geç kırılması sonucu içeride biriken enerjinin hava ile teması sonucu…” alev kapanına dönen mağaza. Duman ve alevlerden ‘etkilenen’ insanlar. 4 kişi. Birisi ağır.. Teknik raporu tekrarla, isimleri ezberle. Hepsi ile randevuların alındığını da eklemeyi unutma. Beyzadem şaşırsın. Ağzını da açamaz nasıl olsa. O mağrur ve züppe suratıyla, beğenmiş gibi yapar en fazla.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;Ah be kızım, başka iş bulamadın mı, o kadar okudun?&lt;/i&gt; O kadar okumaya, &amp;nbsp;bu kadar iş anne.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Sabah, beyzadem de beni bekliyordu ofiste. Ben, bir gece öncesinin izlerini&amp;nbsp; makyajla zor bela kapatmışken, Uğur'da en ufak değişiklik yoktu. Gece kalmayıp kendi evine gitmiş, misler gibi uyumuş uyanmış- güllere boyanmış, işe gelmiş, toplantı notlarının özetini almış; espressosunu, 'cigarre' eşliğinde, odasından boğaz manzarasına nazır balkonda tüttürmüştü. Geceye de,&amp;nbsp; tenime de, bana da yabancı bakışlarla toplantı salonuna en son giren "ben"i bekliyordu. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 13.5pt;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;i&gt;Kızım insanlara dik dik bakılmaz, dikme gözlerini öyleee. &lt;/i&gt;Anne ben o diklik sayesinde ayakta kaldım bu zamana kadar, haberin yok.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Beyzade, espresso içer, 'cigarre' tüttürür. Oysa uzmanken, sadece çay içerdi bir de Türk kahvesi. Bir zamanlar, kirleniyordu şimdi ise yıkanıp paklanmış, aklanmış bir insan.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ben mi göremedim değişimi yoksa, gömleklerini, markalarını insanın gözüne gözüne sokanlarından seçmeye başladığında &amp;nbsp;çoktan değişmiş miydi? Her telden çalan sohbetleri, günlük borsa ve aylık raporlara kaydığında mı yenilenmişti? Ben ne yapıyordum o sırada? Bir başka firmada uzman yardımcısıydım. Baktım, başımda müdür.. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “…&amp;nbsp; Mağazaların albenisi sattıklarında değil sergileyişlerindedir. Ya rengârenk bir dünya sunarlar, çocukların şeker pınarlarına hayranlık ve büyülenmiş gözlerle bakması gibi bakmamız için ya da top havuzunun içine atılmış yünden ayıcığı bulmalarını istedikleri gibi bir hercümerç sergilerler.. Her iki ‘gibi’de sonuç, bizim ekmek kırıntılarını izlemeyi unutmamızdır. Rafların büyüsü, ışık kırılması- göz aldanmasıdır. Dokunuruz, tadarız…”&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Rapor hazırlamak yerine, adamların hayat hikâyesini mi yazıyorsun sen? Aaa, benden izin almadan bilgisayarımı mı açsın sen??? -Açıktı… Ne demek istediğimi anladın, kıvırtma..&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Tokatlarcasına vurdum ekranın arkasına; ellerini son anda çekebildi. Yüz renginin ilk kez değiştiğini gördüm; bakışları donuklaşmıştı. Bana mı bakıyordu arkadaki duvara mı? Sorsam.. (yeri gibi gelmişti o an.) Kapalı olan bir dosyayı açtığını biliyorum. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Derdin ne senin? Bana fırsat bırakmadan, sorduğu sorabildiği bu… Der-dim ne? İlla bir derdim olması lazım, eğer bunları yazıyorsam&amp;nbsp; eğer bunları konuşuyorsam. Sebep değil derdim olmalı. Dert kelimesinin sözlük anlamını değiştiriveren argoya sığınmak..Derdim ne olabilir ki? Düşünmeme izin verir misin?.. Çocukken, beyaz çoraplarımın kirlenmemesi, lisedeyken üniversiteyi kazanmak; üniversitede,&amp;nbsp; kazasız belasız bir an önce bitirmek; bitince.. iş; işten sonra.. Bitti, yok. En azından önemsiz dertlerim var artık. Hani belki, dert denebilirse, tek bir dert edindim durduk yerde başıma -ki başlangıçta dert olacağını bilseydim inan, hiç bulaşmazdım- bir sen kaldın. Sen de hallolduktan sonra artık dert tasa keder, elem üzüntü, hak getire. Ama bunlar, sözlük anlamını karşılayan başlıklar ve senin sorduğun bunlar değil. Der-din ne?...&amp;nbsp; Başka nasıl ifade edilebilirdi ki: -Ne yapmaya çalışıyorsun? Olabilir.. Ama fazlaca anlamamışlık yüklü, sana uymaz. -İşin bu mu senin? Yok, bu da patronumsu olur oysa sen, birazdan benimle yatmak isteyeceksin, “işçiyi taciz”e girer;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; -Ne o edebiyatçılığa mı başladın?.. Fazla hafife almış olursun o zaman da, beni hafife almak olur. Haklısın; fazla tehditkâr olsa da anlamı dışına çıksa da&amp;nbsp; yepyeni anlamlar yüklense de kurulabilecek en iyi cümle bu: Derdin ne?&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; Tüm söyleyebildiğim, insanların anlattıklarını yazdım anlayabilmek için, oldu. Ne teslimiyetçi bir cümle.&amp;nbsp; Oysa yalın gerçek. Katıksız. Anlama çabasının bir parçası. &amp;nbsp; O kadar. Kendimi, seni, O insanları.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; -Sence ben, seni bu dosyada neden görevlendirmiş olabilirim? Merak içeren bir, &lt;i&gt;neden&lt;/i&gt;? çıkabilmişti ağzımdan.. Gerçekten neden görevlendirilmiş olabilirdim ki? -Çünkü, BEN istedim. Çünkü sıkıntılı bir iş ve ortağız biz. &lt;i&gt;Kim?&lt;/i&gt; -Sen ve ben… Gömleklerin, külotların, kravatların, çorapların, araban, evin, takım elbiselerin, borsadaki paran, müdürlüğün.. hepsi dahil mi şirketin malvarlığına? Hangimiz büyük, hangimiz küçük ortak? Ya, biz ne zaman piyasaya açıldık da şirketleştik? Sen&amp;nbsp; istedin diye ben, olmadık bir rapor mu hazırlayacağım? Sen bilançonda cepten çıkmamış rakamları büyütüp şirketin gözünde biraz daha yükselirken ben de mi peşin sıra geleceğim? İnsanken ne zaman yaratık oldun sen Uğur? &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Hiçbirini söyleyemedim.. sadece.. Defol.. Bu kadar. Artık ne rapor umurumdaydı ne de &amp;nbsp; BEYZADEM. Rapor falan yazmadım, işe de gitmedim bu sabah. Çayımı keyif için içiyorum . Martıları izliyorum. Onlar kahkahalar atıyorlar bana, ben onlara gülümsüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;i&gt;Kızım, bana benzeme sen, bari sen bana benzeme.. &lt;/i&gt;Benzemedim anne. Kendime bile benzemiyorum ki artık.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ağustos 2011 &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-1790690782899790008?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/1790690782899790008/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=1790690782899790008&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1790690782899790008'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1790690782899790008'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/09/bir-metrekarede-hava-var-bir-sabah.html' title='BİR METREKAREDE HAVA VAR/ Bir Sabah Uyandığımda'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-1292633420710832593</id><published>2011-09-05T21:37:00.000+03:00</published><updated>2011-09-05T21:37:30.094+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ŞİİRİMSİ'/><title type='text'>DEMBUDEM</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;İkiaradabirderede.&lt;br /&gt;Dereleresarılmışkundakiçinde..&lt;br /&gt;Akılfikireziyan, fikirakıldanyoksun.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Akıldafikirde&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; yoklukilemalûl... cevapsızsoruvar mı?&lt;br /&gt;bilinmeyenibilmekiçinbeklemek..sabırtaşı.&lt;br /&gt;Zoroyunubozardediler.&lt;br /&gt;Bozulanbenoldum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EYLÜL&amp;nbsp; 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-1292633420710832593?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/1292633420710832593/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=1292633420710832593&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1292633420710832593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1292633420710832593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/09/dembudem.html' title='DEMBUDEM'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-3553767547971848758</id><published>2011-08-26T21:12:00.002+03:00</published><updated>2011-09-06T13:50:13.517+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><title type='text'>HAMPARTSUM</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&amp;nbsp;“Göğe yükselirken” aradığı ne ise, en “Saf olan” ını buldu… &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir kişinin iki ailesi; iki anası-iki babası-iki, üç, dört kardeşi olabilir mi? Bu topraklarda oldu ve Onun hikâyesine döndü, evrildi, çiçeklendi. Ne kadar zaman geçerse geçsin.. bir gün, bir yerde, hikâyelerimizi ararken&amp;nbsp; (hayat, kendi hikâyelerimizi aramaktır aslında) ve kaç insan varsa içimizde sevelim ya da sevmeyelim her birini, işte o hikâyeleri ararken çıkıverir karşımıza; bunca zaman geçti&amp;nbsp; üzerinden yine de şaşarız.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Yaşlılık bilgeliktir der, çokbilmişler, değildir. Yaşlanmak, her bir hikâyeyi ayrı ayrı sevebilmektir yabancılaşmadan. Her birine, evlat muamelesi yapabilmektir, ayırmadan. Paskalya’da, parçaları bulup, birleştirip yeniden göğe yükselebilmektir, Hampartsum-dur..&amp;nbsp; Bercuhi'nin eşidir, Levon'un kayıp dedesi. Bir başkasının yol arkadaşıdır, benimse hikayesinin peşine düştüğüm, kendimi ararken.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir yerde birileri&amp;nbsp; yorulmuşken yaşamdan, hayata sıkı sıkıya tutunmanın anlatısıdır Hampartsum- olmak...&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Tutunamasa, "varım" demese, Levon olur muydu? Yol arkadaşı olur muydu? Bercuhi Hanım, göğe yükselirken, kimin elini tutardı? Ben, bunları anlatabilir miydim? Birgün Ortaköy'ün köhne bir binasının, duvarları yumurta kabı kaplı daracık odasında, bir piyanonun tuşlarından dökülen hüzünlü ezgileri duyabilir miydim ciğerimde?&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaç hikâye sığdı şuncacık cümleye..&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ağustos 2011 &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Hampartsum: Ermenice erkek ismi; "göğe yükselen" anlamına geliyor. (İsa'nın çarmıhta ölümünden kırk gün sonra dirilip yeniden göğe yükselmesi.)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-3553767547971848758?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/3553767547971848758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=3553767547971848758&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3553767547971848758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3553767547971848758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/08/hampartsum.html' title='HAMPARTSUM'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-1229276647358458831</id><published>2011-08-22T23:01:00.001+03:00</published><updated>2011-08-25T09:53:41.766+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ŞİİRİMSİ'/><title type='text'>BERCUHİ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir gün; bir isim duyarsın.. Anılar yüklüğünden fırlayıp gelen bir isim.&lt;br /&gt;Müziği hoşuna gider, bu topraklarda doğmuştur ya.&lt;br /&gt;Gübresini, suyunu, çapasını, hasadını bu topraklarda almıştır ya.&lt;br /&gt;Sayfalardan birinin kenarına iliştirirsin, lazım olur diye. Kurşun kalemle ama. İzi kalmalı.&lt;br /&gt;Gözüne ilişir sonra, unutmuşsun; yoklarsın, merak duruyor yerli yerinde. Heveslidir bu topraklar, öğrenmeye. &lt;br /&gt;Sağa bakar, sola bakar, alt eder, üst eder, bulursun anlamını- notalarını..&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; 'O' çıkar karşına..&lt;br /&gt;Masalları sever bu topraklar ya. Masalsız büyüyen çocuk olmaz ya.&lt;br /&gt;Sigarayı aranır ellerin, izin almaya gerek duymadan. Bulur.&lt;br /&gt;Deriiin bir nefes çekersin, dumanına karışır. Tüm çaban, uğraşın, yıllara sarih emeğin..&lt;br /&gt;Boşa gider, bir kelime ile..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Bu dişinin bir de erkeği vardır der, Onun hikâyesinin peşine düşersin.&lt;br /&gt;Senin Hikâyene benzer mi ya?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustos 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-1229276647358458831?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/1229276647358458831/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=1229276647358458831&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1229276647358458831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1229276647358458831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/08/berjuhi.html' title='BERCUHİ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-3644506958060540120</id><published>2011-08-19T23:01:00.000+03:00</published><updated>2011-08-19T23:01:08.495+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÖRÜŞ/MEK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ŞİİRİMSİ'/><title type='text'>GÖRÜŞ/MEK</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;Bugün görüş günümüz olmalıydı;&lt;br /&gt;Oysa ben,&lt;br /&gt;yönetmeliğin- tüzüğün, yasanın; her satırını ezbere bildiğini sanan ben...&lt;br /&gt;Kendimi, hesaba kat-a-madım.&lt;br /&gt;Gardiyanları, Cezaevi Müdürünü, Savcıyı..&lt;br /&gt;Seni.. &lt;br /&gt;Bugün görüş günümüz olmalıydı.&lt;br /&gt;Gardiyana,&amp;nbsp; Müdüre, Savcıya, sana, kendime&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; inat,&lt;br /&gt;bir kirpik açılışı hızında elimi uzatıp aramızdaki camın içinden&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; hafifçe dokunabilmeliydim, yanağına.&lt;br /&gt;Gözlerini alıp kaçırmalıydım&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; gardiyandan,&amp;nbsp; müdürden,savcıdan,&lt;br /&gt;senden, kendimden habersiz.&lt;br /&gt;Sessizce...&lt;br /&gt;Cüzdanımda saklamalıydım.&lt;br /&gt;Şimdi...&lt;br /&gt;Derin&amp;nbsp; nefes al,&lt;br /&gt;yavaşça...&lt;br /&gt;Bir saniye tut,&lt;br /&gt;yakala...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan 2011&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-3644506958060540120?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/3644506958060540120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=3644506958060540120&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3644506958060540120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3644506958060540120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/08/gorusmek.html' title='GÖRÜŞ/MEK'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-8009281090008975440</id><published>2011-08-17T13:24:00.000+03:00</published><updated>2011-08-17T13:24:26.763+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><title type='text'>MAKİNİSTİ BUL</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="font-size: small;"&gt; ... Son bir haftadır.. hergece.. eski defterler ile uğraşıyorum. &amp;nbsp; Uyuduktan sonra; kaldığı yerden de başlamıyorlar. Yeni yeni hikayeler, yenilenmiş yüzler çıkıyor karşıma. Saçlar değişiyor, elbiseler. Huylar bazen. Tuhaf, karmaşık, ürküten bazen, tedirgin eden.Sabahları ağzımın kurumasına yol açan.. ter içinde uyandıran.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Film şeridi dedikleri bu olabilir mi? diye sordum. Makinist var mı, diye sordu.. Bilmiyorum, dedim. Makinisti bul dedi.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; - Okuyamıyorum, bir kaç gündür. Durdum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; - Sindirsin. Yoksa, makinisti arar durursun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; - Yok, başka bir şey var.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; - 'Şey'lere alışıksın. Başka dediğin, bir iki farklı renk o kadar. Ne kadar başka olabilir ki? Makinisti bul, sen.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-8009281090008975440?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/8009281090008975440/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=8009281090008975440&amp;isPopup=true' title='20 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/8009281090008975440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/8009281090008975440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/08/makinisti-bul.html' title='MAKİNİSTİ BUL'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>20</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-5825236879747388589</id><published>2011-08-14T22:24:00.000+03:00</published><updated>2011-08-14T22:24:33.087+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='AFORİZMALAR'/><title type='text'>İKİ KELİMELİK BİR CÜMLE</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;ÖZGÜRLÜĞÜN ANLAM BULDUĞU, KANLANIP CANLANDIĞI;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GEREKSİZ SORULARIN VE KUŞATMALARIN SONA ERDİĞİ,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEZARIN HAKKININ SEZARA, İNSANIN BORCUNUN İNSANA VERİLDİĞİ,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÖZÜN DE YAZININ DA BİTTİĞİ,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÜRÜYÜP GİTME, OMUZLARI DÜŞÜRME VE DE ÇANLARIN ÖNÜNDE EĞİLME VAKTİNİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELDİĞİ ..Nİ BİLDİREN &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İKİ KELİME BİR CÜMLE :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;SANA NE...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-5825236879747388589?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/5825236879747388589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=5825236879747388589&amp;isPopup=true' title='23 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/5825236879747388589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/5825236879747388589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/08/iki-kelimelik-bir-cumle.html' title='İKİ KELİMELİK BİR CÜMLE'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>23</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-3193810244111405230</id><published>2011-08-11T11:13:00.002+03:00</published><updated>2011-10-22T21:25:46.388+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>Uyuyan Bakkal</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&amp;nbsp;   &lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sıcağın, saç diplerinden tutuşup alev aldığı saatler. Tansiyonu, ibresi yukarı aşağı gezinen devir saatinin oyuncağı olmuş,&amp;nbsp; ayarsız karbüratöre çevireninden. Dosyalar,&amp;nbsp; evraklar arasında koşturmaca, bağırış- çağırıştan gözün gözü göremediği mesailere inat, kendimi eve atma mücadelemin sonuna gelmiştim. Çölde gördüğünün serap değil gerçek bir vaha olduğunu anlamış kazazedenin son bir çabasına eş değer güçle kendimi mahallenin marketinden içeri attım. Bitmek üzere olan sigaramı yedeğini alacak, beni bekleyen evin serinliğine girer girmez ayakkabılarımı bir tarafa fırlatıp, koridorda çıkartmaya başlayacağım kot pantolon, tişört, çorap ve yolun sonunda anadan üryan kendimi atacağım soğuk suyun yeniden vereceği canın hayalini kuruyordum işyerinden kaçtığımdan beri. Cezmi Abi yani bizim bakkal, uzun ama kilosuz ve kemiksiz vücudunun sırtını marketin girişinde dikit gibi duran sütuna dayamış, sabit gözlerle kapıya bakıyordu. Bakıyor gibi geldi. Bakması gerekiyordu. Bakmıyordu. Gözleri yumulu, kollar göğsünde kavuşmuş, sütunun parçası olmuştu. Üstündeki uyumsuz renkteki giysiler olmasa, ahlaksız demez sıvanın bir parçası sanabilirdin. Sıcak, oruç, geç saate kadar çalışma, eve gidiş gelişin yol yorgunluğu derken... Kalesinin girişinde kamp kurmuş, ayakta uyuyordu.&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; İki karış mesafeye kadar yaklaştım. Gözlerimi gözlerine, burnumu burnunun dikine yerleştirdim. Tilki uykusu ise irkilir gözlerini açar, bir kaç saniyelik kan çanağı, göz bebeğinin kendi beyaz rengine bırakır,&amp;nbsp;tanıması üç saniye sürer, naber, der diye bekledim. Uyanmadı. Tilkiyi kovalamış, belki peri kızı ile kırıştırıyordu. Rüyaların oruç bozmazlığına sığınmıştı belki. Gülümsedim, ellemedim uyusun. Uyuyana dayanamam, kendi uykusuzluğum gelir aklıma. Kasanın arkasındaki sigara büfesine yöneldim, benden başka alıcısı olmayan sigaradan bir paket aldım. Masadaki kullanılmamaktan eskimiş, hesap makinesine kayıtsız şartsız teslim olmuş tükenmezi&amp;nbsp; alıp, ekmek sardığı sarı kâğıda yazmaya başladım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;" Cezmi Abi, geldim ama baktım ayakta&amp;nbsp; uyuyorsun; o benden başka alıcısı olmadığını söyleyip kartonla satma teklifinde bulunduğun sigaramdan bir paket aldım. Sabaha yedeklerken cephaneyi, parasını veririm. Uyandığında, bir telaş göz ucu ile hızlı hızlı sayarken eksik çıkarsa telaşlanma; bir de, uyumak iyidir de ben yıllardır çözemedim hâlâ ayakta uyumak ile gözü açık rüya görmek aynı şey midir? Eğer cevabını biliyorsan, onu da sabah bir zahmet paket edip bana sakla. Merak ediyorum." &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Soğuk su, elinde peşkir ve sabunla bekliyordu. Bekletmek olmaz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;AĞUSTOS 2011&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-3193810244111405230?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/3193810244111405230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=3193810244111405230&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3193810244111405230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3193810244111405230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/08/uyuyan-bakkal.html' title='Uyuyan Bakkal'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-4621822264598745731</id><published>2011-08-10T01:36:00.000+03:00</published><updated>2011-08-10T01:36:32.369+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ŞİİRİMSİ'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;Dudakları&amp;nbsp; titredi, &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;tenine değince..&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;Yürek allandı&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;tuzundan..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-4621822264598745731?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/4621822264598745731/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=4621822264598745731&amp;isPopup=true' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/4621822264598745731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/4621822264598745731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/08/dudaklar-titredi-tenine-degince.html' title=''/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-237012189821692328</id><published>2011-08-07T22:24:00.000+03:00</published><updated>2011-08-07T22:24:42.541+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='AFORİZMALAR'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;h6 class="uiStreamMessage" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:1}"&gt;&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;Bir gramlık bilgiyle, yüz gramlık aklını harmanlayıp, on kiloluk fikir üretmeye çalışan canlıya, 'insan' denir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h6&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-237012189821692328?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/237012189821692328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=237012189821692328&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/237012189821692328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/237012189821692328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/08/bir-gramlk-bilgiyle-yuz-gramlk-akln.html' title=''/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-3287617590681071871</id><published>2011-08-04T12:38:00.001+03:00</published><updated>2011-10-22T21:25:46.389+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KENDİME DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>KEDİLİ İSKELE</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Akşamüstü dört gibi. Pasaport iskelesinde, bir banka yığılırcasına attım kendimi. Daha nefesimi bile alamadan telefonum çaldı. Yorgunluğumu belli etmeme çabası içinde konuşmaya başladım.&amp;nbsp; Serin deniz havası, imbat olmuş ensemden vuruyor. Sıcak, güneş görmüş buzdağı gibi milim milim eriyor rüzgârın etkisi ile. Bir tekir kedi, epey besili&amp;nbsp; gürbüz. Tam karşıda, bir betondan saksının yanındaki gölgede uzanmaktan vazgeçip, poposunu poposunu mankenlere taş çıkarırcasına sallayarak yaklaşmaya başladı bana doğru. Bir sıçrayışta bankın üstüne çıkıverdi. Artık, yanımda yayılıyor ve daha ben ne olduğunu anlayamadan, başını boşta olan elimin altına sokuyor. Elimin altına sığınmakla yetinmeyip, geriniyor da uzun uzun. Ben, bankın bir ucuna sıkışmış o küçücük vücudu ile - gerçi pek de küçük sayılmaz ama, banktan kalan ne varsa, yatak yapmış durumda.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-left: 9.75pt; text-align: justify;"&gt;Etraftakiler, meraka karışmış gülümseme ile bana ve kediye bakıyor. Bilinçsizce okşamaya başlıyorum başını, gıdısını. Gülümsemeye başlıyorum, gülümsediğimin farkında olmadan. Konuşmam bittiğinde tekire bakıyorum. Başı kucağımda artık. Bir patisini çoktan, bacağımın üstüne atmış, sevgilisinin dizlene uzanmış sanki. Okşuyorum, okşarken gözlerimi de yumuyorum; tekir iyice gevşiyor, mırıltılar avcumda ve parmaklarımda titreşmeyi bırakıp ses dönüşüyor; benim de içim geçiyor, uyumak üzereyim. Ellerim tüy yumağı dolu; aldırmıyorum. Bilincim koptuğu anda tekir sırt üstü dönüyor. Elim karnında. Yoğuruyorum artık, okşamayı aştım. Yanaşan motorun, inan binen insanların&amp;nbsp; gürültüsünden gözlerim açıldığı anda&amp;nbsp; kalabalık üyüznden belki, belki kalkacağımı anladığından tekir de gerinip kalkıyor. Tüyleri dökülmüş ceketimin eteğine.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Esniyor, yalıyor burnunu. Bana çeviriyor başını ve "maoowww" sesi çıkıyor ağzından. İnip gidiyor salına salına, iskelenin en kuytu köşesine doğru. Hadi gel diyorum, başımla tekneyi gösterip; gelse götüreceğim, umursamıyor. Maooww diye bir ses daha çıkarıp, boşaltmış olduğu o ilk yerine boylu boyunca uzanıyor. Ben tek başıma dönüyorum karşıya. O özgür ve tek.. İskele onun.&amp;nbsp; O iskelenin, ben Onun. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bu akşam yoldayım ve otobüsten yazıyorum bunları. Vapurdan sonra, eve gittim; duş traş bir bira ve yarım saatlik uyku. Çift kişilik koltukta tek kişi yayılmış durumdayım. Birazdan, karmaşık rüyalara dalacağım, gözlerim kapanıyor. Küçük ekranda oynayan filmin gürültüsü karışacak o karmaşaya. Rengi maviye dönecek.&amp;nbsp; Hiç sevmem sabaha karşı doğuya yol alan bir aracın içinde olmaktan; güneş gözüme girecek daha saat altı bile olmadan ve ben, önümdeki koltuğu siper etmeye çalışacağım. Yanımda, ucuz bir roman; kapağından iç sayfasına kadar "Ben ne müthiş bir kitabım haberin var mı"&amp;nbsp; mesajlarıyla dolu. Okumaya çalışıp okuyamayacağım. Taze kitap olmaktan çıkacak, belki birkaç sayfası okunmuş olarak, kitaplıktaki ebedi istirahatgâhında yerini alacak.&amp;nbsp; Birden, bir maooww sesi çalınıyor kulağıma. Yandaki boş koltuğun üstünde geziyor elim..Şıışşştt sesi dökülüyor dudaklarımdan, sessiz ol.&amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Haziran 2011&lt;br /&gt;(Düzeltilmiş ve yeniden yayınlanmış metin)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-3287617590681071871?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/3287617590681071871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=3287617590681071871&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3287617590681071871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3287617590681071871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/kedili-iskele.html' title='KEDİLİ İSKELE'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-5452843091591790943</id><published>2011-07-24T21:22:00.002+03:00</published><updated>2011-10-22T21:25:46.390+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><title type='text'>KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Geç uyandım, bu sabah. Zamanında uyandırmadığı için bir güzel söylendim ‘Ben’e, tek selektör gözümle saate bakıp geç kaldığımı anladığımda. Yataktan doğrulurken,&amp;nbsp; ‘Ben’e sordum, dün gece ne oldu?.. Anımsamıyorum. Geceden kalan ne varsa silinip gitmiş belleğimden, göz gözü görmeyen bir karanlık. Tek bildiğim uyuduğum. Yatak, kapanan gözler, sıcak, sağdan sola hoplarcasına bir dönüş.. Sonra soldan sağa… sonra… -sı yok. Ne rüya, ne kâbus, ne sevişmeler ne dövüşmeler ne dram ne melodram. Hiçbir şey.. Cenin hali. Aklımda dolanan tek sözcük, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;geç kaldım&lt;/i&gt;. Neye, nereye bilmiyorum. Ama geç kaldım. Kısa fara terfi eden gözlerimle üç günlük sakalımı sıvazlarken banyoda aynanın karşısında, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;iyice gecikeceğim&lt;/i&gt; dedim ‘Bana'. Mutfağa yöneldim, kahve suyunu koydum; su ısınırken bilgisayarımı açtım, haberleri okudum. Haberlerde geciken bir şey yoktu, dünün rehaveti sinmiş yazılara. Sinmek ne kelime, bir gün önceden kalma olduğu belli yazılar hâlâ duruyor. Anlaşılan, onlar da geç kalmıştı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Darbe yapılmış memleketin, bomboş sokakları gibi olan belleğime akıl yürütme de katılmıştı. Sadece okuyordu ‘Ben’. Harfleri birbirine ekliyor, dil-bilgisi kurallarına uygun cümleler oluşturuyor, cümle kümelerinden paragraflar meydana getiriyordu. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Isınan suyu boca ettim kahveye, yudumlarken birkaç yazı karıştırdım, sakalımı bir kez daha sıvazladım; gecikmişliğin umarsızlığını tüm sıcağa rağmen kışlık urba gibi giymiş halde banyoya yöneldim; aslında soğuk olması gereken ama ılık akan suda sabunu köpürtüp tıraş olurken,&amp;nbsp; “Olağan Şüpheliler” filmi tadında bir senaryo uydurdum kendime:&amp;nbsp; Bol paralı bir soygunun elde edilen ganimetlerini harcayan zekâ küpü soyguncusu olma mutluluğunun keyfini çıkarttım, geciken adalete teslim olan sakallarımı idam ederken.&amp;nbsp; Tıraşım bitip, lavaboyu da temizlediğimde saate baktım; tahmin ettiğim gibi daha da gecikmiş durumdaydım. Geciktiğimi düşüne düşüne, kalan zamanı yeterli bir planla pasta dilimlerine ayırıp, son kalan parfümümden sıktım adaletin kayganlaştırdığı cildime; düğmesi kopuk pantolonumu kemerle gizleyecek şekilde çamaşırlıktan alıp giydim, tişörtümü sırtıma çektim; kitabımı, küçük b.sayarımı, bavuldan farksız çantama yerleştirdim. Güneş gözlüğümü takmadan önce geç kalmış ‘Ben’i inceledim portmantonun aynasında. Afilli olmuştum. Tam, portmantonun önünden sağa dönmüş mutfağın yanından geçip sokak kapısına yöneliyordum ki... Duvarda asılı olan maarif takvimine ilişti gözüm. Büyük koyu puntolarla tarih ve gün yazılı olan, sağında doğan yeni çocuklar için isim, sol yanında günün yemeği, hemen altında bayram seyranların yazılı olduğu. Annemin her zaman ısrarla alın deyip, sabah namazına kalktığında yeni güne geçmiş sayfasını özenle yırtarak (bazen yırttığı sayfayı saklayarak, yasin-i şerifinin arasında) başladığı türden. PAZAR yazısı, ben buradayım diye bağırıyordu. Uyandım ve herşeyi&amp;nbsp; hatırladım. Dün gece yaşananlar.. uykum, görülen rüyalar, dramlar, melodramlar, sevişmeler, dövüşler, rüyalar, kâbuslar, rü-kâbuslar.. Hepsini ve herşeyi.&amp;nbsp; Sadece yattıktan sonra olanları değil, bugüne kadar yaptıklarım-yapamadıklarım, yaşadıklarım-yaşayamadıklarım, yaşamak istediklerim-yaşamak istemediklerim.. Hayallerim, aşkım ve ben. Orta yaşlılığım, gençliğim, ergenliğim, çocukluğum, bebekliğim, anne karnındaki ilk tekmem… Meğer, bugün Pazar-dı.&amp;nbsp; Henüz daha vardı.. Pazartesiye.. İçeri gittim, üzerimde ne varsa soyundum. Anımsadıklarım dâhil. Portmantonun önünden geçerken bir kez daha (mutfağa gitmek için mutlaka portmantonun önünden geçmek zorundaydım) aynaya baktım; sakallarım.. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Küçük bir yanlış anlama, kusura bakma &lt;/i&gt;dedim ‘Bana'&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Temmuz 2011&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-5452843091591790943?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/5452843091591790943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=5452843091591790943&amp;isPopup=true' title='27 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/5452843091591790943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/5452843091591790943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/07/kucuk-bir-yanlis-anlama.html' title='KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>27</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-598039561538711214</id><published>2011-07-22T11:25:00.000+03:00</published><updated>2011-07-22T11:25:13.560+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><title type='text'>BU BİR REKLAMDIR, ALICILARINIZLA OYNAMAYIN.</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&amp;nbsp; Efendim, kitap dediğiniz "şey" aslında arabadan, konuttan farksızdır. Farkı olmadığı için daha çıkmadan reklamını yapar, röportajlar verir, resimler çektirir, hatta kapağına da bu resminizi koyarsınız.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Bunlar kesmez ise bir kaç paragrafını da sızdırırsınız ki, insanlar meraklansın. Vayy beee ne cümleymiş desin.. Aydın Doğan usulü yayıncılığın &amp;nbsp; şapkadan tavşan çıkarma numarasıdır bu ve görüldüğü üzere tuttu. Daha basılmayan kitap, 165.000 sipariş almış kitapevlerinden ve dağıtım şirketlerinden. Zaten ilk baskısı için 200.000 rakamı uygun görülmüş. Yapılmamış otomobilin, dikilmemiş binanın satılması gibi satıldı kısacası. Okunmamış kitabı satmak beceridir. Ha yazarını maymun edersiniz, kapağını rezil. Okuyana da vezirlik kalıyor ama.. Üzgünüm siz, sadece ve sadece müşterisiniz... Basbas parayı. İster okuuu ister okuma.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Eyyyy ahalii... Bu işe ben de soyunuyorum. Yok, kadın kılığında resim falan çektirip buralara koymaya kalkışmayacağım. İlgilenen arkadaşlara röportaj da vermeyeceğim masaların üstüne yayılıp.. İki haftadır boğuştuğum bir metin var, ondan bir paragraf yayınlayacağım.&amp;nbsp; Madem bu işler öyle gel böyle.. 165.000 tıklama almasam da, ben 65.000 ine razıyım. Hemen satışa çıkarırım sayfamı...&amp;nbsp; Benim neyim eksik?&amp;nbsp; Fazlam bile var&amp;nbsp; kilo olarak.. Okuyun okuyun.. Okuyun, ayılın bayılın..&lt;br /&gt;&amp;nbsp;...&lt;br /&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Biliyor musunuz, o gün yanımda şu çanta olmasaydı belki de ölmüştüm.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bir an, dumandan nefes alamaz hale geldim; soluduğum şey, ciğerlerimi dolduruyordu. Bu hissi bilir misiniz? Bir ‘şey’ var ciğerlerinizde ama o ‘şey’ sizi öldürüyor. Tüm istediğiniz o anda, ‘şey’den arınmış bir alan.. Çantaya kafamı soktum, içindekilere yere boca edip.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;...&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span&gt;Aydın Doğan, yatacak yerin yok senin..&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-598039561538711214?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/598039561538711214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=598039561538711214&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/598039561538711214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/598039561538711214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/07/bu-bir-reklamdir-alicilarinizla.html' title='BU BİR REKLAMDIR, ALICILARINIZLA OYNAMAYIN.'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-6581242485454316833</id><published>2011-07-14T12:39:00.000+03:00</published><updated>2011-07-14T12:41:10.196+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İDA RÜZGAR LESBOS'/><title type='text'>İDA, LESBOS, RÜZGAR...</title><content type='html'>&amp;nbsp;Karaltısının kalınlığı haşmetli. Göz hizanızdan değil sağ ve soldan&amp;nbsp; beliriyor koyu lacivert-gri&amp;nbsp; silueti, üstünüze doğru hareket ediyormuşçasına eğiliyor.&amp;nbsp; Çok yüksek değil belki ama yine de ürkütücü. Tüm kıyıyı kollarının arasına almış.&amp;nbsp; &lt;i&gt;Yaklaşma, arkam Ege&lt;/i&gt;&amp;nbsp; dedim, tedirgin. Yüzüm İda'ya dönük iken sırtımı dayadığım deniz ve Lesbos olunca güvende mi oluyorum? Leslos dişi; koruyucudur. Kollayıcıdır sularında yıkanan çocuklarına. Vaftiz oldum ben Ege sularında. Tek güvencem.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Havuzbaşındakilere kayıyor gözüm. Erkeklerin, geometriyi hiçe sayan ama hiçe saydıkları kadar umarsız, rahat halleri. Kadınların mahçup çıplağı, anaçlık ile bulanmış güzellik. Sarksa da, pörsüse de, doğum izleri, selülitlerine karışsa da güzeller. Kainat teslim olmuş doğurganlıklarına. Ve erkekler, yaratmanın güzelliğine kesmiş, yarattıklarına meftun kadınların eseri, gereksiz tür.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Kresses'in uçsuz ordularının, İskender'in serdengeçti Plhalanxlarının ezdiği-yaktığı, İonların, Haçlıların ayaklarının çiğnediği, atalarımızın yalınkılıç dalıp at soluklandırdıkları, nefes aldıkları kıyılar. Neden engel olamamış ki bu ürkütücü İda? Neden izin vermiş ordulara madem bu kadar güçlü? Bir Tanrı nasıl izin verir, evinin yakılıp yıkılmasına? &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Rüzgâr vuruyor yüzüme. Serin, oksijen dolu. terletmiyor beni. Terlemedikçe düşünür mü insan?&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;i&gt;&amp;nbsp; Ya İda Tanrı değil Tanrıça ise.. Tanrıça.&lt;/i&gt;. O da meftuniyetinin kurbanı olmuş. Kıyamamış çocuklarını telef etmeye. İstememiş ölümlerinin sebebi olmaya. Belki, birbirlerini boğazlamalarını izlemeye dayanamayıp, Hasan Boğulduya kaldırıp atmış kendisini.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ve o Hasan boğulduya kaldırıp kendisini atan İda Ana, rüzgâr&amp;nbsp; olup&amp;nbsp; yüzümü öpüyor. Lesbos artık, sırtımı dayadığım değil sırtımı okşayan... Kulağıma Sappho olup, denizin dizelerini fısıldıyor sessizce. Güneş, yakmaz oluyor; terlemiyorum. Bir el dolaşıyor üstümde hava olup ciğerime dolan yaşam. Geçmişin engerekleri, bir zamanlar cennetim iken bir gecede cehennemime dönen kıyıların kokusunu aldıkça yavaş yavaş zihnimin kuytu köşelerindeki yuvalarından çıkıp dolanmaya başlıyor; kafesim sıkışıyor, titriyorum da galiba, boğazım, üstüste içilmiş sigaradan değil anılardan şişiyor; &lt;i&gt;kefaret..&lt;/i&gt; kelimesi daha çıkmadan ağzımdan kendime söylenmek için.. Kulağımda bir nâme başlıyor. Biraz uzaklardan geliyor sanki... Bildik bir ses.. Sakinleştiriyor beni&amp;nbsp; İda'nın elleri, Sappho'nun sesi. Lesbos'un köpüklerini yastık yapıyorlar başıma. Uyuyorum. Tâ ki, ıslak ama taze yaşam dolu küçük serin bir el, bacağıma dokunana kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEMMUZ 2011- Akçay.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-6581242485454316833?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/6581242485454316833/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=6581242485454316833&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6581242485454316833'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6581242485454316833'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/07/ida-lesbos-ruzgar.html' title='İDA, LESBOS, RÜZGAR...'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-7130476263813402959</id><published>2011-07-08T11:50:00.001+03:00</published><updated>2011-07-08T11:51:34.115+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KENDİME DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA'/><title type='text'>TOPRAK KEMİKLERİ ÇAĞIRINCA</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Neresinden başlamak lazım? Gidişinden mi dönüşünden mi? Arada geçen zamandan mı ya da zamanın dondurup kaldığı yerden mi? Sanırım önce başlıktan. 1994 Makedon yapımı bir filmden apartılmıştır: Yağmurdan Önce &amp;nbsp;(benim çok sevdiğim, kahramanının kullandığı bir cümledir o). Çocukluğunda ayrıldığı ülkesine seneler sonra dönen, çocukluk aşkı Müslüman kızı ile yeniden imkânsız kavuşmasını bulmaya çalışırken ölen, arka planda ülkesinin o dönem yaşadığı iç sorunları anlatan naif, melankolik bir filmdi. Kahramanı (Aleksander) dönme gerekçesini bu sözle anlatıyordu kendisine engel olmaya çalışan dostlarına, arkadaşlarına, “Toprak kemiklerimi çağırıyor” Ankara’daki&amp;nbsp; dost sohbetlerinde dönme olasılığımdan bahsederken en çok bu cümleyi kullandım &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Geçen yıl (2006) yine bu aylarda, Ankara’da kalma sebeplerim ortadan kalktığında ilk yaptığım iş Karşıyaka’ya gelmek oldu. Yıllar sonra, kendinle kalarak geldiğinde bir başka gözle bakmaya başlıyor insan çevresine. Gördüklerinin anlamları da değişiyor. Şimdi yalın anlamı ile bu cümle, insanlara biraz ürkütücü gelebilir ama… Aslında değil. Dağın, taşın, suyun, denizin, ağaçların, binaların, sokakların, kaldırımların, sizin için anlam yüklü ne varsa tek ses halinde kulağınıza aynı şeyi fısıldadığını hissediyorsunuz. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Korkutucu olan bu fısıltının yarattığı yabancılık hissidir. Görmeden dokunarak tanıyacağınızı bildiğiniz, santim santim ezberinizdeki sokakların ardındaki görüntüdür. Oysa insan hayatı, bir kaos düzeni içinde işler. Her şey toz-duman görünürken aslında kendi zaman ve düzeni içinde evrilir. Her şey sırayla gelişir ve sonuca ulaşır. Şehirler de öyle.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İnsanlar doğup büyüdükleri yerin toprağı havası suyu gibi kabul ederler, doğanın &amp;nbsp;toprak, su, havasını da. Nasıl ilk dokunuşla öğrenmişlerse, öylece kalır. Yaşanılan şehir değiştiğinde verilen ilk tepki de bunlara olur. Ben havayı, suyu, toprağı, mavi –yeşil-beyaz ve sarı olarak öğrendim. Renkler &amp;nbsp;kaynaşmakla kalmaz bir de edepsizce aşk yaşardı. Kış aylarının grisi bile farklı karışırdı denizin koyu kabarıklığına. İçinde hüzün de olurdu neşe de yaşamın. Yağmur altında kısa pantolon ile&amp;nbsp; dolanmak yadırganmazdı bahar aylarında; arkasından açacak havanın güneşle yapacağı sürprizi karşılamaya hazırlıktı o. Ankara’ya gidiş benim için, bir yerde&amp;nbsp; bu renk cümbüşünden çıkıp&amp;nbsp; koyu griliğe, toza, soğuğa teslimiyetti ve yaşanılacak şehre ilişkin &amp;nbsp;ilk darbe olmuştu.&amp;nbsp; Sadece gökyüzü değildi&amp;nbsp; tek renk olan. Binalar, insanlar, araçlar… &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Araçlar, bozkırın tozuna bulanmış yağmurun çıkmaz tutkal yapışkanlığına teslim olmuştu. Hiç kimse, kısa pantolon ya da bugünün modası bermuda şort ile&amp;nbsp; gezmiyordu bahar aylarında. Yağmurun arkasından gelecek olan, güneşin gülümsemesi değil soğuk ve karanlığın&amp;nbsp; hırçın nefesi oluyordu. Temmuz ayında elbiseleriniz terden değil, birden kapanıp bastıran ve akşama kadar süren yağmurdan ıslanıyordu. Kışın nemle karışmış ama güneşle dost soğuğunun yerini, buzlaşmaya hazır bir kırbaç alıyordu. İşte o zaman hissediyordunuz bu toprakların&amp;nbsp; doğduğunuz topraklar olmadığını. Size sorulan “nasıl bir yer?” sorusuna verdiğiniz ilk cevap, renklere ilişkin oluyordu: Her şey gri!...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İnsan tipolojisi değişmişti: Sabah saatlerinin&amp;nbsp; güneşe dönük ve O’nun&amp;nbsp; tüm sıcağını fotosentezleyen, doğayı kutsayan, müziği ve dansını keyifle izleyen yüzler ve insanların&amp;nbsp; yerini; bıkkınlıkla kol kola girmiş, yetişilmeye çalışılan mesai saatlerine sımsıkıya bağlı, yaşadığı doğa ve çevreye uyum sağlamış gri ve lacivertin tonlarında oluşmuş bir giyim alışkanlığına sahip insanlara bırakmıştı. Sarıların, kırmızıların, mavi, yeşil, mor turuncunun yerini sadece gri ve lacivertin alması, insanın renk bilgisini de örseliyormuş bunu da öğreniyorsun zaman içinde. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Zamanın&amp;nbsp; baskısı, bu hissedişin yerini &amp;nbsp;kanıksamaya bıraktırıyordu bir süre sonra. İnsanın, yaşadığı kente ilişkin yabancılaşma duygusuna karşı geliştirdiği en önemli savunma mekanizmasıdır kanıksama Ezbere gidilen yollar, ezbere gidilen mekanlar, ezbere bakışlar. Görmeden el yordamı ile kavranan binalar, sadece varlıkları yön ve mesafe tespiti amaçlı kabullenilen&amp;nbsp;&amp;nbsp; yükseltilere dönüşüyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Kültür ve yaşam kodlarından kopuş, kabul edilip benimsenmiş&amp;nbsp; kodlarla yeniden yüklenmezse, insan aklı kendini çevreyle uyumlu hale getirmek için kanıksamayla dolduruyor boşlukları. Aksi takdirde, yabancılaşma duygusu kişiyi boğmaya başlar. Kente savaş açmak ise hemen hemen imkânsızdır.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;İnsanın ancak aldığı nefesi hissettiği, doğayı ilk tanımladığı yaşadığı kente&amp;nbsp; geri dönmesi ile kanıksamanın farkına varabiliyorsunuz. İlk nefesle birlikte hissetmeye başlarsınız TOPRAĞIN CANLANDIĞINI VE DİLE GELDİĞİNİ. Bunun önce sadece anlamsız arka arkaya sıralanan sesler olduğunu sanırsınız. O sesler bir süre sonra çevre ve&amp;nbsp; kent ile iletişime geçer, kelimelere dönüşür. İnsanlar da karışır işe bir süre sonra ; Kelimeler, cümlelere dökülür, cümleler anlamlı paragraflara yelken açar.. Konuştuğunuzu duyumsarsınız, toprak dile gelmiştir. Birden gülümseye başlarsanız çünkü o cümle bir başka daha anlam kazanmıştır artık beyninizde. Çağrıdır bu: Jack London’nın romanında kurdun kulağına vahşi doğanın fısıldadığı türden. Toprak, kandaki hücreler aracılığı ile benliğinize ve en önemlisi kemiklerinize çağrıda bulunmaktadır: Sizi çağırmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ne kadar uzun zaman olmuştu ayrılalı bilmiyorum. 15 yıl? Belki 20…Süre aslında çok da önemli değildi. Dönüşümün reddedilip reddedilmeyeceğini bile bilmiyordum henüz. Bir çağrı vardı, bunu hissediyordum ama bu bir kucaklama çağrısı mı yoksa geçmişteki terk edişten sonra geriye kalanı görmemi isteyen, bir tür hesaplaşma çağrısı mı emin değildim. Buna cevap verebilmem için, her şeyi yeniden hatırlamam gerekiyordu. &amp;nbsp;&amp;nbsp;Geçmişle bir hesaplaşma mı yoksa yuvaya dönen evladın kabulü mü? &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sorulara cevap bulmanın&amp;nbsp; en kolay yolu, kenti yeniden gezmekten geçiyordu. Her sokak yaşamımın belli dönemlerinden anılar taşıyordu. Bir kentin yaşayıp yaşamadığını, içinde sakladığı insanlarla birlikte nefes alıp almadığını anlamak için yürüyerek gezmeniz gerekir. Doksanlı yılların başında İstanbul ‘da kaldığım 20 gün boyunca öğrenmiştim kentlerin yaşadığını. İlk kez bilmediğim, tuhaf, baharatlı, kese yoğurdu kıvamında yoğun, &amp;nbsp;sürtünmeden geçemeyecek kadar kalabalık şehirlerin şahı İstanbul’un, biz insanların tüm öldürme çabalarına inat nefes almaya- yaşamaya devam ettiğini, Çapa’dan Beyoğlu yönüne yaptığım yürüyüşler sayesinde fark ettim. &amp;nbsp;Şekilsiz,, eğri-büğrü, renksiz-tatsız-kokusuz-duygusuz yapılarla doldurup öldürmeye çalışıyorlardı. O, &amp;nbsp;yaratıcılarının torunu sayılabilecek insanların, büyük ihanetine rağmen inatla direniyordu. Her köşe başından bin yaşından fazla yaşa doymuş &amp;nbsp;&amp;nbsp;ir tarihi&amp;nbsp; yapı ya da sur parçası; bir mezar taşı, bir hamam, şadırvan saray duvarı &amp;nbsp;veya yol kenarındaki bir tutam yeşilliği ile bize inat yaşıyordu ve bunu görmek isteyen tüm gözlerin önüne seriyordu kalan varlıklarını. &amp;nbsp;&amp;nbsp;Kentler insan eli ile yaratılır, büyür, gelişir sonra bazen yine insan eli ile öldürülür ya da değişim geçirerek yaşamaya devam eder. Benim kentim de öyle bir kent. Yaşamaya, uzun çok uzun yıllar önce başladı ve hâlâ&amp;nbsp; yaşıyor. Doğa ölene kadar da yaşamaya devam edecek. Belki aynı kalacak belki daha da değişecek. Yüzyıl sonra topraktan çıkıp canlansak tanıyamayacağımız halde olacak. Belki biz, sevmeyeceğiz nefret edeceğiz gördüklerimizden ama o bir şekilde yaşamaya devam edecek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;Nasıl ki, her insanın yaşama şekli ve anlayışı farklı ise kentlerinki de farklıdır.&amp;nbsp; Benim Kentim, denizi, doğası ve en önemlisi insanı ile birlikte yaşar. İnsanları ile kol kola&amp;nbsp; koyun koyuna nefes alıp&amp;nbsp; verir. İki sevgilidir onlar. Ama aynı zamanda onu &amp;nbsp;yani kenti her gün öldüren eli kanlı katilidir bu sevgili hem de yaşama nedeni, ölüme direnmesini sağlayan. Ve her bir sokağı ile, beynimdeki gün gün, yıl yıl anılarını saklamayı becerebilen. Her geçtiğim sokakta yeniden canlanan.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;İlk adımımı attığım sokaklarından başlayarak, kişisel tarihimi izleyerek gezdim şehrimi. Tarihimde yer alan insanların geçit resmine&amp;nbsp; selam durup, kimlerin kaldığını kimlerin zaman içinde yitip gittiğini de hatırlayarak. Her sokakta bu eli kanlı acımasız sevgilisinin, güzel aşkına nasıl acımasızca kıydığını içim sızlayarak da olsa görerek gezdim. O tüm bunları yaşar her gün yeni bir yara açılırken vücudunda ben yoktum. Benim günahım daha büyüktü, arkama bile bakmadan terk etmiştim O’nu . Kolay kolay arayıp sormamıştım da. Yüzümde terk eden sevgilinin soğukluğu vardı, bunca geçen zaman içindeki her karşılaşmamızda. Sorun etmedi bütün bunları, yüzüme de vurmadı hainliğimi. Hâlâ güzel ve çekiciydi. Anne şefkati de vardı bu sevgilide. Gençliğin isyancı ruhu ile arkaya bakmadan terk edişime rağmen sanki daha dün ayrılmışım gibi kabullenmişti. Ne geçen zamana aldırıyordu ne de benim vefasızlığıma. Âşık bir kadın dışında kim böyle bir kabullenişe razı olabilirdi ki? İnsanlar yaşlansa da, binalar değişse de, kıyısı insan eli ile bozulmuş olsa da alınan nefesle, tüm hücrelerime yayılan seslenişi aynıydı. Sesler kelimeye o tek kelime de koskoca bir cümleye dönüşmüştü. ”HOŞGELDİN”…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Haziran - 2007-Bostanlı&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;İlk Yayın Tarihi: Eylül 2010&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-7130476263813402959?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/7130476263813402959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=7130476263813402959&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7130476263813402959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7130476263813402959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/07/toprak-kemikleri-cagirinca.html' title='TOPRAK KEMİKLERİ ÇAĞIRINCA'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-2477729749837266673</id><published>2011-07-01T18:59:00.002+03:00</published><updated>2011-10-22T21:25:46.391+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi'/><title type='text'>SÜRREALİST BİR  MAHALLENİN OLMAYAN  EFKÂR-I UMUMİYESİ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kafamın hemen üstünde&amp;nbsp; üçlü koltuğun ayakları var. Ya yataktan düşmüş olmam lazım ya da.. Kaynamış ve soyulmuş yumurta kokusu, taze çayın soba üstünde takırdamalarına karışıyor, tereyağının&amp;nbsp; kızarmış ekmek üzerinde kayarken çıkardığı çıtırdılarına &amp;nbsp; süt tadı da eklenip, hep birlikte yekpâre, burnuma ulaşıyordu.&amp;nbsp; Aidiyetimin en ufak&amp;nbsp; izini bile taşımayan&amp;nbsp; bir evde, kahvaltı hazırlığının lezzetine açmıştım gözümü. Gecenin bir saati cennet kılamadığımız "Dünya" denilen mekânın gailesi sebep olmuştu buna.Uzun uzun anlatacak değilim, özel mesele.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Gecenin bir yarısı, açıklamasız-sözsüz çatt kapı gidilebilen bir eve atmıştım kendimi. "Benim" dediğim yerler, redd-i miras yapmıştı tüm varlığımı. Bir kaç gün&amp;nbsp; yaban olup,&amp;nbsp; dört duvar arasında halvete girmekti tüm talebim. Her buluşmamızın sonunda evine bırakırken "bir kaç gün gel kal, bir tuhaf mahalledir burası, seversin" dediğinde, -tamam kesin gelirim cümlesini kibarlığımdan kuruyordum aslında ama O bilmiyordu.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Zorunluluk, kibarlığı kapı dışarı etmişti o gece. Sormadı; hâlâ da sormaz, ne oldu diye. Ve ruhumun, bedenden ayrı uyandığı o günün gecesinde, mahallenin kıraathanesinde, mahalle ahvali ile oturup içilen çayların sonunda, kış aylarının bildik gece ayazını ciğerlerime doldurup eve yol almaya hazırlanırken, Ben buranın hikayesini yazarım haberin olsun, diyebilmiştim sadece. Tüm okuyacağınız bu hikaye/ler o gece doğdu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;Çatılarında hilafsız güvercin beslenir. Sadece uçururken izlemenin keyfi için değil, "ot" satılan sokaklarında mallarını, polis baskınlarından kaçırabilmek&amp;nbsp; için, taşıma işini üstlensinler diye. Köpekleri kapı önlerinde&amp;nbsp; yatar; sadece oynamak için değil&amp;nbsp; sokakta gecenin bir vakti çıkan kavgalarda, kavga edenleri kovalayabilsinler &amp;nbsp; diye. Delileri, araba sürmezler kendi kendilerine,  biteviye felsefi metinler okur dudakları. Batakhanelerinin önünde sadece bitirim delikanlılar dolanmaz, yaz günleri mahallenin genç kızları ellerinde çiğdem çekirdek, salına salına geçerler . Kimse bir şey demez, gözleri ile soymaya kalkmaz, laf atmaz. Taksicisi, sanat tarihi uzmanıdır; muhasebecilik yapan Kudret Bey, kişisel gelişim kitaplarına meraklıdır. Bizim oğlan, Türkiye'nin Türevüstü Lisans sahibi üç beş borsacısından birisidir. Kahveci Baki Abi, akşam evine gidip ayağını uzattığında, iki buzlu viskisini yudumlar, yorgunluğunu atmak için 35 senedir. Rakıyı ağzına sürmez.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Sürrealist mahallenin olmayan&amp;nbsp; efkârıdır anlatacaklarım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ana caddeden yukarı devam edin, stadın yanından girdiğinizde.&amp;nbsp; İkinci ışıklardan sonra, dar bir sokak var; belli belirsiz.. Sapın oradan. Çıkmaz gibi durur ama çıkar. Daralırken genişler.. Devam edin.. Biraz daha.. Biraz daha.. Az biraz daha.. İşte orası..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(Son üç öykünün başına koyup, yeniden okuyun.)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;HAZİRAN 2011&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-2477729749837266673?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/2477729749837266673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=2477729749837266673&amp;isPopup=true' title='25 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/2477729749837266673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/2477729749837266673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/07/surrealist-bir-mahallenin-olmayan-efkar.html' title='SÜRREALİST BİR  MAHALLENİN OLMAYAN  EFKÂR-I UMUMİYESİ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>25</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-7758276896065199755</id><published>2011-06-30T00:02:00.002+03:00</published><updated>2011-10-22T21:25:46.392+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi'/><title type='text'>BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div style="tab-stops: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;"Numan Abi, senin yedi bela geliyor haberin olsun.."&lt;/i&gt; bu cümleyi duyması ile Numan'ın taksiyi bırakıp, mahalle kahvesine doğru faryap etmesi bir oldu. Bir oldu çünkü başına gelecekleri biliyordu mahallelinin deyişi ile "taksici" Numan, mesleğin eskilerinin&amp;nbsp; hatta ancak eskiler levhasına kayıtlı olacak kadar eskilerin deyişi ile ise " Ulrike" Numan. "Ulrike" Numan diyebilmek için kendisine, eskiler levhasına kayıtlı olmak lazım-dı. Yoksa diyeni Numan'ın elinden kimse alamazdı. Ama biz, Ulrike' nin nerden gelip, neden takılı kaldığını sonra anlatacağız, şimdi henüz zamanı değil.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Babası bostancı Recii'nin keleği, anasının bir tanesi&amp;nbsp; Numan, mahalledeki taksi durağının bugün için en eskisi ve başkanıdır. Burada doğmuş, burada büyümüş, evlenmiş çocukları ortalığa salmış, senelerdir taksisini yıkadığı deterjanlı sularla her gün hiç aksatmadan sokağı sulamaktadır. Uzun boylu olmasa da babayiğit görünüşünü, omuzları taarruz kartalı gibi açılmış yürüyüşünden, vücudunun&amp;nbsp;ağırlığını sandalyeye yaklaşırken bile hissettiren&amp;nbsp; oturuşundan almıştı. Hocası, can kardeşinin anası Zahiri Hanım'dan her zaman köşe bucak kaçar, belki kızının taksisinde ölmesinden sebepli, Farfara Teyzesinin her gün elini öpmeden işe çıkmaz, oğlanlara öğlen&amp;nbsp; okul çıkışı kokoreç yedirmeden eve göndermez, şehrin veresiye iş yapan tek taksisi olduğu ile övünerek ortalıkta gezmez bir adamdır Numan. Çocukluğunda vurulduğu Mavi, gıcır gıcır bir Oldsmobille yüzünden içine düşen, ciğerini yangın yerine çeviren&amp;nbsp; araba tutkusu, sonunda mesleğe dönüşmüştü on dokuzuna bastığında. Sevdiği çok, tutkuları azdı Numan'ın. Epi topu iki tane: Biri araba diğeri de Farızî. Zahirî Hanım'ın kızı. Hani, haftada iki gün çocuğuna bakması için getiren...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Ona da &amp;nbsp; okul önlüğünü giyip, Ali ile peşlerine takıldığında vurulmuştu. Nasıl ki daha önce gördüğü otomobiller değil, o mavi Oldsmobille &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;yangını düşürmüşse yüreğine, Farızî'ye de daha önceki görüşlerinde değil, önlüklü, beyaz çoraplı, saçları iki&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;yandan örgülü hali ile görünce tutulmuştu. Yaşam nasıl ki eskitiyorsa tüm tutkuları, bunlar da eskimiş, küllenmişti ama her zaman bağlı kaldı tutkularına Numan. Hep, gördüğünde ya da aklına düştüğünde külün altından hissedecekti ateşlerini.&amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; Mahallenin orta yerinde, şehre inat direnen Kör Agop'un meyhanesi, eve gitmeden uğrak yeriydi Numan'ın. Ali anasını ziyarete geldiğinde ise, şenlik yerine dönüşüyordu.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;İki dublesini atıp öyle yollanırdı evine. Sözü vardı Mini Kız'a, eşine: Evde içmek yok. Tek istisna, bayram günleri. Bayramlarda efkâr çökerdi Numan'a, yarım şişeyi bitirir, çipilleşen çakmak çakmak gözleri, sarıyı mavi, Mini'yi Farızî görmeye başladığını anladığı anda,&amp;nbsp; gider yatardı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Farızî ile Ali'nin Üniversiteyi kazanıp gideceklerini öğrendiği günden&amp;nbsp; iki gün sonra, düğünü vardı Numan'ın. Ali'nin değil ama, Farızî'nin gidişi koymuştu. Düğün boyunca içindeki yangına çare olsun diye kova kova içtiği rakının acısı, acil serviste çıkmıştı. Dört kolunda dört arkadaşı, başlarında babası zor yetiştirmişlerdi hastaneye; rengi yeşil, cildi kırmızılaşmış, çenesi kale kapısı gibi kilitlenmiş Numan'ı. Anası babasını boğacaktı, babası bostancı Recii de arkadaşlarını; özellikle de Ali'yi. Rakıları Kör Agop'un bahçeden aşırıp da, ayrana karıştırıp bu keleş oğlana içiren Aliydi çünkü. O gün, yani hastane odasında yatarken, Ali elinde bir kitapla çıkıp gelmişti. Yarı tuğla kalınlığında bir kitap. Hayatında, ders kitapları dâhil kitap okumamış olan Numan, - tüm derslerden taa ki yakalanana kadar Ali'den kopyaladıkları ile geçiyordu-&amp;nbsp; bir kitaba bir Ali'ye bakarken, O&amp;nbsp; kulağına eğilmiş &lt;i&gt;" Bir bunu oku koçum; tüm hayatın boyunca okuyacağın tek kitap olsa da oku bunu. O zaman anlarsın, neden sana Olric dediğimi"&lt;/i&gt; diye fısıldamıştı. Ali, son üç senedir Olric aşağı Olric yukarı diyordu Numan'a. Adı sanı kalmamıştı Ali'nin yanında.&amp;nbsp; "Ulrike" nin doğuş anıdır da bu aslında. Ama biraz daha sabırlı olmanız lazım. Hâlâ henüz erken. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; Numan'ın yine anasının zoru, Zahiri Hanım'ın kumpası ile dışarıdan bitirtilerek &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;alınan diploması, babası bostancı Recii tarafından hükümsüz sayıldığından, on yedi yaşında başlayan zoraki bostan ve karpuz maceraları, babasının, anasının zorlaması olmadan, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;doğal yollardan&amp;nbsp; vefatı ile on dokuzunda bitivermişti.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Numan hızla zamana uyum sağlayarak, bostanda karpuz yerine beton yetiştirmenin daha kârlı olduğuna hükmetmiş, müteahhidin birisi ile anlaşarak iki dönümde kat karşılığı iki bloktan&amp;nbsp; beş daire&amp;nbsp; yetiştirmiş,&amp;nbsp;elde ettiği ürünlerden birisini satarak taksisini çekivermişti kapının önüne. Tüm bıçkınlığına, ele avuca gelmez görüntüsüne rağmen, çalışkan adamdı. Taksinin plakasına tamamen sahip olup cumhuriyet altını gibi asıvermişti kendi adını taşıyan vergi levhasını beş senede.&amp;nbsp; Kör Agop'un yangını erken görüp, babasını dürtüklemeyi akıl etmesi ile evlenen, çoluk çocuğa karışan, küllenen tutkuları ile baş başa yaşayan Numan, eskiler için "Ulrike" Numan.. Ali geldiğinde coşan, Farızî'yi gördüğünde rakı arayan, çocukları ile avunup eşini seven Numan.. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Tamam, zamanı geldi anlatmanın, neden "Ulrike"? Ali, yaz ayında mahalleye gelip de &amp;nbsp; taksiyi ilk gördüğünde doğru terzi Vahdet amcaya koştu. Ondan küçük bir atkı yapmasını istedi ve atkının üstüne bir şeyler yazdırdı. Sonra gelip, Numan'dan bu atkıyı ne olursa olsun, her zaman arabasının arkasına, camdan görünecek şekilde sermesini istedi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Atkı serildiğinde, kim var kim yok başta eskilerin eskileri olarak levhaya yazılı olanlar dahil taksinin başına toplandılar. Herkes ne yazdığına bakıyordu. "Olric kim?" diye sordu birisi. Olric değil, Olrik okunacak, İngilizce isim bu dedi başka birisi. İyi peki, Olrik kim o zaman? diye sordu bir başkası. Büyük adam dedi Ali... Çok büyük adam. Madem, cyi k okuyoruz, o zaman oyu da, u okumak lazım dedi eskiler levhasından birisi. İtiraz hakkı olmaz eskiler levhasına dedi Ali. Ulrik yani, dedi gençlerden birisi.&amp;nbsp; Ulrik evet. Benim bildiğim, bir tane Ulrike Meyfard vardı dedi, durağın malumatfuruşu. Ali sırıttı. Eski yüksek atlamacı. Tamamdır dedi levhanın birinci sırasındaki üstat. Ulrike o zaman.. Olric oldu, Ulrike.. Ama sadece levhadakiler için. Bir de Ali..&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;"Güçlü olmak artık beni yoruyor Olric, herkese karşı dimdik olmak..."&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;HAZİRAN 2011&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-7758276896065199755?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/7758276896065199755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=7758276896065199755&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7758276896065199755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7758276896065199755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/bostanci-reciinin-oglu-taksici-numan.html' title='BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-7835945200302814067</id><published>2011-06-28T01:14:00.004+03:00</published><updated>2011-10-22T21:25:46.392+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ÖYKÜ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi'/><title type='text'>FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Sokağın hemen başındaki dükkanının önüne attığı sandalyesinde, höpürderek içtiği sabah kahvesinin köpüğünü dalgın dalgın izleyen Aktar efendinin yüzünde,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;kafasını kaldırdığı anda &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;gülücükler açtı. Mahallenin sevimli Farfara Teyzesi, elindeki bastonuna vücudunun üçüncü bacağı imişçesine yaslanarak, eskilerin merdaneli dediği büyük kalçasını sağdan sola doğru hoplatan yürüyüşünün yarattığı titreşimleri, sokaktan gelen geçen herkesin ayak tabanında hissettirerek yol alıyordu. “Kesin bana geliyor” cümlesi, sessizce dökülüverdi Aktar Efendi’nin dudaklarından, kahve fincanına doğru.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Emekli banka memuru Nevin hanım’ın, tüm uğraşısına, doktor doktor gezmesine rağmen, bir türlü hamile kalamayan okumuş kızı sonunda pes etmiş, annesinin baskılarına dayanamamış, Farfara Teyze’ye teslim olmuştu. İşte sonunda, ünü yıllar içinde mahalleyi aşıp, bu eski ilçeye yayılan; ünü yayıldıkça süvari çizmeli Zahiri Hanımın, “en sevmediği kişiler” sıralamasında herkese fark atan Farfara Teyze’nin, envai çeşit otlarlardan imal ettiği ilaçlarından medet ummaktan başka yapacak bir şey kalmadığını O da anlamış, ziyaret haberi de tüm mahalleye anında yayılmıştı. Bu ziyaret kulağına geldiği için de, evinden pek çıkmayan, mahallenin en eski ve tek bahçeli kâgirinin bahçesinde, beslediği hayvanatları ile zaman geçiren Farfara Teyze’nin, sallana sarılsa gerçekleştirdiği bu yürüyüşün baş hedefi olduğunu tahmin etmesi zor olmamıştı Aktar Efendi’ye.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Farfara Teyze’nin yetenekleri, sadece koca karı ilaçları ile sınırlı değildi. Terzi Nazım Efendi’nin karısı, oğlunu askere uğurlarken, tutturmuştu kapının ağzında: Ye şu ekmek diliminin yarısını, yarısını da eşiğe bırak &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;diye. Neymiş, kazsız belasız dönermiş askerden. Nazım Efendi de telaşlanıyordu ama.. ekmek mi geri getirecekti çocuğu? Anladı tabii Farfara’ nin başının altından çıktığını. İlkokul arkadaşı idi merdane kalçalı Farfara. O zamandan meraklıydı bu işlere. Anneannesinden öğrendiklerini tüm sınıfa anlatır durur, anlattıkları ile korku düşürürdü herkesin yüreğine. Daha sonraları, çocukluk hevesinin yerini, gençlik merakı almış ve erkenden evlendirildiği nalbur Mehmet’in, evlendikleri gece suratına attığı tokat, az daha gerdeğe bile giremeden boşanmış kadın olmasına sebep olacaktı. Neymiş, ilk kim tokadı basarsa, evde O’nun sözü geçermiş. Konu komşu zor almışlar rahmetlinin elinden. Hep anlatır dururdu Farfara Teyze özel olarak davet edildiği kadın günlerinde, “ilk gece ben Ondan sonra uyuduğum için, önce O göçüp gitti” diye. Yalnız kalmaktan memnun muydu bilinmez ama rahmetli, yakınır dururdu&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;kahvede akşamları, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“aaydi epsi neyse de, soğanın tadını unuttum” diye. Olur a, keserken bir parçası bile olsa düşer, görmezler üstüne basarlar. Soğana basarlarsa evi de fakirlik basar sonra korkusu, Farfara’nın soğanı alışveriş listesinden çıkartmasına sebep olmuştu. Olan da Nalbur Mehmet’e olmuştu. “Soğansız yemek, yavan olur be yaa” diye, hiç vazgeçmediği Trakya şivesi ile söylenirdi&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;kahvede çayını yudumlarken. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Asıl ününü &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;daha genç olduğu vakitlerde, mahalle camii imamının, gözbebeği torununun fıtık tedavisi sırasında&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;kazanmıştı: &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Oğlanın anası, imamın gelini, yaşıtı olan Halime’nin ağzından girip burnundan çıkarak ikna etmiş,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;çalı ağacının dalını yarıp, oğlanın boklu donu &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;geçecek illa diye. Farfara önde Halime arkada, çalı ağacı aramışlardı koca şehirde. Buldukları tek ağacın dalını yarmak için iki saat uğraşmışlar, sonunda da hem dalı, hem de Halime’ nin kolunu yarmışlardı. Hastanede gelinin koluna sekiz dikiş atılan İmam, bir hışım kapısına dayanmasına dayanmıştı da rahmetlinin hatırına işin peşini bırakmıştı. Çocuğun fıtığını tedavi ettiğinden değil, imama bir ağız dolusu saydırtmayı başaracak kadar delirttiği için kazanmıştı ününü ama olsun.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;İnsanlar saydırma ve kolun kesilme kısmını unutmuş, yapılan ameliyatı yok saymış, Farfara Teyzenin yeteneğini konuşur olmuştu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Mahallenin kadınlarının gün yaptıklarında en büyük eğlenceleri, Zahiri Hanım ile ikisinin bir araya gelmesi idi. Zahiri Hanım ne kadar kızar köpürürse, Farfara Teyze bir o kadar sakindi. Tebessüm eder durur ve “Zahiri, bu işler senin okuduğun kitaplardaki işlere benzemez” der, başka bir şey demezdi. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Tüm hayatını yıllardır araştıra soruştura öğrendiği bu gizli bilgiler &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;üstüne kurmuştu Farfara Teyze; evin sağından solundan çıkan çaputlara-nazar boncuklarına ve soğansız yemeklere rahmetli de, tek oğlu da alışmıştı yıllar içinde. Sadece, oğlu evlendikten sonra &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;gelini ikna edememişlerdi. Ne gelir ne de torunu gönderirdi Farfara Teyze’nin bu akl-ı evvel işleri yüzünden. Resti çekmişti kocasına: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Gidiyorsan, sen tek git.&lt;/i&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Evlenecekler kızlar, Farfara Teyze’yi buluyordu; çocuğu olmayanlar kapısında yatar olmuştu; herifinin kesilmeyen gece âlemlerinden, içkisinden, kumarından bıkanlar kadınlar da öyle. Yeni doğanlar için reçeteleri ayrıydı, kimsenin bilmediği duymadığı yöntemlerle önlemini aldırırdı heyecanlı anne-babalara. Araba alanlara nazardan nasıl korunacağını, ev alanlara hırsıza-yangına karşı tedbirleri ilk o öğretirdi. Çağrılıp çağrılmadığına bakmaz, kapıda bitiverirdi insanların Farfara Teyze. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Bir tek, daha ilkokulda iken ölen kızına çare bulamamıştı. Bir tek Onu koruyup kollayamamıştı. Taksici Numan anlatmıştı, en son hastaneye yetiştirmeye çalışan oydu çünkü maailece hepsini, O söylemişti; devriliverdi Farfara Teyze’nin gözleri diye. Öyle bir devrildi ki.. tam da, Teyzem, kurtar beni şu Zahiri Hocamın şerrinden diyecektim.. ağzımı açamadım demişti.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ses etmez olmuştu artık tüm mahalleli o günden sonra. Zahiri Hanım bile daha az dalaşır olmuştu. Bir de günlerde bulaşmasa kendisine, belki hiç kavga bile etmeyecekti. Bir o zaman, Farfara’nın o lafını duyduğu anda dayanamıyordu: ”Bu işler senin okuduğun kitaplarda olmaz Zahiri” &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Farfara Teyze, o koca kalçasını bir sağa bir sola sallayarak, mahallenin o işlek caddesi kabul edilen sokağında, ayaklarınızın tabanında hissedilen titreşimleri salmaya başladı mı bilin ki, vardır yine kovalanacak bir cin; deliğine sokulacak fare; doğrulacak çocuk; kem gözlerden saklanacak ev-araba. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;HAZİRAN 2011&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-7835945200302814067?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/7835945200302814067/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=7835945200302814067&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7835945200302814067'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7835945200302814067'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/farfara-teyzenin-bitmek-bilmez.html' title='FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-49748501137706364</id><published>2011-06-23T14:06:00.000+03:00</published><updated>2011-06-23T14:06:56.026+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YUNAN USULÜ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ŞİİRİMSİ'/><title type='text'>YUNAN USULÜ</title><content type='html'>Duvara dönmüş vücudum; fark ettiğimde saat epey geçti.&lt;br /&gt;Sıvaları dökülmeye yüz tutmuş, üstündeki boya aşınmış.&lt;br /&gt;Spatulaya dönüştü kalem elimde, &lt;br /&gt;Kazıdım pul pul. &lt;br /&gt;Çıplak&amp;nbsp; bir balık olup&amp;nbsp; ahtapotun testiye sığınması gibi*,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;defterin sayfaları&amp;nbsp; arasına&amp;nbsp; girdim.&lt;br /&gt;Tatlı su kulağıma kaçtı.&lt;br /&gt;Uyandım. &lt;br /&gt;Ne balıktım ne çıplak.&lt;br /&gt;Ne testideydim ne spatulada duvar artığı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Haziran 2011&lt;br /&gt;* &lt;i&gt;&amp;nbsp; Toprak su testisi yuva yapması için ahtapotun, suya bırakılır. &amp;nbsp; Ahtapot, ağzının darlığı, içinin genişliği ve karanlık oluşu sebebi ile yuva beller testiyi. Bir kaç gün sonra, gidip &amp;nbsp; çıkardığınızda artık yuva değil tuzağa dönüşmüştür ahtapot için. Buna, Ege'de "Yunan Usulü" denir.&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-49748501137706364?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/49748501137706364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=49748501137706364&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/49748501137706364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/49748501137706364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/yunan-usulu.html' title='YUNAN USULÜ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-2171161575658634126</id><published>2011-06-21T17:31:00.003+03:00</published><updated>2011-07-02T02:15:50.756+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TAM ŞU ANDA'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><title type='text'>TAM ŞU ANDA</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Hüseyin Usta, sen bu tekmili al.. Bilmiyor musun kardeşim favayı sade sevdiğimi? Ne bu inadına inadına ikidir?.. Oğlum kaldır şunu, sade getir. Yağı bol olsun, sıyırırken ekmeği de sevindirelim.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Neyse birader, ne anlatıyordum ha tamam; 87 yılı, ben şu sanayiinin girişindeki Mendebur Recai'nin yanında kalfayım. Bıyıklar terlemiş hafiften, yaş 16 falan işte. Kanımız ateşli, piizlenip gidiyoruz maça.&amp;nbsp; Şimdiki gibi değil ot mot olmazdı. En fazla piiz. Bi de sigara işte. O zamandan alıştık merete.&amp;nbsp; Neyse haftasonu işler yoğun, maçlara gitmek zor tabii. Amma, virüs bir kere&amp;nbsp; girmiş kanımıza çocukluktan. Üstelik, takım istim üstünde bugünkü gibi de değil, sürünmüyorlar. Kılpayı kaçıyor&amp;nbsp; şampiyonluk her sene.&amp;nbsp; 87'de, bu sefer tamam dedik.. Takım bomba, hoca Tamer kaptan, öf öff. Kök söktürüyor oyunculara.&amp;nbsp; Altobelli de gelmiş ki üçüncü hafta, akla ziyan. Nazilli maçında çapacılara voleyle bi takmış, Hasan Tahsin heykeli gibi kalırdınız o voleyi görseydiniz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Neyse birader işte, sezon kışa girmiş, maçlar çekilmiş öğlen saatine; c.tesiye denk geldi mi yandık. Çalışmaktan maça gidemiyoruz. Ben öğlen en civcivli zamanda kaçıyorum yemek bahanesi ile, elde transistörlü radyo. Küçüklerden, iki karış anteni çıkıyor. Kulağı dayayıp, dinliyorum. O zamanlar bu zamanlar gibi değil; uzun dalga-kısa dalga, İstanbul-Ankara-İzmir.. Bi de Bizim Radyo var, gece yayın yapıyor. Komünistlerin radyosu,&amp;nbsp; parazit atıyorlar arada bozuluyor yayını. Başka&amp;nbsp;&amp;nbsp; bi şey yok. Hafta sonu televizyonda naklen yayın&amp;nbsp; hak getire, TRT anca radyodan yayınlıyor maçları. Birinci ligin maçları dışında bizim maçlara da bağlanıyorlar arada. Mendebur ayar oluyor bana&amp;nbsp; ama yapacak bir şeyi yok, sanayiinin en iyi kalfası benim. Herifçioğlu odasında, öğlen çay bardağında susuz götürüyor ben eşşek gibi çalışıyorum; sıkıysa ses etsin. Anca, mendeburluk yapıyor işte arada.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Usta, ciğer de yollasan. Arnavut olsun.. Biraz da roka.. Di mi, eksik kalmasın birader, masa.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Neyse birader işte, bizimkilerin yine bu g.tepe ile maçı var bi&amp;nbsp; c.tesi günü, öğlen kaçacağım yemek ayağına, hazırlıklar tamam. Piller full, radyo cepte. Mesai başladı ama benim göz devamlı saatte. Maç saati yaklaştı, tam çıkıcam, bi Anadol geldi. Geçmiş zaman, kayış mı ne değişecek. Kopartmış dallama yolda. Ben usta baksın diyecekken seslendi bu Mendebur; koymuş rakısını, biliyor da maçın olduğunu, bana kıllık olsun diye tabii seslenmez&amp;nbsp; mi aracı yap da git zıkkımlan.. Al buyur. Gamatoyu basıcam herife ama.. Sonra peder de beni marizleyecek akşam. Mabad &amp;nbsp; yemiyor. Mecbur daldım araca, ikide bir gözüm saatte benim, maç gidiyor anasını satayım. Yallamşap yaptım arabayı, fırladım tulumlarla sokağa, yemeğe gidiyorum diye. Mendeburun dur nereye demesine fırsat bırakmadım. Bıraksam, dene aracı diyecek. Yer miyim? Hikaye tabii benim yemek işi.&amp;nbsp; Daha yandaki sokağa döner dönmez&amp;nbsp; çıkardım radyoyu, açtım anteni, yapıştırdım kulağımı maç yanını dinlemeye başladım, o köşedeki durağın dibine kaldırıma çöküp.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Usta bi de cacık yollasan. Şöyle zeytin yağlınaneli. Cacığı güzeldir buranın. &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Radyo, bi o maç bi bu maç bağlanıyor ben söyleniyorum hadi ulan diye; derken sıra geldi&amp;nbsp; bizimkine. Spiker Murat Ünlü, mıy mıy anlatır bilirsin sen. Bu işte anlatıyor da anlatıyor; Ülken soldan indi içeri kesti, Rıza vurdu kafayı üstten aut.. Ulan skor versene mübarek.Yok. Sadullah daldı göbekten, Muharrem karşıladı. Lan maç kaç kaç, dinsiz imansız? Söylemez. Ben, sokak ortası salıyorum küfürü. En sonunda, "15. dakikada Rıza'nın dömi volesi ile&amp;nbsp; bir sıfır öne geçen&amp;nbsp; Karşıyaka.." lafını adam sanki &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;büfeciye &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;bi sigara versene kıvamında söyleyiverince.. Alllaaaahhh ben bi fırlamışım yerimden.. Çekiyorum Kafkafı tek başıma. Radyo elde, sıkı tutuyorum ama cepte ne var ne yok düşmüş, cüzdan kibrit, sigara... o gazla, önümde bir şeyler arıyorum, maksat Rıza gibi çakmak. Gözüme bi&amp;nbsp; çaydanlık ilişti. Kara, leş gibi&amp;nbsp; eği büğrü bi şey. Orta boy. Bildiğin çaydanlık birader. Çay demliği işte. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hüseyin usta, köfte at bu herif bitirdi köfteleri. Birader, tamam parasını sen vereceksin ama, insan iki tane de bana bırakır &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;yahu .Ya bi durun be kardeşim, lafım bitsin. Çaydanlık işte bildiğin...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; O gazla, olmuşum Altobelli Rıza; şutu bi çaktım&amp;nbsp; çaydanlığa.. durağın&amp;nbsp;&amp;nbsp; demirden yapılmış eğri büğrü bi sundurması vardı, işte o sundurmaya çarptı. Birader çarptı ama, demir demire çarptı mı nasıl ses çıkar? Donk, monk diye değil mi? Bundan çıkan ses, Poffff.. Valla birader ciddiyim, poff diye bir ses çıktı. Gayri ihtiyari baktım çaydanlığa. Duman da çıkıyor içinden. Kulağım radyoda, gözüm bunda, huylandım tabii. Ama radyoyu bırakmıyorum. O Sado piçi habire geliyor. Alıyor alıyor, geliyor. Allahtan Muho var da göğüslüyor bunu. Muharrem birader, kaptan Muharrem. Adam mı geçer Ondan. Habire el enseyi yapıştırıyor Sadoya. Spikerin anlattığı bu,&amp;nbsp; ben nerden görücem, maçta mıyım? Bozma birader konsantrasyonumu. Bu çaydanlık şimdi poff ladı moff ladı duman falan çıktı ya. Radyoda da cızırtı başladı mı. Zor bela duyuyorum spikerin sesini. Anladığım heriflerin Çin Ordusu olup yüklendiği. O kadar. Gerisi cızırtı. Sanırsın, Bizim Radyo dinliyorum. Ben radyoyu kurcalarken gözüm kaydı tabi..&amp;nbsp; çaydanlıktan, bi ses geldi:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Ben cinim, dile benden bir dilek.&lt;/i&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Nooluyo&amp;nbsp; diye kafayı bir kaldırdım.. karşımda, simsiyah bir zebellaa. Böyle, bulut gibi sis gibi bir şey. Ayak mayak yok, sisin ucu o çaydanlığa giriyor. Besmele çektim hemen; radyo düştü elimden, ağzım beş karış açık. Gözler oldu&amp;nbsp; SKF nin bilyaları gibi. Bakıyorum, buna. Ağzımı da açamıyorum ama aklım da maçta. Gözümü zebellaadan ayırmadan, elimi uzattım radyoya yerden almak için, yoklaya yoklaya buldum. Kulağıma götürdüm, hâlâ cızırtı var. Bu aynı şeyi tekrarlıyor habire, bir dilek hakkın var dile benden ne dilersen..&amp;nbsp; Zebellaa susmaz, radyo cızırdar, maç gider benim ağzım beş karış, gözler bilya. Bi silkelendim, baktım bu konuştukça radyonun cızırtısı artıyor, sustukça azalıyor; sinirlendim tabii. Genciz de kan kaynıyor. Dalsam mı şuna dedim. Bu yine bir dilek dile sahip deyince... Olacak iş değil kardeşim. Maç gidiyor maççç. Radyoyu kulağıma koydum, cızırtı arasında bir şeyler&amp;nbsp; anlamaya çalışıyorum; spikerin zor bela sesini duydum.Birader&amp;nbsp; bi sus,&amp;nbsp; gol mol demeye kalmadı, &amp;nbsp; gol yemişiz! "Sado kaçıyor Muharrem kovalıyor"u duyunca anladım. Sado, Muharremi geçmişse kesin atmıştır da ondan. Muho niye kovalarsın yoksa Sado'yu?&amp;nbsp;&amp;nbsp; Akşam öğrendik tabii. Sado, Muharrem'i kandırmış: Tekmeyi yiyince yerde kıvranmaya başlamış; bunlar frikik kullanırken fırlamış yerden, yok&amp;nbsp; durmuyordu maç.&amp;nbsp; Bu bi fırlıyor birader, Muho tepesinde tabii bir şey oldu mu diye. Muho'dan kurtuluyor ya, boşta buluyor topu asılıyor kaleye, çataldan takıyor. Bu numara yaptı ya, Muho da düşüyor peşine. Sado önde Muho arkada, iki tur atıyorlar. Onu söylüyormuş spiker. Benim duyabildiğim kısmı, Sado gol- Muharrem kovalıyor.. Ben bunu duydum ya, kan çıktı beynime. Bu yine demez mi, dile benden bi dilek. Alllaaah, birader ben o sinirle Ulan Allahın Arabı&amp;nbsp; maçı dinleyemedim senin yüzünden zaten, siktir git yoksa dalıcam sana demem mi?..&amp;nbsp;&amp;nbsp; Dedim birader...Demez olaydım... Ben bunu dedim ya olan oldu.. Puff.. Gitti bu zebellaa. Yok, uçtu. Ara ki bulasın.&amp;nbsp; Arap uçtu çöle! Bi saniye bile sürmedi. Birader git dedik ya. Arap da dilek saydı, gitti. Ne bileyim nasıl gitti birader; Arabın sorunu o... Çaydanlık? Valla ben, o sinirle birader, kaldırıp attım dereye. Ciddiyim. Kaldırdım attım. Nereye mi? Ya siz o sokağı&amp;nbsp; biliyorsunuz. İşte onun tam köşesinden dereye salladım. Valla bak, size bir şey diyeyim mi, şimdiki aklım olsa o anda dellenmek yerine: Birader,&amp;nbsp; kır şu Sado'nun ayağını derdim. Yani&amp;nbsp; tam şu anda orada olmak, kır&amp;nbsp; Sado’nu ayağını demek isterdim biliyor musun?. Maç kurtulurdu, daha başında kurtulurdu sayemde hiç olmazsa. Yendiydik evet, 2-1 bitmişti maç. Olsun birader,&amp;nbsp; ben o sırada bunu nerden bileyim. Maçta değildim ki. O anda orada olayım, kır şu Sado’nun ayağını diyeyim isterdim. Sayemde maç almış olacaklardı. He birader, tam o köşeden salladım. Oradadır&amp;nbsp; nerde olacak ki? Ben size, şeyi de anlatmış mıydım? Şeyi oğlum, hani şu Kırşehir deplasmanını? Anlatayım mı?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;O zaman hadi bakalım, 50'lik daha söyleyin. Biraz da şakşuka.. acılı ezme bi de.. iyi gider.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Haziran 2011 &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-2171161575658634126?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/2171161575658634126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=2171161575658634126&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/2171161575658634126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/2171161575658634126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/tam-su-anda.html' title='TAM ŞU ANDA'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-1571841086304535166</id><published>2011-06-19T18:54:00.003+03:00</published><updated>2011-10-05T22:00:29.544+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi'/><title type='text'>ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;La havleeee.. Yine bıraktı gitti kadın paketi iyi mi.. Arkadaş bela mısın sen mahallenin başına; tövbe yarabbim. Oğlum, gel kaldır şu paketleri. Ambalaja olan oldu…&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Zahiri Hanım’ın, market sahibinin &amp;nbsp;&amp;nbsp;artık sayısını anımsamadığı &amp;nbsp;&amp;nbsp;çokluktaki eylemlerinden birisi daha gerçekleşmişti. Şarküteride bulunan tezgahtarın, istemiş olduğu açık peyniri keserken, kullandığı bıçağı temizlenmemiş olması, daha doğrusu&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;tezgahın üzerindeki tülbent parçasıyla,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;keskin tarafını&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;sıvazlaması &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;sebep olmuştu. Gerçi, market sahibinin de kabahati vardı bu işte. Bilmiyor &amp;nbsp;&amp;nbsp;muydu &amp;nbsp;Zahiri Hanım'ın namazgâh kadar kesin menzilli huylarını? Biliyordu elbet. &amp;nbsp;Bildiği halde yaparsa olacağı da buydu. Bir kez daha Zahiri Hanım, örnek olmamakta direnen bir esnafa haddini bildirmiş, sadece peyniri almamakla kalmamış, ne varsa herşeyi bırakıvermişti kasanın önünde.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Marketin sahibi, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;sattığı peynirin kalitesizliğinden &amp;nbsp;&amp;nbsp;değil &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;temizlik kurallarına uymamaktan &amp;nbsp;dolayı fırçasını yemiş durumda, paketlenmiş ürünleri &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;paketlerinden çıkarıp, tezgahlarına gönülsüz şekilde gerisin geri yerleştirirken, dışarı çıkan Zahiri Hanım’ın hışmından, alış veriş yapmasa bile manav da nasibini almıştı . Kaldırım üstüne konulan sebze &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;meyve kasaları, yetip de artmıştı bile saldırı için. Berberin, mahalleye nam salan dişliliği Zahiri Hanım’a bir &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;gram etki etmezdi ki, ve bu etkisizliğin sonucu, kaldırımın üzerinde boy atmaya çalışan betondan topraklı ağaç fidanının dibine süpürülen kıl tüy süprüntülerini söylene söylene toplamak zorunda kalması olmuştu.&amp;nbsp;Onun yaklaştığını gören, mahallenin üç taksicisinden birisi olan Numan’ın, kovasını süngerini bagaja attığı gibi, kaportasındaki sabunlu suları bile temizlemeden müşteri var bahanesi ile kaçması, Zahiri Hanım'ın bir sonraki alış veriş turunda &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;parmağını sallayarak, sokak ortasında araç yıkanamayacağına dair atacağı söylevi dinlemekten kurtulmasına, faydası olmayacaktı. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Tümenini denetlemeye çıkmış general çalımı ile sokağı, boydan boya geçmekte olan Zahiri Hanım'ın &amp;nbsp;50 yıllık mahalle sakinliği, Amerikan Başkanının iktidarı tadında &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;hakimiyetini kurmasına, dayanak teşkil ediyordu. Daha &amp;nbsp;on yaşında iken yerleştikleri mahallede, sadece genç kızlığı değil gelinliği, çoluk çocuğa karışmışlığı, öğretmenliği, torun torba sahipliği de &amp;nbsp;anı olarak, mahallenin yıkılıp giden duvarlarına çivilenmişti. Gelişme denilen olgu, Zahiri Hanım’ın sadece bel civarında ve kalçalarında olmuş, yaşamında bir santim bile etkisini gösterememişti. Belki senelerce, okuyup mezun olduğu,&amp;nbsp;mahallenin okulunun müdürlüğünü de yapmış olması yüzünden, belki her bir çocuğun Onun topuz yapılmış, uzun etekli siluetinin bir eseri sayılmasından bilinmez, evde de işte de, çocuklarını &amp;nbsp;yetiştirirken de, &amp;nbsp;şaşmaz yaşam ve vatandaşlık bilgileri doğrultusunda kurallara uygun, bir-örnek insan olarak yaşamıştı. Tabii o müdürlük döneminin etkisi midir yoksa önce kızının evlenip evden ayrılmasının, arkasından oğlunun başka şehirde iş bulup taşınmasının ve en sonunda, pek sevdiği eşinin vefat etmesinin sonucu mudur, yalnız kalınca.. Haftanın iki günü o da en az, mahallenin bu ana caddesi sayılabilecek büyüklükte, mağazalardan çok hâlâ dükkanların hakim olduğu sokakta, elinde kocasından kalma ip filesi, bir aşağı bir yukarı dolanıp alış verişini yapmakla kalmayıp, denetçilik de yapıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; Sadece &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;dükkânları değil, mahallelinin doğru Türkçe kullanmasını, üst başlarını, taksicilerin taksilerini, &amp;nbsp;yoldan geçen yabancıları, araçları, belediye otobüslerini, o gün kimi yakalayabilirse denetliyordu. Gücü&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;bir tek, okuduğu- okumakla kalmayıp önce öğretmenlik sonra da müdürlük yapıp emekli olduğu, mahallenin 50 yıllık okuluna yetmiyordu. Müdür, kapıya kesin talimat vermişti içeri alınmaması için.&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;Bu kısacık sürede artık, ne varsa düzeltilmesi gereken, Zahiri Hanım’ın doğrularına göre &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;bir örnek vatandaşın nasıl yaşaması gerekiyorsa, Onun &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;sokağı boydan boya geçişi süresince yaşanıyordu. &amp;nbsp;İsterse yaşamasınlar; kırk senenin Türkçe öğretmeni Zahiri Hanım’ın, ağzından dökülen kelimelerin etkisinden kurtulmak için sadece esnaf değil, mahallenin diğer sakinleri de bütün gün çay kahve içmek zorunda kalırdı. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Teftişin bittiğini haber veren, sokağın sonuna gelmesi değildi, tüm sokaklar ya çıkmazdır ya da biter zaten. Teftişin bitişinin habercisi, her turlamasında sekmez bir şekilde sokağın sonuna vardığında kendisine koşan torunu olurdu. Kızı &amp;nbsp;Farızî’ nin haftalık ziyaretleri, Zahiri Hanım'ın sokağın sonunda onları karşılaması ve&amp;nbsp; küçük torununun kucağına atlaması&amp;nbsp; ile başlardı . Kucaklama faslı biter bitmez şöyle bir uzaklaştırır torununu, iki omzundan tutarak ve yukarıdan aşağı süzerdi giysilerini Zahiri Hanım; kılık kıyafet teftişini tamamladığında mutlaka bir kulp bulur söylemekten de çekinmezdi. Kızı alışmıştı senelerdir annesinin bu hallerine ama küçük kıza söz geçirmek ne mümkün.. Hele ki televizyonda izlediği çizgi filmlerden öğrendiği yeni kelimeleri kullanma hevesi de işin içindeydi ki tutabilene aşk olsun. Binbir özenle giydiği giysilerine bulunacak her kulp için mutlaka yeni bir kelimesi vardı. Ve bugünkü kelimeyi de kullanıverdi, çorapları ile eteğinin renk uyumuna söylenen anneannesi için: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Öfff anneanne ya, ne kadar gıcıksın!&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Başını kızına çevirdi, Zahiri Hanım; kızı, dudaklarını ısırarak gülmesinin önüne geçmek için çabalamaktaydı. Annesinin o bildik, soru soran bakışlarından kaçamayacağının ayırdında, tutmakta zorlandığı gülmesini de parça parça bırakarak, e haklı anne; bazen hakikaten çok gıcık olabiliyorsun deyiverdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Haziran 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-1571841086304535166?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/1571841086304535166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=1571841086304535166&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1571841086304535166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1571841086304535166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/zahiri-hanimin-teftis-gunleri.html' title='ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-9177724646314550203</id><published>2011-06-18T11:43:00.001+03:00</published><updated>2011-07-02T02:08:34.942+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><title type='text'>TUHAF BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ - SON</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&amp;nbsp;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  SAAT: 17.45&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bay Z, makyajını temizledikten sonra yeniden fondöten sürdürmüştü yüzüne. Bundan önce de sabahtan beri tere&amp;nbsp; batmış elbiselerini iç çamaşırına kadar değiştirmişti. Diğerleri gibi değildi O. Üstünde ceket&amp;nbsp; gömlek&amp;nbsp; kravat, altında şort ile oturanlardan değildi. Tekmil hazır olurdu ekrana çıkarken. Ayakkabısına kadar özel seçilirdi. Ne gelirse giyenlerden de değildi. Gelen kıyafetler arasından modacısı özel olarak seçerdi. Seçimin bitmesine yarım saat kala gelen bir haber ile bütün günün tüm perperişanlığı üstünden akarken, canlanıvermiş adeta yeniden doğmuştu. Tüm enerjisi yerine gelmiş, kan çanağı gözlerinden kan ve çanak birlikte akıp gitmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gerçi, bunda makyözün kullandığı göz damlasının da etkisi vardı tabii ama bunu bilen sadece ikisiydi.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Saygıdeğer Yöneticileri,&amp;nbsp; sabahtan beri yaşanan krize müthiş bir çözüm bulmuşlardı. Ve bu çözümü bulurken bir de özel bilgi notu ulaştırılmıştı Bay Z. ye: Artık o bir temsilci olmuştu. Bu çözüm haberi ve bilgi notu canlanmasına yetip de artmıştı bile. Temsilci olmanın değil ama temsilciler için belirlenen maaşın miktarının notta dipnot olarak belirtilmesinin de &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;ufak bir etkisi olduğu söylenebilirdi. Yöneticilerine olan inançla geçti masanın arkasına. Capcanlı gözleri damlanın da etkisi ile pasparlarken, pronterdan akan bildiriyi&amp;nbsp; okumaya başladı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; SAAT: 18:01&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; K, &amp;nbsp; unuttuğu sigarasını almak için aracına gittiğinde, konsoldaki saat &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;ilişti gözüne. Gayri ihtiyari eli uzandı radyonun&amp;nbsp; açma düğmesine. Bay Z. nin gümbür gümbür ve capcanlı sesi düğmenin çevrilmesi ile birlikte aracın içine yayıldı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;i&gt;İşte sevgili Vatandaşlarımız, sizleri düşünen yöneticilerimiz nasıl ki zamanında rahat rahat oy kullanabilmeniz için, seçim günlerini yaz aylarının bu ilk gününe aldı ise, gezegenimizde yaşanan atmosferik değişikliklerin zorlaması ve artık tam demokrasinin en çağdaş modelinin uygulanma zamanı geldiği için müthiş bir karar aldılar: &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Artık, siz mümtaz vatandaşlarımızın bu sıcaklarda oy kullanmasına gerek kalmamıştır. Sizler adına, Saygıdeğer Yöneticilerimiz tarafından seçilmiş olan Saygın Temsilcilerimiz, &amp;nbsp; sadece sizleri temsil etmekle kalmayacaklar aynı zamanda &amp;nbsp;yine sizler adına Saygıdeğer Yöneticilerimizi de seçecekler! Böylece bu sıcaklarda artık sandık başına gitmekten kurtulacaksınız. Sahillerde, dağlarda tatilin tadını çıkarabileceksiniz. Sizlerin seçtiği Saygıdeğer Yöneticilerimiz ve Saygın Temsilcileriniz, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;bu işi&amp;nbsp; de&amp;nbsp; halledecekler. Sizler, ertesi sabah işbaşı yaptığınızda, Yöneticilerimizin belirlendiğini göreceksiniz. Temsilcilerinizin sizler için yaptığı bu seçimin memnuniyeti ile daha&amp;nbsp; çok çalışacak, daha çok mutlu olacaksınız. Mümtaz Vatandaşlarımız; şimdi tatilin tadını çıkartmaya devam edin. Enerji&amp;nbsp; toplayın ve yarın sabah işinizin başına dinç olarak geçin. İyi dinlenmeler! Her şey sizler için!&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; K, gülümsedi; denizde oynamakta olan çocuklarına baktı. Eşi, kıyıda durmuş onları izliyordu&amp;nbsp; . ayaktaydı, elini alnına siper yapmıştı. Dinçti vücudu. Asildi. Sigarasını yaktı; dumanı havaya&amp;nbsp; savururken, güneş geldi gözüne. Yakmadı ama. Bir an durdu.. &lt;i&gt;Demek yarın işimin başında dinç olarak bulunacağım ha, sayın Z.&lt;/i&gt; dedi kendisinin duyabileceği yükseklikte. Bir nefes daha aldı sigarasından. Güneşin ışınlarının içindeki buz zerrecikleri serinletti yüzünü. &lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ama &amp;nbsp; yarın ben, çalışmamayı tercih edeceğim. *&amp;nbsp; (Melville- Katip Bartleby &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;) &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Haziran 2011 &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.poetikhars.wikia.com/wiki/Katip_Bartleby"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-9177724646314550203?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/9177724646314550203/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=9177724646314550203&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/9177724646314550203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/9177724646314550203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/tuhaf-bir-yaz-gunu-rapsodisi-son.html' title='TUHAF BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ - SON'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-98408309908665724</id><published>2011-06-17T10:42:00.002+03:00</published><updated>2011-07-02T02:07:38.836+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><title type='text'>TUHAF BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ-4</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&amp;nbsp;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  SAAT: 17:00 (SEÇİMLERİN SONA ERMESİNE BİR SAAT KALA)&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Baş Yönetici, koşuşturmacanın,&amp;nbsp; telefon seslerinin ve bağırış çağırışların arasında, önüne konulan son raporu&amp;nbsp; kaskatı kesilmiş, kan çanağına dönmüş gözlerle okuyordu. Her satırının bir&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;kasını felçleştirdiği bir rapordu bu. Akıllara gelmeyen, gelmenin ötesinde en ufak bir işaret bile vermeyen bir kriz.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sabah, basit bir yaz kaçamağı sanılıp üstünde durulmayan ilk bilgiler aslında tsunaminin ilk dalgası idi. İlerleyen saatlerde yağmur gibi benzer haberler gelip de&amp;nbsp; ilk tedirginliğin titreşimleri vücutlarına yayılırken, yorum yapmaktan kaçınmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Oysa Baş Yönetici, günlerdir süren seçim gezileri ve mitinglerin yorgunluğunu biraz olsun atabilmek için fazladan bir kaç saat uyumak üzere gittiği evinden, sabahın dokuzunda uyandırılmıştı&amp;nbsp; ilk tuhaflık belirtileri baş gösterir göstermez.&amp;nbsp; Ofisine gittiğinde raporlara baktıkça anlam veremese de, depremi hisseden canlılar gibi midesine giren sancıların büyük felaketin habercisi olduğunu anlamıştı. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Saat ondaki ilk bildiriyi yayınlatma sebebi buydu. Ve hemen arkasından yayınlanan o ikinci sert bildirinin de. Gelen raporlarda ne yazdığını daha okumadan anlıyordu, getiren yardımcısının süt rengi olmuş olan yüzünden. O üçüncü ve yalvaran bildiriyi yayınlamadan önce, rakibi olan ama aslında son üç seçimdir halef-selef olduğu muhalefet yöneticilerine haber göndermiş, Baş Yönetici-Büyük Muhalefet ve küçük muhalefet yöneticileri ile bir araya gelmiş, tüm raporları onlarla paylaşmıştı. ne de olsa kendisi de bir süreliğine Baş Muhalefet Yöneticisi ve Küçük Muhalefet Yöneticisi olacaktı. Raporlara göz atan muhalif arkadaşları da &amp;nbsp; aynı fikirdeydi. Üçü de, öngörülü insanlardı yoksa neden yönetici olsunlardı ki. Bu işin önüne geçemezlerse olabilecek felaket hepsini kayan toprak gibi önüne katıp sürükleyecekti. Üçüncü bildirinin dışında, pilot belirledikleri bölgelerde ufak tefek denemelerde bulunmuşlardı. Hangisinden sonuç alınabilirse, diğer kentlerde de hemen uygulamaya konulacaktı. Baş Yöneticinin etkili olduğu şehirde, gönderilen ekipler durdurulan halkın arasına karışmış,&amp;nbsp; seçimin önemi anlatılmaya çalışılmış, oy verilmezse diğer şehirlerden alacakları oylarla muhalif yöneticilerin başa geçeceği söylenmiş ancak etkili olmamıştı. Bu lafı duyan, kahkahayı basıp yoluna devam ediyordu. Büyük Muhalifin şehrinde, yolları tanklarla tutmaya kalmışlardı ama&amp;nbsp; millet, oracıkta açıvermişti piknik sepetlerini. Hamakları tank namluları arasında kurmaya vardırmışlardı işi. Diğerinin şehrinde -ki deniz kenarındadır, denize giren insanların havlularını toplamışlar, oy vermeye gidilmezse havluların verilmeyeceği söylenmiş, insanlar bu sefer de denizden çıkmaz olmuştu. Bir başka yerde, mangal kömürleri ellerinden alınmış insanlar da, çevredeki ağaç dallarını çalı çırpıyı kullanmaya başlamıştı. En son, siz denizden çıkmayın, pikniğinizi kesmeyin biz sandıkları getirelim demişler ama kimse aldırmamıştı. İş bir süre sonra iyice kontrolden çıkmaya başlamış, güvenlik güçlerinden bazıları görevlerini terk etmiş, silahlarını ve telsizlerini bırakıp halkın arasına karışmıştı. Askerler ve subayların bazıları, tüm teçhizatlarını atıvermişlerdi askeri araçların içine. Kalabalığın arasında ya denize giriyorlardı ya da mangal yakmaya uğraşıyorlardı. Saat ilerliyordu ama daha bir tek oy kullanılmış değildi.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Küçük Muhalif Yöneticisi yüzündeki terleri eşinin doğum gününde aldığı ipek mendil ile silerken sordu: Ne yapacağız peki?&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Büyük Muhalefet Yöneticisi tam ağzını açacaktı ki, sustu. Baş Yöneticiye topu atmayı daha akıllıca buldu ve soran gözlerle bakmaya başladı. Zor kullanamayız, çok kalabalıklar. Kalabalığı geçtim nerdeyse memleketin tamamı. Seçimleri erteledik desek… o da olmaz, ikinci kere aynı şey olursa açıklayamayız. Öyle bir şey bulmalıyız ki, hem seçimi bu hali ile bile olsa sonuçlandırmalı hem de yarın, ilk seçimde bir daha böylesi bir tuhaflıkla karşılaşmaktan kurtulmalıyız. Önündeki soğuk su dolu bardağı bir dikişte bitirdi. Sıcak canına okumuştu. Oysa, klimalar sonuna kadar açıktı. Efendim.. Bunu söyleyen, Baş Danışmanıydı. Müsade ederseniz, bir fikrim var sunayım size. Üçü de meraklı gözlerle baktılar danışmana. Belki de bir miktar heyecan. Bu akılalmaz işten kurtulmak için simitçi gelse dinleyecek durumdaydılar. Yoksa, başka zaman böyle akıl vermeye kalkışsa, koltukta gözü var denir harisliğinin bedelini kovulmakla öderdi. Söyle bakalım dedi Baş Yönetici.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Madem, insanların oy vermesini sağlayamıyoruz onları devre dışı bırakalım. Oy kullanmalrına gerek kalmasın. Tam ağzına geleni söyleyecekken Baş Yönetici, bir diğeri yekten atıldı nasıl olacakmış o çok bilmiş..&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Efendim, şöyle olacak: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Madem, üç aşağı beş yukarı tüm seçim sonuçları belli, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;madem bu iş &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;sırayla oluyor, o zaman vatandaşların gelip de oy kullanmasına gerek yok. Onlar adına, bir seferliğine bizim seçtiğimiz temsilciler yöneticileri seçer. Daha sonra da, yeni dönemde o temsilciler yeni temsilcileri seçer. Yeni seçilen temsilciler de yöneticileri seçer. Bir daha da kimsenin oy kullanmasına gerek kalmaz. Vatandaşlarımız da bu sıkıcı işten kurtulmuş olurlar. Hem, temsilciler de her seferinde yenilendiğinden kimse ömrü boyunca temsilci kalmaz. Temsilcileri seçen temsilciler de zaten, vatandaşlarımız adına atanmış olduklarından, yeni temsilcileri seçme hakkı da olacak demektir. Bu durumda demokratik olmayan bir durum da söz konusu olmaz.&lt;/i&gt; Bir kaç dakikalık suskunluk sırasında üçü de kafalarından karışık görünse de aslında basit olan bu sıralamayı hesaplamışlardı. Üçü de gülmeye başladılar. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Neden olmasın&lt;/i&gt; dedi Baş Yönetici. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Bizi seçenler, vatandaşlar değil mi? Onlar adına biz zaten karar almıyor muyuz? Bu kararı da onlar adına almış oluruz. Onlar adına alınan bir kararın demokrat olmadığını kim iddia edebilir? Onlar adına yapılan seçim ile belirlenen kişilerin de yeni yöneticileri seçmesinin ne mahzuru olabilir ki?&amp;nbsp; Böylece sandığa gitmekten de kurtulmuş olurlar. Hem, hava da ne güzel işte. Denize girsinler, piknik yapsınlar. Değil mi?&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Peki bu nasıl olacak&lt;/i&gt; diye sordu Baş Muhalif Yönetici.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Hemen meclisi toplayalım, nasıl olsa hepsi şu anda buraya yığılmış durumda zaten. Bir karar alırız daha zamanımız var. Temsilcileri atarız. temsilciler de Yöneticileri atarlar. Sandıkları da toplarız&amp;nbsp; &lt;/i&gt;dedi, Küçük Muhalif Yönetici. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ehh, Sayın Danışmana da Baş Temsilcilik veririz olur biter &lt;/i&gt;diye de tamamladı Baş Yönetici. Bu sorunu da halletmiş olduğunu düşündü yoksa bu akıl ile koltuklarına göz dikme olasılığı vardı bu adamın. Danışmana dönerek, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;hemen toplayın meclisi; en büyük salona sığışsınlar vakit yok. Beş dakika içinde de listeyi yapsınlar, basın aracılığı ile duyuralım&lt;/i&gt; diye bitirdi sözünü. Bir de şu sıcağa çözüm bulabilseydi.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;(Bir tane kaldı az sabır)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-98408309908665724?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/98408309908665724/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=98408309908665724&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/98408309908665724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/98408309908665724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/tuhaf-bir-yaz-gunu-rapsodisi-4.html' title='TUHAF BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ-4'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-7381534402428624741</id><published>2011-06-16T13:31:00.002+03:00</published><updated>2011-07-02T02:06:36.142+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ'/><title type='text'>TUHAF BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ-3</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&amp;nbsp;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  SAAT : 15:00 &lt;br /&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bay Z, ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Seçim programı için hazırlanan tüm akış alt üst olmuş, çeşitli şehirlere dağılmış olan &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;muhabirlerin canlı yayın bağlantılarında, seçimin ne kadar huzurlu ve sakin geçtiğini, mümtaz vatandaşlarımızın ne kadar uyumlu&amp;nbsp; ve mutlu bir şekilde oy kullandıklarını anlatmaları gerekirken…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Havadan, sıcaktan, parklardan, bahçelerden bahsetmek zorunda kalmışlardı. Sandık çıkışı anketleri yapılmadığı için yorumculara başvurulamamış, kimseden görüş alınamamıştı. Sert ifadeli, kararlı bakışları ile kameramanları bile ürküten güvenlik güçlerimizin amirlerinden, huzur ve sükun dolu bir seçim günü yaşadığımızı, alınan önlemlerin yeterliliği duyurulamamıştı.&amp;nbsp; Bay Z' nin midesine ağrılar girmekteydi. Yönetmen saçını başını yolmaktaydı. Kanal Yöneticileri bile doluşmuştu stüdyoya. Gözünün içine bakıyorlardı. Haberci refleksi ile, vatandaşların peşine taktığı kameraman ve muhabirlerden de haber gelmez olmasının ötesinde,&amp;nbsp; artık ulaşılamıyordu. Telefonlar çekmiyor, görüntü akmıyordu. Saygıdeğer Yöneticilerimiz çılgınca &amp;nbsp; bir bildiri yayınlamışlardı. Akıl alacak gibi değildi. Neler olduğunu anlayamıyordu. Tam o sırada, eline bir başka bildiri daha tutuşturdular alel acele. Daha ilk cümleleri okur okumaz Yok artık! dedi. İki saat önce yollanan bildiri ne demekti, bu ne demek oluyordu? &amp;nbsp; &lt;i&gt;Sevgili, sağduyulu Vatandaşlarımız!&lt;/i&gt; diye başlıyordu. Seçimin öneminden dem vuruyor, tamamlanamaması halinde düşülecek yönetim boşluğunun sonuçlarının ağır olacağından, ekonominin çökeceğinden, kargaşa çıkacağından, sokaklarda anarşinin kol gezeceğinden, hastanelerde doktor bulunamayacağı, otobüslerin metronun çalışmayacağı, uçakların uçamayacağından… bunları organize edenlerin Sevgili Yöneticileri olduğunu, o yüzden seçimin hayat memat meselesi sayılması gerektiği, havadaki bunaltıcı sıcağın etkisini anlayışla karşıladıklarını &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;ama&amp;nbsp; dönüp önce oy kullanmalarını sonra diledikleri yere gitmelerini, hatta istiyorlarsa ( bir telefon açılması yeterliydi) durdukları yere bile sandık gönderilebileceğini, Sevgili Yöneticilerinin, Onların her şeylerini düşündüklerini… Devamını okuyamadı, sendelemeye başlamıştı baş dönmesinden. Gözleri faltaşı gibi açılmış, kanal yöneticilerine baktı. &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;SAAT: 13:00 (BAY Z, ŞOKA GİRMEDEN İKİ SAAT ÖNCE)&lt;br /&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Karakol Amiri aldığı son emir ile elindeki tüm birimleri, resmi-sivil araç ayrımı yapmadan şehrin çıkış noktalarına yöneltmişti. Emirde öncelikle bu kadar insanın&amp;nbsp;&amp;nbsp; nereye gittiğini, herhangi bir yönlendiren olup olmadığını, liderleri bulunup bulunmadığını araştırmaları&amp;nbsp; istenmiş bundan sonuç alınamazsa&amp;nbsp; ekiplerin insanları durdurup kimlik kontrolü yapıyormuş gibi neden oy kullanmadıklarının,&amp;nbsp; nereye gittiklerinin sorulması emredilmişti.&amp;nbsp;İnsalara, oy kullanmanın öneminin yanında&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;kullanılmaz ve seçim yapılmazsa yaşanacak karmaşanın anlatılması ve geri dönmelerinin rica edilmesi yazılıydı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Rica etmek? İyi ama neden bir kaçını tutuklamıyoruz diye sormuştu emrin ulaşması sonrası Müdürüne açtığı telefonda, &lt;i&gt;tüm memleketi mi tutuklayacaksın&lt;/i&gt; cevabını alınca sarsılmıştı. Ekiplerini göndereli epey olmuştu. İlk telsiz bağlantılarında, kalabalıktan insanların neşesinden bahsediyordu birimler. Sorulara insanların sadece gülümsediğini, zorluk çıkartmadığını ama cevap alınamayan sorular biter bitmez yollarına devam ettiklerini de eklemişlerdi. Hiç mi cevap vermiyorlar diye sorduğunda, -&lt;i&gt;Hiç&lt;/i&gt; demişti telsizin diğer ucundaki&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;memur. &lt;i&gt;Hiçbir şey söylemiyorlar&lt;/i&gt;. &lt;i&gt;Gülüyorlar sadece&lt;/i&gt;. Sonra, telsiz bağlantıları da yavaş yavaş kesilmeye başlamıştı. Tüm anonslar cevapsız kalıyordu. Sadece cızırtı sesi geliyordu. Hayatında belki de ilk kez korkmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Jandarma Komutanı, yakın arkadaşı Sandık Kurulu Başkanından bir Allahın kulunun bile gelip de oy kullanmadığını duyduğunda önce darbe olduğundan korktu. Ordu mensubu olduğunu anımsayınca rahatladı. Sonra, vatandaşların darbe yapabileceği aklına geldi daha da korktu;&amp;nbsp; hemen arkasından, vatandaşlarda çakı bile olmadığı aklına geldi.&amp;nbsp; Saçmalamasının nedenini sıcağa bağladı. Yolladığı ekiplerden gelen tuhaf bilgileri anlamaya uğraştı.&amp;nbsp; İnsanlar&amp;nbsp; sahil kıyılarına inmiş, havlularını çıkartmış denize giriyordu. Denize uzak kesimlerdeki kasabalarda ise, ormanlık alanlarda piknik yapıyorlardı. Mangallar çıkarılmış, sofralar kurulmuştu. O da bir süre sonra bilgi alamaz olmuştu ekiplerinden. Duyduğu tek ses, telsiz cızırtısına dönüşmüştü.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp; SAAT: 15:30 &lt;br /&gt;&amp;nbsp; Bay Z, makyajını tazeletmekten vazgeçmişti artık. Yüzünde akan fondötenlerin bıraktığı izlerle bakıyordu kameraya. Son bir saattir,&amp;nbsp; yollanan herhangi bir bildiri de yoktu yöneticilerimizden. Son gelen bilgiler ( O da artık hiç ulaşamaz olmuştu habercilerine) insanların, deniz kıyılarına akın ettiği, havluların açıldığı- sofraların kurulduğu, iç bölgelerde göl ya da dağlarda piknik sofralarının kurulduğu, hamaklara yayıldıklarını rakıların bile çıkarıldığı idi. Bu kadar..&amp;nbsp; Haberciler de kayıptı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;(devam)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-7381534402428624741?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/7381534402428624741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=7381534402428624741&amp;isPopup=true' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7381534402428624741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7381534402428624741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/tuhaf-bir-yaz-gunu-rapsodisi-3.html' title='TUHAF BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ-3'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>18</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-1821391556410749857</id><published>2011-06-15T11:29:00.001+03:00</published><updated>2011-07-02T02:04:18.877+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><title type='text'>TUHAF  BİR  YAZ GÜNÜ  RAPSODİSİ-2</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; &lt;/span&gt;SAAT: 09:45&lt;br /&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bay Z daha bir saat önce yollanan metnin anlamını çözememişken, ikinci bildiri ile iyice şaşırmıştı. Yöneticilerimiz, sabah dokuzda &lt;i&gt;mümtaz ve saygıdeğer vatandaşlarımıza bugün seçim olduğunu, geç saatlere kalmadan herkesin oyunu kullanmasını, böylece sonuçların hemen alınabileceğini, sandık başında birikmelerin yaşanmaması için istirham ederken..&lt;/i&gt; Saat&amp;nbsp; tam onda yayınlanacak haberlerde okunmak üzere yollanan bildiri&amp;nbsp; epey sertti.&amp;nbsp; &lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sayın vatandaşlara, &lt;/i&gt;diye başlıyordu. &lt;i&gt;Oy kullanmanın bir görev olduğu hatırlatıldıktan sonra, seçim yasasının bilmem kaçıncı maddesine göre oy kullanmayanlar hakkında cezai işlem uygulanacağı,&amp;nbsp; bu işlemin özellikle memur olanların iş hayatını etkileyeceğini, vatandaşlık görevinin kutsal olduğu ve mutlaka yerine getirilmesi gerektiğini, sandık başlarında her türlü güvenlik önleminin alındığını, oy kullanmalarını engellemeye kalkışabilecek tüm kötüniyetli kişilerin engelleneceğini, asla çekinilmemesi gerektiğini, oy kullanmayan vatandaşların bu devlet düşmanlarından sayılabileceği uyarısı ile bitiyordu.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;Hayatında ilk kez böyle bir bildiri ile karşılaşmıştı. Hemen, diğer televizyonlarda çalışan arkadaşlarını aradı. Onlara da aynı metin ulaştırılmıştı. Akşamları yemek yediği, arada özel sohbetler yaptığı, bazen atlama haber yapmasını sağlayan, hatta arada birlikte çapkınlık turlarına çıktığı üst düzey yöneticilerin telefonlarını çevirdi: "Aradığınız kişiye.." kapalıydı telefonları. Terlemeye başlamıştı. Yüzünde, elli yıl boyunca hiç boyanmamış bir evin duvarlarındaki kirleri iki kat kapatacak kadar bol kullanılmış olan fondöten akmaya başlamıştı. Makyözünü arandı gözleri. Yayın başlamadan önce hem makyajını tazeletmeli hem de bu metni hangi tonda okuyacağına, mimiklerinin nasıl olacağına karar vermeliydi. Fazla zamanı yoktu.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;BU SAATTEN YARIM SAAT ÖNCE :&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Emniyet Müdürü saygıdeğer yöneticisinden iki dakika önce telefonda yemiş olduğu fırçanın etkisinden henüz çıkamamışken, odasından içeri destursuz dalan karakol amirlerini karşısında görünce, önce ne olduğunu anlayamadı. Fırçanın harareti ile susamış, masasının ucundaki sürahiyi aranıyordu. Anlamı olmayan içi boş bakışlarla baktı, ne oldu diye sordu. Kapıda biriken ve beklemekten bunalan karakol amirlerinden bir kaçı, odaya dalıvermişti özel kalemin sözlerine aldırmadan. " Müdürüm, herhangi bir&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;olay &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;yok her zamanki gibi sakin ortalık &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;ama bir tuhaflık var; bu saate kadar insanların çoktan sandık başına gitmiş olması gerekli idi. İnsanlar evlerinden çıkıyor ama sandığa değil başka bir yerlere gidiyorlar. " Seçim merkezlerinde bu insanları engellediklerine dair herhangi bir bildirim var mı diye sordu ciğerinin yangını bir türlü geçmeyen amir.&lt;br /&gt;-Hayır&lt;br /&gt;Hırsızlık var mı?&lt;br /&gt;-Hayır.&lt;br /&gt;Seçim aleyhtarı bir propaganda? Barikat engel var mı suç niteliği?&lt;br /&gt;-Hayır yok.&lt;br /&gt;O zaman şimdilik talimat gelene kadar bizim de yapabileceğimiz bir şey yok. Yine de, civarınıza ekip çıkarın. Seçim merkezlerini kolaçan etsinler. Oradaki memurları da uyarın, gözlerini dört açsınlar. Etraflarına bir baksınlar neler oluyor? Bir de... Gezici ekip çıkarın bakalım, nerelere gidiyor bu kadar insan? İzlesinler. Ama sivil araç olsun uyarın.&lt;br /&gt;Ciğer yangını Müdür, karakol amirleri gider gitmez diğer kentlerdeki devrelerini aramaya başladı. Aklına gelen tüm fikirlerin cevabı olumsuzdu. Başka bir şey daha geliyordu ama.. Daha neler demişti kendisine. Daha neler. Bir de şu sıcak olmasa.. Saygıdeğer Yöneticinin fırçasından beter diye düşündü.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yine tam o sırada, şehrin Jandarma Komutanına da tuhaf sayılabilecek bir telefon ulaşmıştı. Seçim nedeni ile sabahın essalâtında&amp;nbsp; sıcak yatağından kalkıp, komutanlık binasında kahvaltı yapmak zorunda kaldığı için söylenip duran, emekliliğine sadece 3 ay kalmış Albay, zaten sıcak olan havanın bunaltısına karışarak daha da bunaltıcı hale getiren postal, ter, bilimum ekşimsi kokular yatağı koğuşların hemen üstündeki odasında, eline geçirdiği dosyayı yelpaze yaparak serinlemeye uğraşıyordu telefonu çaldığında. Arayan, Bölge Komutanıydı. Şu saate kadar çoktan bitme aşamasına gelmesi gereken oy kullanma işlemlerinin henüz vatandaşlar tarafından gerçekleştirilmediğini, tuhaf bir durum olduğunu, Saygın Yöneticilerimizin birileri tarafından bu önemli günün sabote edilmeye çalışılıyor olduğundan şüphelendiklerini, emrindeki askerleri hazır durumda bekletmesini, emreden bir telefondu. Kapatması ile sıcağın artması bir oldu. Tüm hırsını emir erinden çıkartmak istercesine bağırdı &lt;i&gt;" Oğlum! Çağır şu Yüzbaşıyı çabuk!" &amp;nbsp; &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; SAAT : 10:00&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; K. tüm sıcağa rağmen, klimayı açmaya gerek duymamıştı. Hava etkilemiyordu onları. Güneş ışınları sanki içlerinde serinletici buz parçacıkları da taşıyordu. Her değdiği yerde bir serinlik bırakıyordu, yanık izi değil. Saygıdeğer yöneticilerin az önce radyodan okunan duyurusuna rağmen yüzündeki erik tadındaki gülümseme değişmemişti.. Eşine bakmıştı önce sonra çocuklarına. Başını çevirdiğinde az önce yanından geçen araç sürücüsü de göz mü kırpmıştı ne. Yolda tek başınaymış gibi araç kullanıyordu ama, aslında yol kalabalıktı. Tüm şehir sanki sözleşmişçesine boşalıyordu aynı yöne doğru. Aklında ne seçim ne bildiri ne de yöneticiler vardı. Araçlar, konvoy halinde güneşin çağrısına uymuşçasına yol alıyordu. Benzer durum, K. nın kardeşinin şehrinde de oluyordu.&amp;nbsp; Babası da "hanım"ı ile hayatında ilk kez dalaşmadan, sessizce kalkmış, kahvaltılarını yaptıktan sonra, sokak başındaki taksi durağından taksi çağırmış, hazırladıkları çantalarını alıp yola çıkmışlardı. Saygıdeğer Yöneticiler, kolluk kuvvetleri, memleketin yılmaz savunucusu askerler dışında ve bir de seçim görevlileri, memlekette kim var kim yok ayaklanmıştı. Gürültüsüz patırtısız, araçlarına doluşmuş, taksi tutulmuş, mahalleli bir araya gelip dolmuş, otobüslere binmiş hiçbirini bulamayan damperli kamyonların kasalarında,&amp;nbsp; farklı &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;istikametlere doğru gitmeye başlamışlardı.&lt;/div&gt;(Arkası bi yarın daha)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-1821391556410749857?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/1821391556410749857/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=1821391556410749857&amp;isPopup=true' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1821391556410749857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1821391556410749857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/tuhaf-bir-yaz-gunu-rapsodisi-2.html' title='TUHAF  BİR  YAZ GÜNÜ  RAPSODİSİ-2'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-5250652247549652412</id><published>2011-06-14T18:57:00.003+03:00</published><updated>2011-07-02T02:02:20.190+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDEBİYATA DAİR'/><title type='text'>TUHAF BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ - 1</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;"Devlet denen mendeburun nasıl bir kör bağırsağa dönüşebileceğini düşünüp duruyorum yıllardır.&lt;/i&gt;" Melih Ergen- Bir Anarşistin ağzından dökülen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="" name="more"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;SAAT: 07:00 (gündüz)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Gecenin kör bir saatinde yatan birisi için olabilecek en erken saatte, bir torba eriğin içinden en tatlısını bulup ağzına atan çocuk gibi gülümseyerek uyandı. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Yanında uyuduğunu düşündüğü eşine baktı, o da benzer lezzette eriği çiğniyordu.&lt;br /&gt;-&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Haydi kahvaltıya gidelim, uyandır çocukları. Ben de hemen arabayı hazırlayayım hava çok güzel bugün.&lt;/i&gt; Daha cevap almasına fırsat kalmadan iki adet tatlı erik gülüşlü daha daldı odaya.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;SAAT: 08:00 &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; Bay Z; ülkenin en ünlü en karizmatik haber programcısı Bay Z için gün, gecenin son sevişmeleri için sırnaşan sevgilisinin kollarından kendisini zor bela kurtardığı, insanların uykuda olması gereken bir saatte başlamıştı. Acele acele haber merkezine gelmiş, son hazırlıkları kolaçan etmiş, ilk iş yayın ekibi ile b.sayar programının denemelerini tamamlamış, çeşitli merkezlerdeki habercileri ile canlı bağlantı kurmuş, şimdi de günün ilk haberini sunup, gece geç saate kadar devam edecek olan seçim özel programını başlatacaktı. Bugün, her dört yılda bir tekrarlanan seçimlerin bir yenisi vardı, şaşmaz ve hatasız yöneticilerini seçeceklerdi bir dört yıllığına. Bay Z kendini bildi bileli yöneticiler değişmemiş sırayla biri gidip diğeri gelmiş &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;ölenin yerine oğlu-kardeşi-yeğeni yerleşmiş ise de.. Bugün seçim günüydü ve ülkenin mümtaz vatandaşları için önemli bir gündü. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Sırf, mümtaz vatandaşlar rahatsız olmasın diye yöneticileri seçim gününü yaz aylarının hemen başına almışlardı. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Kış aylarında, evden çıkmak, karla kaplı, çamura batık yollarda yürümek, gece havanın erken kararması, soğuk, mümtaz vatandaşlar için sorun yaratıyordu. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Bay Z &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;de, bu önemli günde seçim sonuçlarını stüdyodan takip edecek, konukları ile alınacak sonuçları irdeleyecek, yeni yöneticileri ile canlı bağlantılar yapacak, mümtaz vatandaşların bu önemli görevlerini ifa etmeleri sonrası fikirlerini alacak, küçük- eğlenceli olayların haberlerini verecekti. Yöneticilerin değişmiyor oluşu, oylamanın önceden hemen hemen belli olması, vatandaşların neyi önceden yapacağının bilinmesi, yorumların kestirilebilir oluşunun hiçbir önemi yoktu. Seçiyor olmaları başlı başına önemli ve yeterli bir olaydı. Eline verilen metin, bildik metin-di. Kısaca göz gezdirdi. Yönetmenin kulaklıktan gelen sesi ile gülümsemesini giyiverdi dudaklarına. Ekrana baktı.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAAT: 9:00 &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sandık Başkanı, saatine baktı: Tuhaf diye geçirdi içinden. &lt;i&gt;Tuhaf.. Daha önce hiç böyle olmamıştı. Sandıklar&amp;nbsp; sabah sekizde kurulur, listeler asılır&amp;nbsp; mühür hazırlanır ve beklenir; insanlar 8:30 da gelmeye başlar, kalabalık dokuzda artar, saat on olduğunda izdiham yaşanır ve en geç onbirde seçim biter. Sonuçlar da zaten üç aşağı beş yukarı belli olduğundan, daha öğlen bir olmadan herkes evin yolunu tutar, yeni yöneticilerimiz vatandaşlarımıza teşekkür konuşmaları yapar. Kaybeden kazananı tebrik eder, kazanan kaybedene bir dahaki sefere de inşallah sen kazanırsın der.. Bu kadar. Ama bugün, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;saat dokuz olmuş, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;okulun bahçesindeki marsık kedi ile suratsız kafeteryacı dışında kimse yok. Ne bir gelen ne de giden. Tuhaf.. &lt;/i&gt;Kravatını çekiştirdi. Güneş bastırmaya başlamıştı. Oysa bahçeden insanların evlerden çıktığını, araçlarına bindiğini&amp;nbsp; görüyordu. Üstelik o kadar keyifliydiler ki kahkahaları bahçeye ulaşıyordu. İnsanlar evlerinden dışarı çıkıyordu ama geldikleri yer seçim sandıkları değildi.. Çekiştirdiği kravatı iyice açılmış, güneşten teri burnuna doğru akmaya başlamıştı. Kedi gölgede yatıyor, kafeteryacı ters ters bakıyordu. Birden gerisin geri döndü, odasına yöneldi: Seçim Kurulunu arayacaktı.&lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;br style="mso-special-character: line-break;" /&gt; &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;SAAT: 09:10 &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bay Z, eline tutuşturulan metne bakıyordu. Seçim Konseyi bir bildiri yayınlamıştı vatandaşlar için. İlk kez olmuştu böyle bir şey. Gerçi tuhaflık olduğu belliydi çünkü çeşitli şehirlerdeki muhabirleri ile yaptıkları bağlantılarda, vatandaşların henüz sandık başlarına gitmediği haberini geçiliyordu. Tuhaftı tuhaf olmasına da havaya yormuştu Bay Z. Hava fazlası ile güneşli ve sıcaktı. İnsanlar, üşenmiş olmalı erken çıkmaya diye düşünmüştü. Ama anlaşılan, tüm ülkede bir rehavet hali vardı ki, Seçim Konseyi bildiri yayınlama gereği duymuştu. Yönetmenin uyarısı ile başını kaldırdı, kameranın camı üstündeki pronter cihazına dikti gözlerini ve zaten ezberlediği bildirinin ilk satırlarını okumaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAAT: 09:30 &lt;br /&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Güneş&amp;nbsp; ışınları bir başka kucaklıyordu insanları. Gökyüzü açık mavi ile pembe arası bir tondaydı. Vanilya rengi dediklerinden. Hava sıcaktı ama kimsenin kavrulduğu yoktu. Şehir merkezi boştu. Yollar da öyle. Yolun ortasına taşlardan kale yapıp akşama kadar maç yapılsa, tek araç geçmeyecekmiş gibiydi. Gerçi maç yapacak kimse de yoktu ortalıkta. Polisler, seçimin güvenliğini sağlamak için sandıkların kurulduğu yerlere konuşlanmış, tekmil karakollar görev yerinde, hazır bekliyordu. Önemli olan, vatandaşın huzuru diye düşünüyordu yöneticilerimiz. Gerçi, yıllardır bir tek olay olduğu bile duyulmamıştı ama olsun. Herkes hazır olmalıydı ki yöneticilerimizin işini ne kadar iyi yaptıkları anlaşılabilsin. &amp;nbsp; Polisler de şaşkın şaşkın bakıyorlardı sokaklara. İnsanlar evlerinden çıkıyordu, güle oynaya arabalarına biniyordu tamam ama sorun şu ki kimsenin sandıklara gittiği falan yoktu. Aracına atlayan, belirsiz bir istikamete doğru sürüyordu. Komiser İ, kabzası fildişi kakmalı beylik tabancasının üzerine koydu elini, dışa doğru kaykılttı kabzadan. Şapkasının siperliğini geriye itti. Alnını kaşıdı. Karakolun köpeği de huzursuzdu. Evlerin önünden hareket eden araçlara havlıyordu. Baktı olacak gibi değil, odasına yöneldi; Emniyet Müdürlüğü'nü arayıp durumu bildirecekti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;(Arkası yarın)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-5250652247549652412?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/5250652247549652412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=5250652247549652412&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/5250652247549652412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/5250652247549652412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/bir-yaz-gunu-rapsodisi-1.html' title='TUHAF BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ - 1'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-7989715854097510334</id><published>2011-06-10T12:30:00.000+03:00</published><updated>2011-06-10T12:30:18.068+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CLAIRE'/><title type='text'>CLAIRE-bl-2/8</title><content type='html'>&amp;nbsp;&amp;nbsp; Etrafta dolanıyordu gözleri. Dün oynanan maçın skorunu arkadaşına söyleyen adamın kayıtsızlığındaydı. Bilgi alabilirim derken bile, önümüzden geçen garson kızın kalçalarını inceliyordu. Hangi kadın desem, fena halde can sıkıcı bir konuya kayacaktı konuşma. Demesem baştan kabul edecektim herşeyi. İkinci şık, daha uygun geldi, yüzünde baktım sadece; "Güzel kadın ben olsam ben de takılır kalırdım. Önce fahişe mi değil mi onu öğrenelim" Ağzından o kadar rahat çıkmıştı ki, garsona sipariş verircesine. Gözlerimdeki şaşkınlığa aldırmadı bile. Açıklama yapmaya gerek de duymadı. Bar taburesinde, sırtını bara dönüp oturdu. Casino izlediği sahne olmuştu artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Mihmandarım neden bu işin iyisi olduğunu ispatlarcasına, yönetimi ele alıvermişti. Kendinden emin, kesin cümleler; işini dört dörtlük yapan prfesyonel duygusuzluğu; gözlem ve analiz yeteneği; cevabı nerede bulacağını bilmek.. Artık sadece izliyordum tek kelime etmeden, ısınan avucumun içindeki viski bardağında buzların erimesine katkı yaparak. Kemal, benim irileşmiş ve şaşkın gözlerime aldırmadan kafasını kaldırıp barmene işaret etti. Rumence bir şeyler söyledi ve başı ile poker masasını gösterdi. Kadını gösterirken burnu da girdi devreye. Barmen gözlerini kıstı, baktı. Dudaklarını bükerek birşeyler söyledi. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; "Buraya gelenlerin bir kısmı fahişedir ama kadına bakarsanız zaten olmadığını anlarsınız. Yine de belli olmaz." Bunları söylerken,&amp;nbsp; kolları kartal gibi iki yana açılarak bar tezgahına yerleşmişti bile. Tabii ikinci viski bardağı da yetiştirilmişti barmen tarafından. "Değilmiş. Bir kaç gündür buradaymış ve sürekli poker masasına oturup oyun oynuyormuş. Büyük değil oyunu diyor barmen. O da viski içiyormuş. Bourbon daha doğrusu. Sanırım Amerikalı. Tuhaf bir aksanı var dedi. "&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Birden değişiverdi yüzü. Profesyonelliği kaçıp saklanmış, sevimli maskesi yerleşivermişti dişlerine eşlik ederek. Nasıl becerdiğini anlayamadığım bir rahatlıkla yapmıştı bunu. " Burası biliyorsunuz benim çalışma alanım; garsonlar, barmen, resepsiyon.. Hepsi ile aram iyi olmalı. Bilgi vereceksin ki bilgi alabilesin. Bilgi paylaşmadan yaşanılmıyor." Yine sırıtmıştı dişlerini göstererek. Ama bu sefer sevimli gelmedi bana. Tabii, bunu söyleyecek değildim o anda. Bir konuda haklıydı, en azından şu anda Ona ihtiyacım vardı.&lt;br /&gt;(Devam)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-7989715854097510334?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/7989715854097510334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=7989715854097510334&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7989715854097510334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7989715854097510334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/claire-bl-28.html' title='CLAIRE-bl-2/8'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-522393446848475020</id><published>2011-06-07T11:06:00.005+03:00</published><updated>2011-06-10T11:42:59.087+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CLAIRE'/><title type='text'>CLAİRE-bl-2/7</title><content type='html'>&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Öyle bir baktı ki o an... anladı ya da ben öyle sandım; sanmak istedim. Dudağı bir tarafından uzamış gibi geldi sanki, yukarı doğru. Gözleri bana doğru kaymadan üstelik. Bakmadan uzayan bir dudak. Masadan biraz uzaklaştım, oluşan boşluğu bir kaç kişi dolduruverdi hemen. Müzik hızlanmıştı;&amp;nbsp; ne çalıyor kim söylüyor anlamıyordum. Rakibini indiremeyeceğini anladığı anda tüm gücü&amp;nbsp; ringten akıp giden boksör gibi hissediyordum. Masaya oturamamış, tüm heyecanımı kaybetmiştim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Uzaklaşmaya niyetlendim kendime kızarak. 20 yaşındaki veled işiydi bu yaptığım. Tam arkamı dönüp gidecekken Onu gördüm; benim mihmandar Kemal. Yine dişlerini göstererek, &amp;nbsp; yaklaşıyordu hızlı adımlarla. " Resepsiyondan odanızı arattım, cevap alamayınca burada olduğunuzu tahmin ettim. İlk geceden daha buraya girilir mi? Bükreş'i gezmeye niyetiniz yok sanırım"&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ne biçim cümle bu? Hem, sana ne?..diyemedim sadece gülümsedim. Koluna girip, masadan uzaklaştırdım. Masayı görse sanki anlayacakmış gibi bakıyordu. &lt;br /&gt;- Bu saatte nereyi gezeceğim? Hem, hâlâ yorgunluk var üzerimde. Otelin içinde turistik gezi yapmak işime geldi. Gel, bara gidelim. Nasıl olsa oynamayacağım.&lt;br /&gt;- Kumar oynamak istiyorsanız daha büyük Casinolar da var isterseniz oralara da gidebiliriz.&lt;br /&gt;Açıklama yapmak zorunda kalmanın, hele can sıkıcı bu konuşmayı fazlalaştırmanın anlamı olmayacaktı ama, o anda yapacak iki şey vardı ya tersleyecektim -ki bunu istemiyordum- ya da lafı uzatacaktım&amp;nbsp; kısa cümleler kurup;&amp;nbsp; bunu &amp;nbsp; O istiyordu. &lt;br /&gt;- Kumara gelmedim; meraklı olsam&amp;nbsp; Kıbrıs'a giderim, burnumun dibi. Vakit öldürüyorum sadece.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Daha cümlem bitmişti ki, jetonları verdiğim kadın dibimde bitti. Jeton kutusunu elime tutuşturdu.&lt;br /&gt;" Teşekkür ederim jetonlar için; bu sizin payınız, uğurlu geldi." &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Anlaşılan kısa sürede yakalamıştı büyük balığı. Sayemde. Kemal, ne olduğunu çözmeye çalışan meraklı çocuk ifadesi ile bana bakıyordu. Benimse bu sefer gerçekten gülmem tutmuştu. Bara doğru yürürken, jetonları ve kutusunu, iri yarı bir erkek turistin eline tutuşturuverdim tekrar.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; "Bunları alın ve lütfen kazanırsanız geri getirmeyin."&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kadından daha tuhaf bir bakış fırlattı haklı olarak ama bir kaç saniyeden fazla sürmedi, hiç ses çıkarmadan kutuyu kaptığı gibi uzaklaştı. Artık&amp;nbsp; geri gelmeyeceğinden emindim jetonların. Müziğin daha az duyulduğu barın önündeki taburelere tünedik. İki viski söyledim. Duble ve buzsuz.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;"Söyle bakalım, sen herkesle bu kadar ilgilenir misin yoksa ilgilenme gereği hissettiğin müşterilere midir bu ilgi?" Cümlenin uzunluğu ve anlatım bozukluğunun yarattığı boşluğa mı şaşırsın yoksa elindeki viski bardağından bu cümleyi anlayabilmek için duraklamasından dolayı alamadığı ama boğazının, ısrarla ve şehvetle talep ettiği o büyük yuduma mı yansın, kararsız kalmıştı... Boğazını tatmin etmek düşüncesi kazandı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; "Misafirsiniz siz, ne demek müşteri?" Güzel manevraydı. Sıradan ama etkili. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; "Peki, senden istenen herşeyi yapar mısın?"&amp;nbsp; Yazık adama biliyorum, ama kendi istedi bunu. Arkadan gelecek talepleri bildiğini sanarak şimdi kendinden emin bir cevap verecek diye beklerken.. " Poker masasındaki kadını tanımıyorum ama kim olduğu hakkında bilgi alabilirim."&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Büyük bir yudum alma sırası bana gelmişti bu sefer.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Devam)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-522393446848475020?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/522393446848475020/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=522393446848475020&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/522393446848475020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/522393446848475020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/claire-bl-27.html' title='CLAİRE-bl-2/7'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-1087338900146367578</id><published>2011-06-02T16:16:00.004+03:00</published><updated>2011-07-02T02:00:54.200+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KENDİME DAİR'/><title type='text'>ÜSTÜME GELME DOKTOR.. SEN BUL İŞTE...</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yani doktor diyorsun ki illa derine inmem lazım. Ama anlatamıyorum sana vallahi de billahi de bir şey yok öyle merak edecek. Bildiğin sıradan bir adamım ben. Ne olacak ki, derinlerde sakladığım? Nasıl bir çocuk olduğumun ne önemi var? Sen bulur musun? Yani, mecbur musun? Düşmeyecek misin yakamdan, illâ anlatayım&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;mı? Peki, baştan başlıyorum o zaman. İlk gününden.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Sıradan bir yılın, sıradan bir ayında doğmuşum. 1969’da elâlem Ay’ın yüzeyinde gezmiş; 1971’de darbe olmuş güzel memleketimde, &amp;nbsp;ama benimkinde bir şey yok. Sıradan, bildik bir yıl işte. &amp;nbsp;Doğma işi de sıradan. Peder beye bakarsan, elektrikler kesikmiş epey de uzun sürmüş kesinti; valide hanıma&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;sorarsan yine içip içip gelmiş kör saatte, kör olmayasıca. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Sonrası, Valide hanımın “ Ben kırkından sonra karnım burnumda sokağa çıkamam” çığlıklarına, pederin “ Boşarım valla, doğacak işte o kadar!” kestirip atmaları karışmış; bana anlatılan bu. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Şehirler beton değildi henüz. Toprağı hatırlıyorum, çimenleri de. Evin dibindeki tarlaları da. &amp;nbsp;“Uzay Yolu”-sunu da. Ay Üssü Alfayı da. Mahalledeki tek televizyon bizimkiydi çünkü. Sıradan işti benim için, evdekileri uyutup balkondan kaçmak. &amp;nbsp;&amp;nbsp;Sen bunların arasından ne bulup çıkaracaksan artık, bravo sana! &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Sonra bir gece, şeyi de.. Peder bey siyah fon kağıdı kesip, camlara örtmüştü. Sirenler çalmıştı. Meğer Kıbrısa çıkmışız, yıl 1974. Ben ne bileyim. Annem kuran okur, babam söylenir. Camlar siyah, ışık yakmak yasak. Sirenler çalar. Savaş Kıbrıs’ta, Darbe karşıtlarının ayaklanması Yunanistan’da, karartma bizim evde. Bunu hatırlıyorum mesela. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Başka bir şey daha vardı, vapurda olduydu. Kemeraltı’ na gidiyorduk biz. &amp;nbsp;Ablamla annem, supangle ve keşkülle kandırmışlardı beni. Bir anda vapurdaki abiler ablalar ayağa kalkıp bağırmaya başladılar: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;141-142’ye hayır!&lt;/i&gt; &amp;nbsp;Ablam korktu, tanımış bir ikisini. Ablam, 141-142 ciymiş galiba. Onlar değilmiş. Beni kolumdan çekiştire çekiştire, aşağıya inmiştik. Vapur iskeleye yanaşınca, abiler &amp;nbsp;ablalar koşturup kaçmıştı. İskelede bekleyen polis de onların peşinden. (O zamanlar gaz yoktu henüz. Ölenler, karakolda-emniyette ölüyordu, kendi ecelleri ile.) Sıradan günlerdi. Annem için, ablamı balkonda beklemek sıradandı cuma akşamları. Yurtta kalıyordu ablam, hafta sonu eve geliyordu. Annem balkonda bekliyordu. Gelince rahatlıyordu. Ben, balkonda karşı komşunun kızı F.’ye bakıyordum. O da bana bakıyordu. Sarışındı F. Aynı sınıftaydık. &amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Sonra, bir gün &amp;nbsp;&amp;nbsp;karakolun oradan silah sesleri geliyordu, çata pat gibi. Bak bunu da hatırlıyorum. Biz sokakta, Desoto’ nun arkasında saklanıyoruz anneler balkonda &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;eve girin&lt;/i&gt; diye yırtınıyorlar. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Karakol nerde be, uzak&lt;/i&gt; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;buraya&lt;/i&gt; diye laf yetiştiriyorum onlara.&amp;nbsp; Sıradan şeydi o çata pat sesleri, televizyonda görüyorduk her gün, bizim mahallede de olunca merak ettik işte. (O uzak dediğim yere şimdi yürüyerek, iki dakikada varıyorum. Küçükken yollar önce büyüyor sonra uzuyor mu ne? )&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Bak şimdi hatırladım, ablam evlenirken&amp;nbsp; K. Şehrine gitmiştik, orada yaşayacaktı evlenince. Sabaha karşı indirdilerdi otobüsten herkesi, asker yolu tutmuş. İnsanlar ayakta uyuyordu; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;otobüse&lt;/i&gt; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;dayansın erkekler &lt;/i&gt;dedi bir subay abi, ben de dayanmaya kalkınca güldü bana. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Sen daha sünnet olmadın&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;geç annenin yanına &lt;/i&gt;dedi. Ters ters baktım. Sünnet dedi ya. Erkekler rahat, kadınlar tedirgindi. Hep kadınlar tedirgin olur zaten, bunu da öğrendim sonra.( Erkekler göstermezler korkularını. Gösteremezler.Gösterirse, korkutan sırıtır çünkü ) Daha E. Paşa yoktu ama. O sonra. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp; K. şehrinde koşturmacalar, T. Meydanında savaş hali. Bunları görmüştüm televizyonda. Kanal değiştirilemezdi o zamanlar. Bir tane vardı çünkü. Kumanda da yoktu. Oturup seyretmiştik. Babam, kızmıştı. Küfür de etmişti galiba. Ben alışıktım. Sıradan ya, hep oluyordu. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Bir gün kalktım, babam evde. Pijamalı. Okul açılmamış henüz zaten ortaokula gideceğim önlük falan yok. Takım mı alacaklar ki bana diye içimden seviniyorum; çarşı demek keşkül demek, supangle demek. Bana ne kravattan takımdan. Eylül ayı hava sıcak. Babam gülüyor annem söyleniyor. Darbe olmuş dedi annem. O ne bilmiyorum ki. Babam &amp;nbsp;televizyonu açmış önüne masa kuruyor&amp;nbsp; rakısını içecek; annem &amp;nbsp;tandırda et yapıyor. Kavurma yiyeceğim ya, seviniyorum. Peder bey,&amp;nbsp; K. Paşa’yı izlemişti hem rakı içip hem de et yiyerek. Babam gülüyordu ama ablamla eniştem, sabaha kadar &amp;nbsp;radyo dinlemişler, hangi taraf yaptı diye. Bu sıradan değildi aslında ama yıllar sonra öğrendim meğer o gün, bir çok ev için sıradan bir durummuş ablamların &amp;nbsp;yaptığı. Ve o gün meğer bir sürü evde eylül sıcağında sobalar yakılmış, bacalar tütmüş. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp; Sonra, büyümeye başladım anlıyorum artık bir şeylerden ya. Babam izletmişti, o kalmış aklımda çocukluğumdan: Televizyonda, N.C. masaya vuruyor, sattırmam kardeşim köprüyü diye. T.Ö. gülümseyerek satarız efendim satarız, size bile satarız diyor. Babam da “&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Sülün Osman’ı kesin bakan yapar bu” diyor. Meğer seçim olacakmış. Aynı günlerde E.E.’yi asmışlar, benden sadece 3 yaş büyükken. O zamanlar duymamıştım sonra duydum. Duysam da anlar mıydım bilmiyorum. Ya da sıradan mıydı diye düşünür müydüm?&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sonra ben bi hastalandım. Onbeş gün yatak döşek. Acile falan kaldırdılar. Babam kıyamadı, “Kalkın gidiyoruz” dedi. Doluştuk 124’e, K. Şehrine gittik. Ablamlara. Annem mutlu ben memnun: Ablam var, eniştem var, piknik var. Ama babam bir telaş birkaç gün sonra, “kalkın dönüyoruz” dedi. Anlamadık. Sonra öğrendik, banker diye bir şey varmış bizimki evi satıp Ona vermiş parayı herif kaçmış mı ne? Telaşı oymuş. Anlamamıştım, sonra öğrendim. Çok insan için sıradanmış o zamanlar bu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Ben, semtimin takımının maçlarına gidiyorum o sıralar. Bi türlü şampiyon olamıyoruz hep son hafta gidiyor şampiyonluk. Üzülüyorum. Meğer bu da sıradanmış. 40’ı geçtim hâlâ aynı durum. O zamanlar ne bileyim. Bi’ de, İ.’nin peşindeyim. İ., kumral. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Lise yıllarını anlatmayayım artık çocuk falan değil eşek kadar heriftik o zamanlar. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp; Yani, sıradan-bildiğin çocukluk işte. Bunlar kalmış aklımda. Az araba, geniş yollar, maçlar, elektrik kesintileri, kuyruklar, nümayişler. Darbe falan filan. Siyah beyaz televizyon, uyduruk reklamlar. Artistik Buz Patinaj Şampiyonaları, Jane Torwill-Christopher Dean çifti. Katerina Witt’in bacakları. Cincibir gazozu,Gırgır (Dergi olanı değil, el gırgırı), Anadol- Murat 124, troleybüsler… 302 Otobüsler bi de. Eti Puf . &amp;nbsp;&amp;nbsp;Bunların arasında büyüdüm. Bul çıkart beni, uğraştırma daha fazla.&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-1087338900146367578?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/1087338900146367578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=1087338900146367578&amp;isPopup=true' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1087338900146367578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1087338900146367578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/bul-cikart-kes-yapistir-mimi.html' title='ÜSTÜME GELME DOKTOR.. SEN BUL İŞTE...'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-7741323970021831038</id><published>2011-06-01T01:17:00.002+03:00</published><updated>2011-06-01T01:21:39.860+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SAVUN-MA'/><title type='text'>SAVUN-MA</title><content type='html'>&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Dün akşam geç saatte yeniden izledim Serdar Akar'ın "Barda" filmini. Klişe cümledir; bu filmin teması Ankara'da yaşanan gerçek bir olaydan alınmıştır. Doğru, "olay"ın olduğu gecenin ertesi gecesi, yeni başlayan uygulama olan devletin savunman atamasının ter-ü taze olduğu ve bizim henüz programlara bulanıp otomatik olarak cep telefonlarına mesajların gelmediği ve hatta daha internetin memlekete yeni yeni selamınaleyküm dediği, bilgisayarların bile henüz daktilonun yerini tam olarak almadığı günlerdi. Bendeniz, genç bir kara cübbeli olarak, büroda sabaha kadar tevzii nöbeti tutuyordum. Yani, karakollardan gelen telefonlara bağlı olarak listede ismi olan avukatları arıyor ve talepte bulunan karakola yönlendiriyordum. İdealisttik, uygulama yeniydi ve can siperane savunduğumuz bir şeydi. O gece de bir derbi maç vardı televizyonda. Önemli de olmalı çünkü elimdeki listeden kimi aradıysam telefon çaldı ama cevap vermedi.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Çağrı cihazlarına atılan mesajlara da dönen olmadı. Gelen telefon telaşlıydı çünkü Emniyet Müdürlüğüne acilen savunman isteniyordu. Ne oldu ki soruma ağzından şu dünkü olayın sanıkları cümlesi kaçıvermişti memurun. Yakaladığını geri yuttu. Kimseye ulaşamamıştım, Emniyet Müdürlüğünden ifadeler uzun sürecek sanık fazla acele edin diyen beşinci telefon gelmişti. Stres bastı, yönetimden bir abimizi aradım. Anlattım. Sen git dedi. Bu olay önemli çünkü ihale bize kalmasın; gerekirse gelir ben dururum büroda telefon başında sen fırla git dedi. Gittim. O sanıklardan birisini aldım odaya. Anlatmaya başladı. Midem bulandı. İmdadıma, kendi avukatları yetişti. Biri avukatını istemiş, ulaşmışlar bizim H.T. abi olduğunu görünce kapıdan bakarken dar attım kendimi dışarı. Ben tevzii başındayım sen madem geldin hepsinin aldır ifadesini dedim ve kaçtım oradan. Bütün bunları, o sahnede anımsadım yeniden.&amp;nbsp; Savunman kadın ayağa kalktığında; önce Mahkeme Heyeti Başkanına sonra Savcıya en sonra da sanıklara baktığında. Aynı anda,i tüm salon ve sanıklar ve heyet ve savcı da Ona bakıyordu. Savunacak ama neyi savunacak? Nasıl savunacak? Hani demiş ya, Temel "Haçan, ben de ne diyecek oni merak ediyrum daa." Herkes merakla bekliyor.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Nedir peki savunmak?&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Türk Dil Kurumu'na bakacak olursanız, &lt;i&gt;Yapılan bir suçlamaya veya ithama karşı kendi haklı gösterecek sebepler  ileri sürmek. 4. Bir kişiyi desteklemek, ona arka çıkmak. &lt;/i&gt;Bu mudur peki bizim için savunmak? &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ya da şöyle sorayım: O Kadın Savunmanın yerine koyun kendizi, haklı taraf bulmak mümkün değil yapılanlara. İler tutar bir tek yanı bile yok. Arka çıkmak da olanaksız. Neyi savunacaksınız o anda? Herkes size bakarken.. Ağzınızdan çıkacak her kelime tartılmayı beklerken.. Terazi sizin değil, başkalarının elinde iken.. Ne diyeceksiniz? Savunmanlık, Antik Yunana kadar gider; Solon yasalarını hazırlarken, tüm hür vatandaşların hakim önüne çıkarılmasını şart koşmuştur. İlk Baroyu da Atina'da kurmuştur. Roma'da ise, para almak onursuzluk sayılmıştır. (Sırıtmayın hemen, para almamışlar ama oylarını almışlar. Cicero, Konsül olduğunda avukattı.) Güzel konuşan, hitabet yeteneği yüksek olan vatandaşlar arasından seçilirdi ilk avukatlar. O günden bugüne kadar da uzandı vekillik oldu ilk adı sonra da avukat. O sessiz durduğu an, en zor anıdır savunmanın. Kelimelerin ne kadar ağır olduğunu o anda anlar. Benim midemi bulandıran olay, H.T. nin sabah adliyedeki tost, çay eşliğindeki kahvaltısına engel olmamıştı. Hayatımın en zor anını, kardeşini öldüren adamın 24 seneden yargılanırken neden 9 sene ile cezalandırıldığını anlatmak oldu müştekilere. Ve ben, sanık avukatı idim. Yine CMUK görevlendirmesi sebebi ile. Ankara Adli Tıp, ölüm sebebini bulamamıştı ve ben İstanbul Adli Tıp Kurumuna dosyanın gönderilmesini istedim. Ben istemesem de Savcı talep edecekti. O da atlasa bile mahkeme başkanı mecburdu. Kısa çöpü ben çekmiştim yani, ilk konuşan olduğum için. Gelen rapor, ölüm sebebinin darbe değil darbeye bağlı kalp krizi olduğunu ( kafaya sopa ile vurmuştu) darbenin öldürücü şiddette olmadığını ekimozlardan ve ödemden belirlemişti. Bunun anlamı, kastın aşılması idi&amp;nbsp; ve sanık sadece 9 sene ceza aldı. 6 yıl yatarı vardı. Hadi gel, kapıda sizin önünüzü kesen insanlara anlatın bunu. Teknik bir şey değil mi? Benim için, savcı için, hakim için evet. Ya onlar için? Siz hiç ağzınızda, kelimelerin büyüdüğünü hissettiniz mi? Hele, sanık götürülürken size göz kırpmışsa. Boğasım gelmişti herifi. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; Sonra bu gece.. Aşırı gaz kullanımından ölen, emekli öğretmen. Belki eylemde bile değildi, yoldan geçip evine ulaşmaya uğraşıyordu. Hopa nedir ki zaten, iki cadde beş sokak. Gaz sıkan polisleri nasıl savunacaklar? Ya o otobüsten düşen polis? Yakalananlar yargılanacak mutlaka. Onları nasıl savunacaklar? Atılan taşın, kimin elinden çıktığının belli olmayışının teknikl detayına neyi sığrıdıracaklar? Ya bugün, polis dayağı ile Ankara'da beli kırılan kadın? Ne diyecek polis savunmanları?&amp;nbsp; Hopa'daki gerekçe ile aynı mı olacak? Teknik olarak evet. Beli kırılan gencecik kadın ile otobüsten düşen polis ve ölen emekli öğretmen. Aynı teknik detay mı yazacak raporlarında? Onlara kim anlatacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ankara çalkalanmıştı, Ankara donmuş kalmıştı. O olay, bir ilkti. Acaba H.T. hiç düşünüyor mu sabahları kaşarlı tostunu yerken o geceyi ?&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Mayıs 2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-7741323970021831038?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/7741323970021831038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=7741323970021831038&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7741323970021831038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7741323970021831038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/06/savun-ma.html' title='SAVUN-MA'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-3298862261106833281</id><published>2011-05-23T12:34:00.000+03:00</published><updated>2011-05-23T12:34:35.532+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE'/><title type='text'>BİR ADAM, GÖLGELER İÇİNDE</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bir adama daha yenildim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Derisi gölgeden,sisten esvablı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Tyr'ın haşmeti ile büyüyordu karşımda, gölgelerin içinde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ellerinde kanım var, damlıyor yüzüme.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Karanlık bir sokakta, el yordamı ile yürürken gözlerimi kısmış;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;yakaladı beni.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Neden ve niçin vurduğunu bilemeden,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;karşılık veremeden yenildim yumruklarına.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ben kimseyi dövemem ki.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;Kavga da istememiştim oysa, bilmem ben kavga etmeyi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kimdi, ne istiyordu bilmiyorum, varlığından&amp;nbsp; haberim olmadığı gibi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir adam-dı işte, &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;salondaki tülün arkasından çıkmıştı; diğerleri hep, saklanmıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; O, saklanmamıştı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Geceyi karartarak vurdu ilk yumruğu, sadece vurma sesini gördüm.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ne eğildim ne büküldüm, sadece şaşkınlık-tı ağzımdaki.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Vurdu, vurdu... Baktım sadece. Bakarak savundum acımı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sarsıldım sonra, kapaklandım ruhumun üstüne. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Gölgesi çekildiğinde,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;salyama karışan kirli kanımı sildim; dudağımın kenarından, burnumdan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Aklım başımdan gittiğinde, kendime baktım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Dudağım kanıyor, kalın ve kirli; gözüm kapanmış, çenemin altında şişlik; sararmakta.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Karşı kaldırıma fırlayan ayakkabımı aldım, çorabım&amp;nbsp;&amp;nbsp; sıyrılmış yarıya kadar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Çamur -toprak birbirine karışmış ellerimde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kalktım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yürüdüm...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Baktım...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bir adam daha gölgelerin içinde...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs 2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-3298862261106833281?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/3298862261106833281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=3298862261106833281&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3298862261106833281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3298862261106833281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/bir-adam-golgeler-icinde.html' title='BİR ADAM, GÖLGELER İÇİNDE'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-33624741345859738</id><published>2011-05-20T19:03:00.000+03:00</published><updated>2011-05-20T19:03:38.708+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CLAIRE'/><title type='text'>CLAİRE/ Bölüm-2/6</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;Sebep olduğum bu karışıklık, masadaki oyuncuları rahatsız etmişti. Onu da tabii. Yarım derece çevirdiği kafası ile baktı. Yeşildi gözleri. Burnu, ağzı. Dudaklarım kurudu, damağımda. Kontrolden çıkmaya başlamıştım ki bu en son seneler önce, New York’a bir geminin tayfası olarak gittiğimde başıma gelmişti Barcelona limanına uğradığımızda. Hayatın çömeziydim daha. Tazecik, körpe. Boyu benden en az iki karış uzun o İspanyol kadını baktığında. Normaldi yani ama bu… Bu normal olmadığı gibi hayra alamet de değildi ve bana arka arkaya içirdiği viskiler yavaş yavaş etkisini göstermeye başlamıştı. Hold Em oynanan bir masaya oturmaya kalkışacak kadar etkili olmaktaydı. Evet, masadan kalkan oyuncu yerine oturmadığıma pişman olmaya başlamıştım yavaş yavaş ve son dubleyi de kafaya dikince,&amp;nbsp;&amp;nbsp; bir cesaret gelmişti bana. Hem, bu krem karamelin dibinde olabilmek hem de poker masasına oturabilmek için. Bilmediğimden değil ama fena halde çuvallayacağımdan.&amp;nbsp; Kredi kartım doluydu, cebimde de idare edecek bir miktar vardı. Eldeki jetonlar bir işe yaramayacaktı burada ve paraya çevirmenin de bir anlamı yoktu. Masayı izleyen yaşlılardan birisinin eline tutuşturdum jeton kutusunu ve kulağına “Tanrının selamı size bu” dedim İngilizce. Kadın önce şaşkın yüzüme baktı sonra kumarbazın gülümsemesi yerleşti yüzüne. Makinelere doğru fikrimden vazgeçerim korkusu ile hızlı adımlarla yöneldi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp; İşte artık, O ve ben kalmıştık. Daha doğrusu gözlerim Onda kalmıştı. Nefesim normale dönüyordu, beynime de kan gitmeye başlamıştı. Sakinleşiyordum yavaş yavaş. Tam olarak göremesem de yüzünü daha dikkatli incelemeye başlamıştım artık. Yüzünü, mimiklerini, kartlarını eline aldığı sıradaki jestlerini. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp; Hafif bir makyajı vardı, ten rengi ile uyumlu açık renklerden oluşan. Anlamam bu işlerden, sadece gözüme batmamıştı ki genelde koyu tenlilerin abartılı canlı renkler kullanmalarından ve yoğun makyajlarından pek hazzetmem.&amp;nbsp; “O” yapmamıştı.&amp;nbsp; Üstündeki elbiseye kaydı gözüm. Vücuduna oturmuş, önden kapalı ama sırttan açık, dizinin hemen altına kadar inen saten izlenimi veren bir kumaştan yapılmıştı. &amp;nbsp;İlgim olmayan bir konu daha. &amp;nbsp;Kumaşlar, özellikleri. Saten gibi gelmişti bana. Belki de değildi bilmiyorum. &amp;nbsp;Krupiyenin sesi ile ilgim dağıldı üzerinden “As üçlü, kazanır”. Önünde son kalan fişleri son bir Hamle ile ileri süren, siyahi genç kaybetmişti oyunu. &amp;nbsp;&amp;nbsp;Yeni fiş almaya davranmadan kalktı masadan asık suratıyla. Kimseye fırsat bırakmadan atıldım boşalan yere ama krupiyenin göğsüme dayanan el gibi kesinlik taşıyan sesi durdurdu beni. “ Sırada bekleyen oyuncu var efendim, dilerseniz başka masaya yönelin”.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;(Kısa bir ara-Sonra ömrünüzü yemeye devam) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-33624741345859738?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/33624741345859738/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=33624741345859738&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/33624741345859738'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/33624741345859738'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/claire-bolum-26.html' title='CLAİRE/ Bölüm-2/6'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-3645386606483864108</id><published>2011-05-18T23:05:00.004+03:00</published><updated>2011-05-18T23:07:44.641+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CLAIRE'/><title type='text'>CLAİRE/ Bölüm-2/5</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ya da ben öyle sandım; çünkü Onu gördüğümde epey uzaktan, hızla yürüyordu poker oynanan masaların olduğu bölüme doğru. Sağa sola bakmıyordu, gözlerden oluşan tüm barikatları sadece basit bir vücut teması ile aşıyordu sanki. Yürüdü ve gitti. Ben, sadece arkasından bakakaldım. İzleyebildiğim, derin dekoltesinden &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;taşan &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;o krem karamel tenli&amp;nbsp; sırtıydı. Elimdeki viski bardağında ne var ne yok yuvarladım ağzımdan aşağı. Boğazım yandı. Ucuz viskiydi.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;Gözlerim asılı kaldı arkasında. Sırtında. Ten renginde. Yürümek istedim, ayaklarım kalkmadı yerden, direnişe geçmişlerdi. Elimdekileri bırakmak istedim, belki ağırlık yapıyordur diye. Bırakacak yer arandım bulamadım. Kalakalmıştım. Beynim ileri doğru vücuduma hamle yaptırıyor, ayaklarım ise direnişe geçmiş yapıştıkça yapışıyor yere. Üstüme başıma baktım, normaldi. Duvarları kaplayan ayna arandım bir an, bulamadım. Ter bastı, ensemde ter damlası serinliği. Yine yürümek istedim, olmadı; imdadıma garson kız yetişti. Sarışın olmayan. Elimdeki bardağı fırlatıverdim tuttuğu boş tepsiye. Tekrar denedim. Bu sefer ayaklarımın direnci kırılmış ve yerden havalanıvermişlerdi ileriye doğru hamle yapmak için. Yürüdüm. Doğrultumda yürüdüm garsonları, müşterileri sıyırarak; her adımda hızım artıyordu. Gözlerim panikte, hızla devriliyordu. Devrilirken kırılacakları hesaba katmadan devriliyordu. Bir sağıma, bir soluma. Sırtlarda geziyordu ne kadar açık, ne kadar dekolte ya da ne kadar&amp;nbsp;&amp;nbsp; kapalı ayırt etmeden. Poker masalarının yerini görmüştüm daha önce,&amp;nbsp; kendiliğinden dümen kırdılar. Yaklaştıkça canlanıyordu bacaklarım, on yaş gençleşmişçesine. İlk masayı geçtim, ikinciyi de. Masadakiler kalın, güzel, bakımlı. Makinelerin başındakiler gibi değil. Krupiyeler de öyle. Daha güzel ama daha genç değil. Yüzleri mimikli. Kâğıtları hızlı dağıtıyorlar. İnsanlar izliyor oyunları ama belli mesafeden. O yüzden zor ilerliyorum, sinirleniyorum. Birisine omuz atıyorum. Ters ters bakıyor. Ben daha ters bakıyorum. Sanki vurabilecek. Yürüyorum arkada masa var, görüyorum. Birden.. Gözlerim orada kalmış. Gözlerim bana işaret ediyor, ıslık çalacak, korkuyorum duyacak diye. Anlayacak sırtındaki gözlerimi. Yaklaşıyorum. Ayaklarım yerde değil, hissetmiyorum zemini. Gözlerimin asılı kaldığı&amp;nbsp; sırtın arkasındayım. Aldığım nefes, hava değil. Başka bir şey bu. Parfümü. Önümdeki kadını itiyorum. Masanın hemen arkasındayım artık. Yanı dolu. Diğer yanı da. Kalkmaları lazım. En iyisi krupiye yerini bana bıraksın.&amp;nbsp; Tüm fişleri Ona vereyim. Fişlerin arasına karışırım. Duruyorum. Tam arkasında. Nefes almıyorum artık.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;“Bayım, oturmayacaksanız lütfen izin verin, bekleyen misafirlerimiz var” &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Nefesimi tutarken bayılmışım, hemen önümdeki oyuncunun kalktığını fark etmemişim. Masayı izleyenlerin arasından sıyrılıp o kadar öne çıkmışım ki, krupiyer benim sıra bekleyen oyuncu olduğumu sanmış. İnsanların daha doğrusu kifayetsiz kumarbazların gözleri ile boğmak için çaba harcadıkları bu durumdan, ya boşalan yere oturarak kurtulacaktım ya da arkamda kalan insanlara yer vererek. O şaşkınlıkla ben ikincisini yaptım. Bünyem, kaldırmamıştı daha fazlasını. Kendime gelebilmek için biraz masadan da uzaklaştım. Bu kadar yakın durmak, dikkat çekmişti. Herkesin bana baktığını düşünmeye başlamıştım. Onun da tabii. Kim olduğunu bilmediğim, beni kendimden geçiren kadının&amp;nbsp; bana bakmasını elbette isterdim ama şu anda ve böylesi gerekçe ile değil. Biraz geri çekildim, casinonun içinde sanki ring seferi yapan belediye otobüsleri gibi gezen garsonların taşıdığı tepsiden yine viskiyi kaptım. Kaç olduğunu saymıyorum artık. Koca bir yudum yuvarladım, cesaretimi toplayıp alev fışkıran tarafa doğru devirdim gözlerimi. Zor iştir, kafa sabitken gözleri devirmek. Göz kapağınızın arkasından görmek gibi bir şey. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-3645386606483864108?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/3645386606483864108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=3645386606483864108&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3645386606483864108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/3645386606483864108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/claire-bolum-25.html' title='CLAİRE/ Bölüm-2/5'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-8966682264950125335</id><published>2011-05-17T22:58:00.000+03:00</published><updated>2011-05-17T22:58:35.327+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CLAIRE'/><title type='text'>CLAİRE/ Bölüm-2/4</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;Masaların arkasından dolanarak ulaştım açık büfeye. Üstündeki yiyecek sayısı tatmin edici görünüyordu ama &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;benim açımdan &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;bu&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;n&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;un niteliğe yansıması şüpheli idi . Yöresel farklardan bile fazla haz etmeyen ben, ülke ve kültür farkının ayyuka çıktığı bu yerde, "Domestik" damak maceralarına yönelmeyi aklımdan bile geçirmiyordum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Büfede, gözüme kestirdiğim ve "İslam Kasher"ine uygun yiyecekleri tespit edip koca bir tabağa doldurdum. Dindar olduğumdan değil damak zevki muhafazakârlığının devamı. Koca tabağa, büyük ve dolu bir duble viski&amp;nbsp; katıldı. Kendime kuytu bir köşe bulup tabağımdakileri silip süpürmeye, viskiyi yuvarlamaya başladım &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ortalıkta görünmeyen fakat ses düğmesi sonuna kadar açılmış anfilerden, tüm mekânı aynı anda istila eden sel sularından farksız bir şekilde&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt; müzik yayılmaya başladı. Zamanında sırf isminden kaynaklı merakımı çekmiş olan Pussy Cat grubunun kızlarının sesini tanıdım. Tam, müziğe uyumlu olarak kafamı, sanki çalanlardan bir şey anlıyormuş gibi aşağı yukarı sallamaya başlamıştım ki… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sığındığım kıyıda köşede yere en yakın makinede oturmuş olan kadının çığlığının hazneye dökülen jetonların sesini bastırdığını irkilerek fark ettiğim dakikada…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Boyu neredeyse 1.80 e yakın, bacakları belinden uzun, yüzünde ateşli gülümseme ile geçen garson kızın, aslında Hugh Heffner’in malikânesine daha çok uyacağını düşündüğüm saniyede…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Nasıl olduysa oldu, Onu gördüm… Bir anlığına… Gözümün kenarından içeri girmeden, silüet halinde; geçti mi geçmedi mi bilmiyorum. Girdi ve çıktı mı yoksa çekiştirdi mi anlamadım. Saten kumaşın vücuda teması sırasında çıkan sesi mi duydu kulaklarım?... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Viski ağzımı yaktı, tabak elimde alev aldı. Ne makineden dünyayı kazanan orta yaşlı muhtemelen İsrailli kadın, tavşan kız kıvamındaki sarışın&amp;nbsp; garson, Pussy Cat ne de Casino, ben, kazandığım piyango, geçmişim, rock n roll, Okul, Asuman… Son sevgilim-di. Ağzımdakini yutmayı akıl ettiğimde artık nefessizlikten boğulmak üzereydim. Ya da ağzımı o kadar açık kalmıştı ki hava ağzımdakilerle karışıp harca dönüşmüş, &amp;nbsp;duvar örmüştü.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp; Onu gördüm.. Bir an için, birkaç saniyeliğine gördüm. Üzerindeki saten elbisenin tenine sürtünürken çıkardığı ses geçmişti kulağıma. Parfümün kokusu, genzimden geçip beynimin en ücra köşesine uzanmıştı. Nefesini yüzümde hissetmiştim. Bakışları retinamı yakıp kavurmuştu. Dalganan saçları ki zaten saçları dalgalıydı,&amp;nbsp; yüzümü yalamıştı. Havaya odasından çıkmadan önce havaya sıkıp içinden geçtiği parfümü sinmişti. Teninin pürüzsüzlüğü ışığı olduğu gibi yansıtıyordu. Elbisesi, yürüyüşü saçları, kendinden emin, istese tüm dünyayı ele geçirebilecek olduğunun bilincindeki hali… Belki bir sürü gerekçe sayabilirim ama bunların bir önemi yok. Gördüğüm anda etkisi altına girmiştim.&amp;nbsp; Bir kadın sizi bir nedenle etkiler. Bu güzel olması da olabilir, aklı da. Duruşu da olabilir, giyimi de. Bakışları da olabilir, konuşması da. Herhangi bir neden. Ve bir anda. İşte o "an" herşeyin başladığı "an" dır. İster yavaş yavaş ister birden. Ne zaman ve hangi hızda olduğu çok önemli değildir. En azından o anda önemi yoktur bunun. Hızla sürüklenebileceğiniz gibi aynı hızla bu etkiden kurtulabilirsiniz de. Etkinin süresi, Aşık olup olmadığınızın belirtisidir sadece. Ama etkilendiğiniz kesindir. Ben de etkilenmiştim. Uzun, epey uzun zamandır etkilenmediğim şekilde üstelik.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;(Devam) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-8966682264950125335?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/8966682264950125335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=8966682264950125335&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/8966682264950125335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/8966682264950125335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/claire-bolum-24.html' title='CLAİRE/ Bölüm-2/4'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-6384779961373252903</id><published>2011-05-16T15:55:00.000+03:00</published><updated>2011-05-16T15:55:03.080+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CLAIRE'/><title type='text'>CLAİRE/ Bölüm-2/3</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Makinelere baktım hangisi daha albenili, cicili bicili diye. Göz zevkime uygun olanlardan birisini seçip başına geçecektim. Bazıları gibi bütün gece en fazla para yutanının hangisi olduğunu anlamaya çalışacak değildim. Böyle bir inanış vardır: Makineler kumarhane tarafından belirli periyotlara bağlı olarak ayarlandığı için, o gece en fazla jetonu yutup henüz doğru düzgün ikramiye vermeyenini bulup oynamaya çalışır müdavimler, böylece o verilenleri çalabilsinler kasadan.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Beni cezbeden bir makine seçip karşısına kurulacaktım. Sıkılana kadar oynayacak, sıkılırsam kalkacak, masaları izleyecek belki bir şeyler atıştıracak, viski içecek, müşterileri izleyecektim; güzel kadınlara göz ucu ile bakacak sonra tekrar makinelerden birisinin karşısına geçip elimde kalan son jetonları da oraya atacak ve geceyi tamamlayacaktım. Bu gecenin planı buydu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Oynamaya başladım; kulağım çalan müzikte, bir gözüm tek kollunun ekranında dönen çark-ı felek benzeri şeyde, diğer gözüm salondaydı. Yanımdan geçenlerde, diğer makinelerin başındaki insanlarda, garsonlarda, krupiyelerde... Henüz bir saat geçmişti ki, jetonların azaldığını fark ettim karnımın acıktığını tebliğ eden guruldama sesi ile. İçerideki insanların sesi,&amp;nbsp; makinelerin uğultusu ve&amp;nbsp; müzik&amp;nbsp; ile eşitlenmişti. Casino yükünü almak üzereydi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;&amp;nbsp; Karın gurultuma itiraz etmek yerine yerimden kalktım, makineye başım ile küçük bir selam verdim. Sıkı oyuncu çıkmış tek bir jeton bile geri vermemişti bana. Elinde aperatif tepsisi olan garson aranmaya başladım. Bulduğum aperatifler hoşuma gitmedi eni &amp;nbsp;konu acıkmıştım. Açık büfenin nerede olacağını düşündükten sonra gözüme kestirdiğim tarafa doğru yol aldım. Etrafım, makinelere gömülmüş şık giyimli orta yaş üzeri ya da orta yaşın hemen altı kadın kaynıyordu.&amp;nbsp;&amp;nbsp; Erkeklerin yaş ortalaması daha da felaketti. Bu kısmına itirazım yoktu ama kadınların yüksek yaş oranına sahip oluşu, canımı sıktı. Benim bildiğim Avrupa’da kumarhaneler şık insanlarla doludur. Ya da filmlerde bize öyle yutturuyorlar. Oysa Amerika fırsatlar ülkesidir. Ayağında terlik, kıçında şort ile gelen herkese kapıları açıktır. Yanınızda smokin giymiş birisi ile rahatlıkla kumar oynayabilirsiniz. Ya da biz öyle sanırız. O yüzden, tüm rüküşlüğe varan şıklıklarına rağmen kadınların yaş ortalamasından hoşlanmamıştım. Film izlemekten farksız amacı olan bir insan olarak, bu durumun tatminsizliği karşısında, aldığım viskinin miktarını arttırmaya karar verdim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inther;"&gt;(Devam) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-6384779961373252903?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/6384779961373252903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=6384779961373252903&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6384779961373252903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6384779961373252903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/claire-bolum-23.html' title='CLAİRE/ Bölüm-2/3'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-8765469842060692211</id><published>2011-05-15T11:15:00.002+03:00</published><updated>2011-05-15T15:18:49.704+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='CLAIRE'/><title type='text'>CLAİRE/ Bölüm-2/2</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;.&lt;/span&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İşte bunun farkında iseniz, benim taktiğimi geliştirin ve hiç uğraşmayın çıkacağım diye, en az parayı bir kova jeton ile kaybedin. Ama kaybederken en azından sizin ile kasa arasındaki kazanma savaşını onun açısından pirüs zaferine dönüştürün: Bol miktarda viski ve sigara; hatta acıkmışsanız yiyecek… Olabildiğince çok ve olabildiğince kaliteli. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Böylece harcanan para da kasanın cebinden tedarik masrafı olarak size geri dönsün. Aslında bu göreceli bir zarar vermedir çünkü kasa o giderleri için doğru düzgün para harcamaz. Ya otel tedariki sırasında satıcılar tarafından işletmeye iskonto karşılığı olarak verilir ya da çok düşük maliyetli, ucuz olanları tercih edilir. Zaten, kumarhanenin hedefinde sizin-benim gibi oyuncular yoktur; onlar masalara yapışan, harcadığı jetonu saymayan-sayma gereği duymayan müşterilerin peşindedir. Onlardan kazandıklarının yanında bu yapılan ikramlar, en basit tanımı &amp;nbsp;ile devede kulak olarak kalır.&amp;nbsp; Bizler de bu devasa balığın üzerinde gezinen çöpçü balıklarından farksız görünürüz işletmenin gözüne. Büyük bütçeli filmin, küçük figüranlarıyız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kulağımın alışması ile birlikte, içeri adımımı attım ve hemen önümden geçmekte olan garsonun elinde tuttuğu tepsideki yarı dolu orta büyüklükteki viski bardaklarından birisini kaptım; içinde beş tane sigara olan özel hazırlanmış paketi de tabii. Henüz sigara yasağı Bükreş'e uğramamıştı. Viskimi yudumlarken, makinelerin arasında dolanmaya başladım. İnsanlar, gözleri tek kolluların ekranında biteviye jeton atıyor, dönen sayıların ya da resimlerin eşitlenmesini bir heves, umutla bekliyorlardı. Oysa bilseler bile bilmezlikten geldikleri, o hazneden ne kadar jeton dökülürse dökülsün asla kârda olamayacakları ve belki, bir kaçı ufak tefek kazançar elde etse bile çok büyük bir kısmı sabaha karşı yataklarına gittiklerinde, zenginliklerinin bir kısmının kumarhanenin kasasına geçmiş olacağıydı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Masalarda ise durum biraz daha farklıydı. İnsanlar, jetonların düşme sesini değil, yeni ve kullanılmamış kağıtların krupiye tarafından çekilirken çıkardıkları seslere odaklanmıştı. Oyun kâğıtlarının sesi, normal kâğıdın sesine benzemez içindeki plastik maddeden dolayı. Daha tok ama daha aristokrat bir sestir ve şans faktörünün yanında daha da büyükçe alan kaplayan, yetenek te karışır işe. Krupiyeye karşı bağımsız ama yan yana savaşan savaşçılar gibidir oyuncular. Hem birbirlerini kollarlar hem de yandaşlarının uğradığı zararı kaptırmamaya çalışırlar kasanın temsilcisi bu krupiyelere. Ama sonuç orada da değişmez.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;(Devam edecek) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 150%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 115%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: inherit;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-8765469842060692211?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/8765469842060692211/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=8765469842060692211&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/8765469842060692211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/8765469842060692211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/claire-bolum-22.html' title='CLAİRE/ Bölüm-2/2'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-1536503717267244322</id><published>2011-05-14T09:02:00.002+03:00</published><updated>2011-05-14T13:41:33.991+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yol-Tütün-Yorgunluk'/><title type='text'>Yol-Tütün-Yorgunluk</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-vlWK0GaXkFA/Tc4Z9TG7lMI/AAAAAAAAARk/6kC-0UUOfa8/s1600/otob%25C3%25BCs-2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-vlWK0GaXkFA/Tc4Z9TG7lMI/AAAAAAAAARk/6kC-0UUOfa8/s1600/otob%25C3%25BCs-2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 3 gün, 3 şehir,&amp;nbsp; bir otobüs ve 2.000 e yakın kilometre. Bundan bir on sene önce olsa sıradan, her zamanki turlardan biri olurdu. Bir yirmi beş sene önce olsa, ne o yol biterdi ne de otobüs.&amp;nbsp; Yanınızda birisi, torbasından bir şeyler çıkarır kucağına serer size de zorla yedireceği yiyeceklerine ortak ederdi. Arka koltuktaki genç kadın, çocuğunu ayaklarının altına iki koltuğa diklemesine uzanıp uyusun diye yere battaniye sererdi.Maltepe ya da Samsun sigarasının dumanı, kokusu osijene karışırdı, solurdunuz. Işıklar, sıralı olmayan aralıklarla göz kapaklarınızı yalayıp geçerdi ve siz, saatler boyunca aklınızdan bin türlü şey geçirirdiniz. Muavin arada su verirdi; o kadar. Bir de son zamanlarda konulan o okuma lambalarının yanması için ettiğiniz kavgalar. "Uyuyasana kardeşim! İnsanlar ışıktan rahatsız oluyor" cümlesi içinizi acıtırdı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Durup kalkılan ilçelerin sonu gelmezdi. İnen insanların, bagajdan çıkan çuvalların da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Şimdi; göz hizamda küçük bir ekran, onlarca film gösteriyor, televizyon kanallarına müzik kanalları eşlik ediyor. Yanınızda kim oturursa otursun, sıkıştıramıyor sizi koltukların genişliği yalnızlaştırıyor koca otobüste sizi. Cam kenarı değilseniz, artık dışarıda olan bitenden bîhaber durumdasınız.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-tdxYCUOnhqg/Tc4aBSAm4PI/AAAAAAAAARo/Z4sjB_WhlhI/s1600/otob%25C3%25BCs.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-tdxYCUOnhqg/Tc4aBSAm4PI/AAAAAAAAARo/Z4sjB_WhlhI/s1600/otob%25C3%25BCs.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kucağınızdaki küçücük bilgisayar, sık sık kesilse bile internete bağlıyor. Su hâlâ var ama içeriyi kaplayan Samsun&amp;nbsp; Maltepeden gelen yanık tütün kokusu değil, kahvenin kokusu. Muavinler öldü artık, yaşasın(!) ...&lt;br /&gt;İyi ama, ben niye yorgunum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoldan geriye bu üç kitap kaldı: &lt;br /&gt;Tezer Özlü-&amp;nbsp; Çocukluğun Soğuk Geceleri&lt;br /&gt;Şebnem İşigüzel-Eski Dostum Kertenkele&lt;br /&gt;Melis Kutlu- Fransızca bilen yeşil atkı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Özellikle, Kırmızı Yayınlarından 2007 de yayınlanan, dikkat çeken öykül kitapları arasında yer almasına rağmen,&amp;nbsp; okunmayanlar listesinde baş köşeye yerleşen, oysa son dönemde okuduğum en iyi öykü kitabı olan Melis Kutlu'nun kitabını bulun derim. İçiçe geçmiş metinler silsilesi- adalar-İstanbul-Yalnızlık-Aşk. Harcanan hayatlar-Harcanamayan hayatlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-1536503717267244322?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/1536503717267244322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=1536503717267244322&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1536503717267244322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1536503717267244322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/3-gun-3-sehir-bir-otobus-ve-2.html' title='Yol-Tütün-Yorgunluk'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-vlWK0GaXkFA/Tc4Z9TG7lMI/AAAAAAAAARk/6kC-0UUOfa8/s72-c/otob%25C3%25BCs-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-2653534515150008103</id><published>2011-05-10T18:10:00.001+03:00</published><updated>2011-05-14T00:56:50.002+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İBİŞE NASİHATLER'/><title type='text'>TÜM İBİŞLERE/SON SÖZ</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;"&lt;i&gt;Benim derdim bir tek İbiş ile değil. İbişlerle... İbiş/lik ile. Kaldı  ki, "İbiş/lik" Onların sarf ettikleri kelimelerin yanında epey hafif ve  naif bir tanımlama olarak kalıyor. &lt;br /&gt;Kant: Akıl, insani değerler toplamıdır, başka da bir şey değildir demiş. &lt;br /&gt;İnsani değerlerden bu derece uzaklaşıldı mı ucu Sobibor'dur,  Auchwitz'dir; Saray Bosna'dır,Srebrenica'dır, Ruanda'dır; Sudan'dır,  Halepçe'dir; Kamboçya'nın Ölüm Tarlalarıdır. &lt;br /&gt;Gulag Adalarıdır. &lt;br /&gt;Kelinski Ormanlarıdır.&lt;br /&gt;Sivas-Maraş-Çorum'dur. &lt;br /&gt;Sivas'ın-Maraş'ın-Çorum'un Türk/İslam Örf ve Adetlerinin neresinde yeri var? İnsanlık ile ne ilgisi va&lt;/i&gt;r?"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Vladimir'in yorumuna yazdığım açıklamaydı bu.. Farklılıklarından dolayı yok edilen insanlar bunlar. Tam da kaos olmasın, her şey tek düze ve süt liman olsun; musibetin başı bunlar denilerek, musibet de yok edilir diyen rasyonel aklın birer eseri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bununla başlamak iyi olur en azından derdimin ne olduğunu belki daha iyi anlatabilirim diye düşündüm.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Senelerce, yurt koridorlarında, okul kantininde, evlerde tartıştık durduk. Bazen, bugün kızdığım görüşleri savundu sanki kendim bulmuşçasına yani bir nevi İBİŞLİK yaptım; bazen o insani yanım sarstı beni, "neden" ve "niçin" soru kelimelerinde yaşam buldu ve şüpheciliğe sarıldım. O şüphecilik ki, Kant'ı doğuran şey. Her nefes alan canlının dilediği ve düşündüğü gibi yaşama hakkı olduğunu da gösteren bana. Ama bunu yaparken, "empati" ve "karşılıklı saygı duyma" denilen naiflik abidesi iki mantık kuralını da keşfettim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; Bir kaç gün önce izlediğim bir filmin esin kaynağı olan bir adam var, Kaan Çaydamlı. Yaptığı programda hem yaşama hem de bu ülkede yaşananlara kendince kafa tutarken karşılaştığı bir derviş ile kurduğu muhabbette gizli herşey. Kendisine "Kuşbeyin" diyebilecek kadar "olmuş" birisi. Ve o taban tabana zıt yaşam felsefesi aslında şu cümlelerde kendilerini buluyordu: &lt;i&gt;Tekamül bir süreçse, birbirine zıt olanlar aslında aynıdır...&lt;/i&gt; TEKAMÜL: &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; "&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;Bütün&amp;nbsp; yaratılanlar tekamül eder. Bütün insanlar, bütün cisimler, bütün  olaylar,   kısaca&amp;nbsp; bütün yaratılanlar değişir, başkalaşır, çeşitli  hallere girerek gelişir.   İnsanlıkta temelde daima bir ilerleyiş ve  gelişme vardır; bu, tekamülün   gereğidir. Yaşama karışıklık değil, bir  düzen ve ahenk hakimdir. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;                                 Tekamülün sonu yoktur.&amp;nbsp; Çünki hayat  sonsuzdur. O halde varlık ne kadar   gelişirse gelişsin, tekamülünün  sonuna varamayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;"&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yani tekamül, canlının yaşamı boyunca evrilmesi ama bu evrilmenin "olgunlaşma"ya doğru olmasıdır. Düzene, ahenge ve uyuma. Zıddını aramaya-bulmaya-onunla bir olmaya giden bir süreç. Bilen bilir, Madde ve Anti madde... Evrenin ilk oluşumu anında madde varolurken bizim gözle görmemizin mümkün olmadığı anti-madde de varolmuştur. Madde varlık iken Anti Madde hiçliktir. Madde aydınlık iken, anti madde karanlıktır. Madde, Ying iken Anti Madde Yang'dır Bugün CERN'deki deneylerde&amp;nbsp; ( parçacıkların çarpıştırılması ) yapılmaya çalışılan tam da bu Anti Maddenin açığa çıkarılması çabasıdır. Madde, tekamülünü anti maddesini bularak tamamlar.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bunların, din ya da spritüalizm ile ilgisi yok. Binyıllarca önce, Antik dönemde adamlar oturup düşüne düşüne varmışlar bunlara. Belki o sonuçlardan gerçekleştirdikleri çıkarsamalarda hata yaptılar; olsun yapsınlar. Bugün Fizik Bilimi işte o binyıllarca önceki düşün yolu ile bulunan sanal-gerçekliğin sanal takısını ortadan kaldırmaya çalışıyor. İşte en kritik soru da tam bu anda sorulabilir: Madem doğada herşey zıddına evriliyor tekamül yolu ile, peki bizler neden İBİŞLEŞMEKTEYİZ? Neden, bu basit doğa kuralını yok sayabiliyoruz. Yok saymak ile kalmıyor yok saymanın sonucunda hiçbir canlının birbirine yapmayacağı bin türlü kötülüğü yapabilyoruz? Cinsel tercihlere, genetik farklılıklara takılı kalıyoruz. Homo economicus olup çıkmakla kalmıyor, birbirimizi boğazlayabiliyoruz. Neden İBİŞLEŞİYORUZ?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;FArklılıkların, gelecekteki birliğin esas unsuru olduğunu unutarak neler yaptı insanoğlu? Yahudiler Almanları ve Almanya'yı kirleten lanetlilerdi. Bosnalılar, Sırpları bozan hain Müslümanlar. Ya Sivastakiler? Çorum- Maraş? Sırf Alevi oldukları için.. Srıf saz çaldıkları için mi? İbişler korosu hemen başlıyor bugünlerde: Efendim Ergenekonun işi.. İyi de, o zaman tüm o insanların Ergenekon üyesi olması gerekmez mi? "Hassasiyetler" denilen şey nedir? Ne kadar dokunulursa, katliama hakl kazanır İBİŞLER. Yok etme hakkını hangi sınırdan itibaren kazanırlar? Üç beş militanın ya da gizli örgütlerin işi denildiği anda yabancılaşırız olaylara. Ben değildim demekle hallolur sanırız meseleleri. Oysa, tam karşımızda sessizce oturmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; "Tarihi, kazananlar yazar" denir bilirsiniz. Hayır! Şunca zamanda öğrendiğim Tarihi, EFENDİLER yazar, kazananlar değil. Çünkü kazanan sadece o "an" kazandığını sanmaktadır. Ve henüz, tarih yazılmamıştır. Efendiler, tarihin yazılma günü geldiğinde kağıdı kalemi eline almak üzere hazır bekler. Ben bu efendilere karşıyım. Kim efendi olmaya çalışırsa kim efendi olursa. KEŞKE İBİŞLİK SADECE BU OLSAYDI. Oysa, İbişlik efendilerin hizmetinde çalışmaktır. Efendinin uşağı olmaktır.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İBİŞSİZ GÜNLER DİLEĞİ İLE... / SON...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;DİPNOT : Mösyö; kasma kendini.. Ben o zokayı yutmam. Hadi sen küçük dünyana, ben kendi küçük dünyama.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-2653534515150008103?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/2653534515150008103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=2653534515150008103&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/2653534515150008103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/2653534515150008103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/tum-ibislereson-soz.html' title='TÜM İBİŞLERE/SON SÖZ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-9115730353067827906</id><published>2011-05-09T16:37:00.001+03:00</published><updated>2011-05-09T16:38:30.361+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İBİŞE NASİHATLER'/><title type='text'>İBİŞE NASİHATLER/3</title><content type='html'>Sevgili İBİŞ;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bu mektubu sana Bostanlı sahillerinde yayılmış yazıyorum. Karşımda deniz arkamda kafenin mutfağı ve mutfaktan yayılan ucuz yemek yağının kokusu. Dolayısı ile arada yemek tarifi vermeye başlarsam şaşırma.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; En son nerede kalmıştık? Hah tamam, Yasalar falan-dı değil mi? İkincisi, Özgürlük. Hani senin bir heves atladığın konu.. Bilir bilmez diyeceğim ama bildiğin de var elbette. Var da sorun şu ki o bildiğin aslında İnsan aklının ürettiği en b.ktan düşüncedir. Zamana uymamanın ötesinde, zaman öncesinde bile kaale alınmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İnsanların canını sıkmadan ve lafı da uzatmadan o müthiş önermeni sorgulayalım yeter.&lt;br /&gt;Ne demişsin sen bakayım? Ha evet, özgürlük tanımı zaman ve yaşam biçimlerine göre değişir. Zaman göre evet, çünkü zaman içinde özgürlük üzerine insan denen mahlukat yenidüşünceler geliştirebilir. Bu da eğer gelişmeye açık ise kabul edilir tanımalama olur. Tarih yazıcılığı bunun izleyiciliğini yapar. Amma, tutar da senin gibi İBİŞ/ler saçmalarsa buna tarih içinde düşüncenin gelişimi denilemez.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Söylediğin örnekten yola çıkalım anlamazsın ama neyse: Müslüman Türk Milletinin örfünde, eşcinsellere yer yoktur.. Sonuç buydu değil mi? Türk-müslüman örfünde olmaz çünkü olmayanı da kabul ettiğin anda KAOS VE KARMAŞA ÇIKAR. Yani çatışma kaçınılmazdır. Hatta, Bedri Baykam'a akıl da veriyordun, cancağızım sen ateist isen git başka yerde yaşa çok mutlu oldukları yer var; diye.Baban da bir zamanlar Gominisler Moskova'ya diye yırtıyordu bir yerlerini..Sonra ilk koşturan o oldu, Moskova'ya. Ne ironi ama!&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İbişizm yolundan ilerleyecek olsak, ortalık kaz adımlı, gri gömlekli iri kıyım İBİŞlerden geçilmez hale gelecek. Sonra haklısın zaten, ortada herhangi bir eşcinsellik sorunu da kalmaz. Doğru... Peki ya, o eşcinsel Türk değilse? Türk olmayan insanın o örfe uyma zorunluluğu da yoktur değil mi? Türk değil, müslüman değil ama vatandaş ne olacak? Peki ya vatandaş da değil sadece oturma izni varsa? O da mı uymak zorunda? Ha sahi, hangi örf diye sorsam? Türk ve müslüman tamam ama, her müslümanın örfü diğerininkine uymuyor ki. Şafininki sünniye, sünni olanın malikiye; Şafi örfü ise hiçbirine. Üstelik burada esas olan da din, ırk değil. Irk önemini de kaybediyor. Irkı esas alsan daha da beter. Büyük bir coğrafyada yaşıyor Türkler ve her coğrafya parçasındaki örf diğerinden farklı. Tamam benzer yanları elbette var ama benzeşmeyen kısmı da çok. Karması mı olacak? Adam Gagavuz ise&amp;nbsp; ne yapacaksın?&lt;br /&gt;Ya Allahın İbişi. ( Bak bak bak; ne utanmazz adamım ben.. Ayıp bana) Bu hesap kitabın içinden, Ağa Baban ( Adlof Hitler ) bile çıkamamış sonunda Irk Yasasında değişikliğe giderek, yarım kan -çeyrek kan ölçütlerini de eklemek zorunda kalmıştır. Hatta askere alınan yarı ya da çeyrek yahudi/Almanlar bile var. Yani Onun beceremediğini sen mi becerebileceksin? İnsan doğasına aykırı işler bunlar.&amp;nbsp; Demem o ki, bazıları sade Türk olsun müslüman olmaz çünkü saf bir inanış yok; bazıları der ki Türklük denilen ırki özellikler, zaman-coğrafya-karışmalar ile değişikliğe uğramıştır, saf değildir ve bugünkü toplum yapımızı belirleyen esas unsur olsa bile diğer unsur dini inanıştır.İkisi bir arada olmalıdır. Başkası der ki; inanış başlıbaşına unsurdur ve de yeterlidir; ırki unsurlar zaten inanışın temeline aykırıdır.Bitter olmalıdır yani.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hadi bakalım İbişim, çık işin içinden. Çıkamazsın ki. Bunların ortak paydaları olduğu kadar taban tabana zıt yaklaşımları da vardır. Onu aldım bunu almadım da diyemezsin. Biraz ondan biraz bundan oldu mu adama sorarlar : Eee o zaman biraz da şundan olsa ya...&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kafan mı karıştı İbişim? Karıştıysa Arkaiksin demektir. Karışmadı ise saf&amp;nbsp; İBİŞSİN. Önüm arkam sağım solum sobe! Kasma kendini. Serbest bırak. Disiplinsiz hem de. O zaman şunu rahatlıkla söyleyebilirsin: Kimin ne düşündüğü ya da nasıl yaşadığı seni beni kimseyi ilgilendirmez. Canı eşcinsel olmak istiyorsa olur, türban takmak istiyorsa elbette takabilir. İnsanca yaşamanın şartı insani erdemlerimizi esas almaktır. Canı eleştirmek isteyen eleştirir bizi. "Vayyy sen benim kutsalımı nasıl eleştirirsin?"- diyemezsin.Anti tezin olmasa, zaten eleştirme gereği duymaz. Varlığı o eleştiride gizlidir çünkü. Özgürlük güzelşeydir be İbişim.. Özgürlük olmasa sen de olmazdın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki bir final yaparım İBİŞİM... Bu havada hiç çekilmiyor bu konular. Börtü böcek, aşk meşk ten söz etmek, kadınları konuşmak-kadınlarla konuşmak varken...Sen de çekilmiyorsun.&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-9115730353067827906?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/9115730353067827906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=9115730353067827906&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/9115730353067827906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/9115730353067827906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/ibise-nasihatler3.html' title='İBİŞE NASİHATLER/3'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-563600228742190774</id><published>2011-05-08T13:14:00.001+03:00</published><updated>2011-05-09T15:35:10.521+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İBİŞE NASİHATLER'/><title type='text'>İBİŞE NASİHATLER-2</title><content type='html'>HUKUK MU GUGUK MU?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili İbiş; İşin aslı, sevgili mevgili değilsin benim için. Hazzetmiyorum İBİŞLERİ, amma velâkin yapacak bir şey yok, memleket sulak İbişi çok, katlanacağız. Biz konumuza dönelim. Şimdi İbişlerin, en büyük dayanağı bu dönemde malumun Ergenekon nam-ı müstear isimli dava. Mecburen "Hukuk" denen guguk kuşu tekerlemelerini de bu dava üzerinden araya notlar serpiştirerek anlatacağım sana. Al eline kağıt kalemi. Aldın mı? Tamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, İbişim... Toplumlar "rahattır", hele insan denen mahlukat "çook rahattır". İnsanı rahat bırakırsan, toplumsallaşır; toplumsallaşan insan daha da rahatlar fazla rahatlar alır başını gider. Onun için disipline gereksinimleri vardır. Hah, işte o disiplin aracı da yasalardır. Hani sen demiştin ya "Ben rahat bir disiplinden yanayım diye". Düşündüm düşündüm ula ne ki bu İbişin rahat disiplin dediği diye ancak bu kadarını bulabildim yoksa devreyi yakacaktım. Şimdi, bu yasaların toplandığı ve de düzenlendiği alana da Hukuk denir. Yani, senin içtiğin sudan s.çtığın b.ka kadar uzanan bir alan olur çıkar. Tabii yayganlığı ve büyüklüğü genişliği falan işte bu kadar olunca da işin b.ku çıkar. Çünkü Hukuk Nedir sorusuna verilen cevaplarla, hukuktan kaynağını alan yasalar bazen birbirine girer de ondan. Her yasa, hukuka uygun olmaz. Uygun olmazsa ne olur? Ne olacak canım verirsin zopayı, hukuk uyar. Sıkıysa uymasın. Yoksa, DGM ler kalksın diye biz bir yerlerimizi senelerce sıkmışken, yüzlerce insan o kıyma makinelerinin çarkından geçmişken, kaldırılıverdi. Yok, viagra kullanmadılar. AB aldılar oral yoldan. Amma olur mu hiç, sistemin adamları rahat durur mu, herifçioğulları iktidarı ele geçirmiş; kifayetsiz muhterisliklerinin farkında olamadan muktedir olmuşlar; Amerika'da bizon yetiştiriciliği üzerine ihtisas yapanların Pensilvania'daki üretim çiftliğinden, senelerin çabası ile oluşturulan kadroların kullanım zamanı geldi her yeri bizonlar sarsın memeleketimin talimatını da baş bizon hazır vermişken... Olacak iş mi? Olmaz tabii, olmadı da. Ne yaptılar, ÖZEEL YETKİ verildi, savcısına, hakimine. Ahan da buyur. Uydurdular işte İbişim. Çünkü HUKUKTA, CEZA HUKUKUNDA ESAS " DOĞAL YARGI VE DOĞAL YARGIÇ" ilkesidir. Bir kısım suçlar için özel yetkili mahkemeler olmaz.&lt;br /&gt;Sanıkların, savunma hakları kısıtlanamaz der, HUKUK.&lt;br /&gt;ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELER Yasası ise der ki, Sanıksan sanıklığını bil, ben dosya kapağını kaldırır bakarım " Ufff babam sen yandın neler var bu dosyada biliyon mu" derim yeter, der. Sanıktan deliller saklanır adam kafayı yer ben niye buradayım diye. Öyle yetkilerle donatırsın ki savcısını, polisini eskilerin DGM cileri oturur protesto ederler zamanında bize bunları niye vermediniz diye. Rahat Disiplin anacım bu. Herkese verilmez- diyemezsin. Dememek lazım çünkü.Onlarınki da can sonuçta.&lt;br /&gt;-Delili görülmez&lt;br /&gt;-Avukatı dava sebebi belgeleri dosyasında bulunduramaz, inceleyemez.&lt;br /&gt;-Savcı gider savcıyı tutuklar.&lt;br /&gt;-Polis, polise baskın yapar; kesmez asker toplar. Yetmez, elinde tost makinesi ile servis arayan emir erini suikast timi diye sorguya alır; adamın silahı kuru soğan çıkar meğer ahçıymış. (Madalya verin lan, içeri atana kadar, soğanla adam ölürme becerisi var.)&lt;br /&gt;-Bir arama emri çıkarırsın, arama emrinde adres yanlış olur sanıkları üç saat derdest edersin aslında arama yetkin olmayan evin içinde. Adres düzeltilir faks çekilir bu sefer de faks yanlış karakola gider.&lt;br /&gt;-Bir arama emri çıkarırsın, aranacak olanların adresi ile baskın yapılan adresler aynı değildir; o adreslerde başkaları oturmaktadır ama sen yine de arama yaparsın. Aramada da suç delili bulursun!&lt;br /&gt;- Bir delil var dersin, delili hazırladığı söylenen kişi o sırada okyanusun ortasında askeri gemidedir ve şahsi b.sayarı falan yoktur. Ana b.sayarları da kullanmamıştır.&lt;br /&gt;-Bir günde 200 arama var dersin, o arama dediklerin baz istasyonu sinayi çıkar.&lt;br /&gt;-Telefonda 150 isim var dersin, virüsle isimlerin telefona bulaştırıldığı ortaya çıkar; yapanlar pardon! der.&lt;br /&gt;-Sanık kaçma şüphelisi dersin, adam üç yıldır içeridedir ama hâlâ ifadesi alınamadığı için, neden suçlandığını bilmemektedir. Ama gazeteler bilir, hem de ertesi gün; yazan da gider ilk seçim de milletvekili adayı olur.&lt;br /&gt;- Memleketin yarısını örgüt üyesi deyip içeri alırsın, ama dışarıdaki salaklar hâlâ örgüt üyeliğine devam etmektedir. Lider yok, adam talimat alıyor.Nerden?&amp;nbsp; Her gece sakallı giriyor rüyasına.&lt;br /&gt;-Darbeci dediklerin, gazeteci-yazar-öğretim üyesi... Silahı var mı? Var, T cetveli,kalem, kalemtraş,defter, cep telefonu.&lt;br /&gt;-Darbeci dersin, askerleri içeri alırsın en üst komutanları, benim haberim yok der peki dersin, Narlıdere'de evinde konken oynamaya devam eder.&lt;br /&gt;- Ergenekon adını ilk kez telaffuz edenleri, Ergenekon üyesi der içeri atarsın; darbe günlüklerini yazan gazeteci darbeci olur içeri alınır. Okudum, Nedim Şener'i ziyarete Hırant'ın abisi de gitmiş. Aklıma geliverdi demek ki Hırant yaşasa O da Silivrideydi bugün.&lt;br /&gt;-Adam gizli tanık olur, içeriyi haraca bağlar. Sorarsın, dünyadan haberi yoktur.&lt;br /&gt;-Adam gizli tanık olur, olayları çarpıtarak yazan gazeteci çıkar.&lt;br /&gt;-Adam gizli tanık olur; bir gizlidir ki kim olduğunu asla bilemezsin. (Bu işi en iyi yapan ABD dir, orada bile tanık mahkemey çıktığında, açık sorguya çekilir.)&lt;br /&gt;Faşist Cuntanın mahkemeleri bile örgüt dosyalarında, ana davadan diğer dosyaları ayırmıştır ki yargılama tamamlanabilsin diye, seninkiler ellerinden gelse, Çüngüş Tapu Kadastro MAhkemesinde 6 yıldır devam eden benim dosyamı bile dahil edecekler.&lt;br /&gt;Bak, bunlar bir anda aklıma gelen saçmalıklar ve hukuksuzluklar. Peki yasaya aykırı mı? Olanı da var, olmayanı da.. Nürnberg Mahkemeleri var-dı bilir misin? 1945'de kurulan. Orada bir içtihat yaratılmıştı ve der ki o içtihatta: Yasalar açıkça insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına aykırı ise, hiçbir kurum ya da kuruluş bunlara sırf yasa oldukları için uyamaz. HUKUKUN DİRENME HAKKI VARDIR VE BAŞLANGIÇTA BU KURUMLAR UYMAK ZORUNDADIR. Bu içtihat sayesindedir ki, Nazi Gangsterlerinin hakim ve savcıları ve polisleri de insanlığın gazabından paylarına düşeni alabilmiştir.&lt;br /&gt;Yoruldum.. Sonra devam ederim.. Sen oku, zaten ancak an-la-maz-sın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-563600228742190774?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/563600228742190774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=563600228742190774&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/563600228742190774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/563600228742190774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/ibise-nasihatler-2.html' title='İBİŞE NASİHATLER-2'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-1246973204531022414</id><published>2011-05-07T10:42:00.001+03:00</published><updated>2011-05-09T15:35:10.523+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İBİŞE NASİHATLER'/><title type='text'>İBİŞE NASİHATLER-1</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-JdhJ2L_q1JM/TcT3J1PdeGI/AAAAAAAAARg/k4Y_9PuSMcI/s1600/%25C4%25B0bi%25C5%259F+3+t%25C3%25BCm.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-JdhJ2L_q1JM/TcT3J1PdeGI/AAAAAAAAARg/k4Y_9PuSMcI/s320/%25C4%25B0bi%25C5%259F+3+t%25C3%25BCm.jpg" width="209" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; Bu memleket İbiş yetişmesi için yetkin ve de etkin topraklara sahiptir. Hangi suyu verirseniz alır, hangi köşeye koysanız büyür türden bitki değildir İbiş; o yüzden Dünyanın nadide toprağıyız.Boldur, çok aramana gerek olmaz ve nerede&amp;nbsp; nasıl karşınıza çıkacağını bilemezsiniz. Bendeniz uzun zamandır bu İbişlerden uzak durmayı başarıp kendi halimde yaşar giderken... Dün en hasından, en babasından bir tanesine denk geldim. Hem de ne denk gelme. Humusu bol verilmiş toprağına, sulaması ve suyu tam gür yetişmiş.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Atsan atamazsın, satsan satamazsın. İbiş denen tür, böyle bir şeydir. Bulaştı mı öldür Allah peşini bırakmaz. Paçana dolanır, üstünü başını batırır; bununla yetinmez dolanmaya kalkar. Sabah akşam önüne çıkar durur. Zaten, bu boktan özellikleri yüzünden adı İBİŞ dir ya.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Memleketimin güzide İBİŞ lerinden birisi de işte dün geldi bulaştı bana dedim ya, yapacak bir şey yok.Elimize klavyeyi alıp arada sırada nasihat ver mek zorunda kalacağım. İBİŞçe'de buna gerçi "AYAR" diyorlar ama biz caanım Türkçemizin içine etmeden, "&lt;i&gt;nasihat" &lt;/i&gt;diyelim ki okuyanlar da&lt;br /&gt;anlasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;SİYASET ÜZERİNE NASİHATLER :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Güzel İBİŞİM bak şimdi, bir ülkede eğer siyasi partilerin işleyişine ilişkin düzenlemeler sayesinde , siyasi parti yöneticileri&amp;nbsp; tek taraflı olarak, delege-örgüt yöneticileri-parlamenterleri belirliyor ve örgütlerinin söz hakkı olmuyorsa, bunun adına DEMOKRASİ denemez. O siyasi partilerden hangisi olursa olsun iktidarda yer alıp da ve bu düzenlemeleri &lt;i&gt;düzeltmek için ayak serçe parmağını bile kıpırdatmıyorsa o yönetim ya da siyasi partiye demokrat niteliklere sahip bir parti denilemez.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Şirin İBİŞİM, eğer bir ülkede seçimler sırasında ikili baraj sistemi uygulanıyorsa ( seneler sonra kalktı Allahtan bizde bölgesel baraj ) ya da tekli baraj sistemi uygulansa da baraj baraj değil ÇİN Seddi mübarek dedirtecek yükseklikte ise ve iktidardaki siyasi partinin tüm yaptığı kıçını dönüp sadece seçime girmek ise; o siyasi partinin &lt;i&gt;demokrat denilemez.&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;3- İBİŞLERİN KRALI ( İltifat ettim, kıymetini bil ), bu kuş uçmaz kervan geçmez memleketimin kıraç topraklarında çok eşşek yetişir. Neden? çünkü memleketin her yeri yokuş. İniyorsun yokuş, çıkıyorsun yokuş. Hele Ankara'yı görsen.. Yokuşlarda en doğru&amp;nbsp; eğimi kim bulur? Eşşekler. O yüzden de sen, tırman babam tırmanacağım diye uğraşırken bir bakarsın kafanı kaldırdığında, eşşekler kervan olmuş yürüyor tıngır mıngır. ( Nieztsche namlı dedem sakallı başka türlü anlatmıştır bunu ama sen ancak bu şekilde anlayabileceğin için böyle yazdım; sana eşşek falan dediğim yok yanlış anlamayasın ) &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Normal insanın durup düşünmesi lazım tabii, neden böyle? Şu nedenle İBİŞİM: Bu parti denen naneler partiden başka herşeye benzeyip, BAŞİBİŞLER, YARDIMCI ROL İBİŞLER VE İBİŞLER tarafından parsellendiğinden, siyaset okulları, siyaset akademileri, parti örgütleri gibi kurumlar ortadan kaldırılmıştır. Bu yokluklar arasında, tutup da ben - o çıkacak değil ya; eşşekler çıkar saiyaset yokuşunu. Dur dur yahu, "Senin kuyruk acınnn varrr" falan deme, acı yok niyet de yok bende. Böyle işlerle uğraşmaktansa, denizde fink atan bir çipuranın peşinde olta sallamak çok daha önemli bir iştir benim için. Çünkü o çipura denen namussuz oltaya gelmez kolay kolay, akşama kadar uğraştırır seni.&lt;br /&gt;4- Güzel İBİŞİM, parlamenter denilen insan, insandır. Yani, diğer insanlardan farklı bir yaratık değildir anlamında. Memleketimin güzel insanı rahmetli Eralp Özgen Hocamın dediği gibi " İnsanlar, suç işlemeyeceğim diyebilir ama asla yargılanmayacağım diyemez" düsturu gereği yargılanabilmeleri gerekirken... Yargılanamazlar. Neden? Çünkü onlara aşı yapılır parlamentoya girerken de ondan. Bağışıklık aşısı. Ne yaparsa yapsın, kimse yargılayamaz onları. Adam, rüşvet almıştır yargılanmaz; görevi kötüye kullanmıştır yargılanmaz; hakkında yolsuzluk sebebi ile soruşturma açılmıştır yargılanmaz. Hep o bağışıklık aşısı sayesinde. Muhalefet yırtınır, gelin şu aşıyı kaldıralım diye ama muktedir olmaz der; aşıyı kaldırırsa baş muktedirin de mahkemeye çıkması gerekir de ondan. Demek ki neymiş: Olmaya devlet cihanda bu aşı gibi... Yap aşıyı kurtul..&amp;nbsp; YAŞASIN DEMOKRASİ.&lt;br /&gt;5- Şimdi İBİŞİM, Anayasanın bir maddesinde ( hangi maddesi deme başlarda bir yerlerde aç bak işte ) Der ki; ha bu dinine yandığımın ülkesi Sosyal bir Hukuk Devletidir. Hukuk kısmına elbette geleceğiz ama konumuz o değil şimdi. Biz, daha Sosyaldeyiz. Sosyal Hukuk Devleti dedikleri yerde vatandaş, banka önlerinde sabahın 3 ünde sıraya girmez, 100 lira için. Ya da 100 kilo kömür için dilenmez. Yılın bir ayında sokaklara çadırlar kurup iki kap yemek dağıtılmaz. Ne yapılır? Ücretsiz Sağlık- Ücretsiz Eğitim - Ücretsiz UlaşımHizmeti verilir. Ha, bunlar cepten yapılmıyor ya diyorsan sen de haklısın o zaman gereksinimi olana ücretsiz yaparsın. Allahın bu Dünyayı yarattığı günden beri (tektonik yerkabuğu hareketleri durduğundan beri aslında ama kafan karışmasın, ilk söylediğim gibi oldu bil ) var olan yarımadayı kesip biçmeye kalkarak değil. İşi olmayana iş olanağı yaratmak için deme bana yemezler. İlk köprü yapılırken de güzergahı gizliydi, ikinci köprü yapılırken de. Tünel kazılırken çıkanlara 3-5 çanak demezsin. 3-5 bizim burada 3 lü 5 li toplu ulaşım biletinin adı. Onların adı tarihi eser. Gene konu dağıldı dur toplayayım. Sen bunları yapmaya uğraşmak yerine, çay- çorba- buzdolabı- çamaşır makinesi dağıtıyorsan (çamaşır makinesi dağıtılan köyde su yok anasını satayım ya su yok!) buna ben Sosyal Devletim yapıyorum, diyemezsin. Listeler ellerde geziyorsa, kimlere dağıtılacağının kriterleri belirlenmiyorsa ya da aslında belirli ama açıklanmıyorsa... Olmaz.. Böyle Olmaz, ben insan gibi gereken yardımı nakdi sağlayacağım diyene de kaynağı nerden bulucan lan!! Diye çakşıdıktan sonra tutar, kendin bu işlerin koordinasyonu ve tek elden tek seferde, gereksinime göre ekonomik destek sağlamak biçiminde yapılıp, gıda ve benzeri yardımlar ise artık özel yardım kuruluşlarınca gerçekleştirilecektir ( resmi açıklama aynen bu şekildeydi ) dersen; ben de sorarım sana: Baba sen, bunu ben yapacağım diyen adama niye tekme tokat girip salya tükürüğü bastın o zaman? . YA bi dur İbiş, senin değil elbette benim gelir. Var bu işte bir tuhaflık de mi İBİŞİM..&lt;br /&gt;6- Şimdi, öğrencin gösteri yaptı diye verirsen soğuk suyu, verirsen zopayı; işçin ekmeğimi elimden alamazsın dedi diye, Allahın kışında Ankara'da denize pardon suni gölete dökersen hepsini, hızını alamaz üstüne de tazyikli su sıkarsan, gelene ayar gidene küfür çekersen; hiç kimseyi beğenmez herkese kulp kusur bulursan; insan gibi konuşmayı bilmez salyalarını saçarsan; daha dün, biz kaset maset kullanmayız der, sonra da meydanlarda bir yerlerini yırtarcasına eliineeeaaaa dilineaaaaaa belineaaaaaa hakim olacaeeaaakkssseeaaannn diye naralanırsan; "kadın, kadınlarımızzzz" der, "nooolduu kadınaaaaeeaaaa? " diye yine zangırdarsan elinde mikrofon; millete ananısını alıp gitmesini herkesin önünde yaka silkerek söyler sonra da analarımızzzz dersen, bankacıya ayar kesmez, kulüplere ayar kesmez, İzmir Atatürk stadına öldüm Allah Atatürk demez " Halkapınar Stadı" dersen... Ya sıkıldım İBİŞ daha var bir sürü şey.. Herkes her yerde okuyor bunları.. Ama diyeceğim o ki demeden bitmesin bu bölüm,&lt;br /&gt;-SEN DEMOKRAT değilsin demektir KARDEŞİM.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Senin deyişinle neydi len o hah anımsadım : Rahat disiplincisin...&amp;nbsp; Ahh be İBİŞİM... Ben, ANARŞİSTİM. Gelemem disiplinlere. Disipline ver beni İbişim.Yoksa bak, ben nasihatlere devam edeceğim. Hukuk diyordun dur ona da sıra gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NADİDE İBİŞİM, canım kahve istedi. Bugünlük belki de saatlik bu kadar. Okuyana da acımak lazım. Ben yine devam ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-1246973204531022414?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/1246973204531022414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=1246973204531022414&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1246973204531022414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1246973204531022414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/ibise-nasihatler-1.html' title='İBİŞE NASİHATLER-1'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-JdhJ2L_q1JM/TcT3J1PdeGI/AAAAAAAAARg/k4Y_9PuSMcI/s72-c/%25C4%25B0bi%25C5%259F+3+t%25C3%25BCm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-6043791387507844798</id><published>2011-05-05T17:52:00.000+03:00</published><updated>2011-05-05T17:52:40.708+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDERLEZİ'/><title type='text'>BUGÜN EDERLEZİ...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;HADİ GİDİN,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;SU KIYILARINA,&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;DAĞ BAŞINDA BİR AĞAÇ DİBİNE;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;EVİNİZİN BAHÇESİNE,&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;OTOBÜS DURAĞININ YANINDAKİ TOPRAĞA...&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;BİR DİLEK TUTUN. TEMENNİ YOLLAYIN DOĞAYA.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;DOĞA ANAYA SIĞININ YENİ DOĞDUĞUNUZ GÜN,&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;SİZE UZANAN İLK ELİN PARMAĞINA YAPIŞIR GİBİ YAPIŞIN SIKI SIKI...&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;SONRA...&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;DÖNÜN ANKARA İSTİKAMETİNE, ULUCANLARA BAKIN.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt; SABAHA KARŞI...&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;BİR "HADİ EYVALLAH"&amp;nbsp; YOLLAYIN...&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;3 KEZ... YARIM SAAT ARA İLE.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/56bnf53M8js/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/56bnf53M8js&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/56bnf53M8js&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #660000;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #660000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/zQnKQC9bGoM/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/zQnKQC9bGoM&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/zQnKQC9bGoM&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;same amala oro kelena&lt;br /&gt;oro kelena dive kerena&lt;br /&gt;sa o roma, o daje&lt;br /&gt;sa o roma, babo, babo&lt;br /&gt;sa o roma, o daje&lt;br /&gt;ej, ederlezi&lt;br /&gt;ederlezi&lt;br /&gt;sa o roma, o daje&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sa o roma ama rodive&lt;br /&gt;ama rodive, ederlezi&lt;br /&gt;same amala oro kelena&lt;br /&gt;oro kelena dive kerena&lt;br /&gt;sa o roma, o daje&lt;br /&gt;sa o roma, babo, babo&lt;br /&gt;sa o roma, o daje&lt;br /&gt;ej, ederlezi&lt;br /&gt;sa o roma, o daje&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ej... ah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;same amala oro kelena&lt;br /&gt;oro kelena dive kerena&lt;br /&gt;sa o roma, babo, babo&lt;br /&gt;sa o roma, o daje&lt;br /&gt;sa o roma, babo, babo&lt;br /&gt;ej, ederlezi&lt;br /&gt;sa o roma, daje&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-6043791387507844798?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/6043791387507844798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=6043791387507844798&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6043791387507844798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/6043791387507844798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/bugun-ederlezi.html' title='BUGÜN EDERLEZİ...'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-7771183212969038745</id><published>2011-05-03T18:52:00.003+03:00</published><updated>2011-05-03T19:10:23.607+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><title type='text'>YOK SAYIN!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-mwP3VowhKCM/TcAj-e9m9-I/AAAAAAAAARc/_GlnxCYq3nY/s1600/avniler1bv4_bigger.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-mwP3VowhKCM/TcAj-e9m9-I/AAAAAAAAARc/_GlnxCYq3nY/s200/avniler1bv4_bigger.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Bir OTORİTERİN GÜCÜ , elindeki güç ve olanakların dışında, insanların uysallığı ile doğru orantılıdır. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Eğer karşınızdaki Otoriter, her istediğini dilediği şekilde kullanmaya kalkışır ve özgürlüklerinizi elinizden alıp nefes alışınızı bile denetlemeye çalışırsa insanların yapabileceği tek şey kalır geriye; otoriteyi yok saymak. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Hayır, itaatsizlik ya da moda deyimi ile sivil itaatsizlik değil bu. İtaat kelimesinin geçtiği her cümle içinde boyun eğmeyi ve bir otoritenin varlığını kabullenmeyi de barındırır. Oysa YOK &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;SAYMAK, OTORİTENİN VARLIĞINI KABUL ETMEMEKTİR. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Otoriter, yaşayabilmek için yasalara gereksinim duyar. Yasalar, Onun en büyük silahıdır her türlü HUKUKSUZLUĞUNU yasallaştırabilmesi için. Yasalar aracılığı ile insanları sindirir, önce mahkemeleri doldurur sonra cezaevlerini doldurur. Silaha sahip olan gücü de en büyük koyucusu olur hukuksuz yasalarını uygulatırken...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İtaatsizlik bu yasaların varlığını kabul etmektir. Yok saymak ise, o yasaları kabul etmemekten de öte, tanımamaktır. Ben bu yasayı kabul etmiyorum değil ben bu yasayı tanımıyorum demektir. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;O nedenle, YOK SAYACAKSINIZ!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Filtrelerini YOK SAYACAKSINIZ! &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Kitap toplama kararlarını YOK SAYACAKSINIZ!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Bu yasaları uygulayan Mahkemeleri YOK SAYACAKSINIZ!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Savcılarını YOK SAYACAKSINIZ!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Kolluk gücünü YOK SAYACAKSINIZ!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Filtrelerini yok sayıp, dns ayarlarınızı değiştireceksiniz; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Toplanan kitapları internetten indireceksiniz;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Savcılık sizi çağırdığında ifade vermeniz için, gözlerinin içine bakarak : Sen bu yasayı uygulayacaksan seni YOK SAYIYORUM diyeceksiniz;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Polisine, GEL VE ZORLA-YAKA PAÇA GÖTÜREBİLİYORSAN GÖTÜR ÇÜNKÜ SENİ YOK SAYIYORUM diyeceksiniz; &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Mahkemede yargıç ifadenizi almaya çalıştığında SENİ DE YOK SAYIYORUM diyeceksiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Ne derlese desinler aldırmayacaksanız; Ne derlerse desinler YOKSUN SEN!!! Diyeceksiniz…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Diyeceksiniz ki, ONLAR RAHATSIZ OLACAK…Bir, iki,üç…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Bin,ikibin,üçbin… Onlar TEDİRGİN OLACAK&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Onbin,yirmibin,otuzbin….KORKACAKLAR.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Bu ülkenin cezaevi kapasitesi tıka basa doldursalar bile 60.000 i aşamaz. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;NE oldu, korktunuz mu? O zaman aşağıdaki linke bir göz atın. Onlar korkmadılar. Yaşları henüz yirmilerinin başındaydı ve bu Dünyanın gördüğü en büyük ZORBA-KATİL den korkmadılar. Polisine, Savcısına, Hakimine, Askerine, Gardiyanına, Celladına aynı şeyi tekrarladılar: Sizler Katilsiniz!!! Ve ben sizi YOK SAYIYORUM…&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;Bir günde yargılanıp giyotinle idam edildiler. Ama korkmadılar. Onun için alt tarafı bir filtre.. Tanımayın.. Bakın bugün Özgür Basın günü toplam 57 gazeteci cezaevinde. Onlar da korkmadı. Herkesi içeri atamazlar. Ben biliyorum&amp;nbsp; sayıyı, taş çatlasa 60.000…&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyaz_G%C3%BCl_%28grup%29"&gt;http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyaz_G%C3%BCl_%28grup%29&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;a href="http://www.btasahnesi.net/yazilar/hf/hf15/kanabulanmisbeyazguller.htm"&gt;http://www.btasahnesi.net/yazilar/hf/hf15/kanabulanmisbeyazguller.htm&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;a href="http://sinema.yedincigemi.com/7g-61920-The-White-Rose.html"&gt;http://sinema.yedincigemi.com/7g-61920-The-White-Rose.html&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-7771183212969038745?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/7771183212969038745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=7771183212969038745&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7771183212969038745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7771183212969038745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/05/yok-sayin.html' title='YOK SAYIN!'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-mwP3VowhKCM/TcAj-e9m9-I/AAAAAAAAARc/_GlnxCYq3nY/s72-c/avniler1bv4_bigger.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-7437589778934222120</id><published>2011-05-02T00:37:00.001+03:00</published><updated>2011-05-03T10:39:05.186+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ŞİİRİMSİ'/><title type='text'>BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ</title><content type='html'>Değil mi?&lt;br /&gt;Çok zaman oldu.&lt;br /&gt;Tuhaf...&lt;br /&gt;hiçbir şey bilmezken varlığında; herşeyi bilir olmak yokken sen.&lt;br /&gt;Saçların uzardı, bilmezdim. Şimdi biliyorum uzuyor,&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; çizgileri, gölgeleri yüzünün; değişiyor.&lt;br /&gt;Çocuk büyüyor, kucağından koltuğuna geçti.&lt;br /&gt;Oynadığı masadaki telefon değil artık,&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; kağıt ve kalemlerin.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Etek boyu ve renkler aynı ama, onlar değişmemiş.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Belki biraz daha kadın, belki biraz daha emin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben?&lt;br /&gt;Gördüğün gibi;&lt;br /&gt;saçlar daha beyaz.&lt;br /&gt;Biraz kilo, çizgiler çokça.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sakal da bıraktım ara ara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okurken uyuyakalıyorum bazen; &amp;nbsp;rakı,&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; üç duble en fazla, devamı sarhoşluğa giden yol.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Zaman, yaramaz çocuk; durduğu yerde durmuyor ki. &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama,&lt;br /&gt;Çığlarla boğuşmaya devam ( değişmeyen şey ),&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ve hâlâ huysuz; kavgalı pabucu ile.. gülme...&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Geçenlerde Chat Baker dinledim, gülümsedim.&lt;br /&gt;Sonra,&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; o son şarkı hani;&lt;br /&gt;alıntılandığı şiire ras' geldim, okudum yeniden.&lt;br /&gt;Şiir iken daha güzel, müziği kendinden.&lt;br /&gt;Bir türlü okuyamadığım o yazarın kitaplarını da okudum başardım sonunda.&lt;br /&gt;Boşa telaşmış, bir şey olmadı. Hep bir telaş hali değil mi zaten…&lt;br /&gt;Gereksiz özen oysa…&lt;br /&gt;Çok konuştum yine, bitmesini bekliyorsun biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlemişim, ağır içişini çayı-sohbetini.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Uzatma arayı, &lt;br /&gt;&amp;nbsp;aramamı da bekleme; yine gel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;NİSAN 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-7437589778934222120?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/7437589778934222120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=7437589778934222120&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7437589778934222120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/7437589778934222120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/04/birihepsihicbiri.html' title='BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-1414197664623659718</id><published>2011-04-30T22:37:00.003+03:00</published><updated>2011-05-03T10:39:41.964+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='YAŞAMA DAİR'/><title type='text'>HERŞEYE VE HEPSİNE İNAT...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Y4OW0oujS4Y/Tb0yyJXSrrI/AAAAAAAAARY/qwEViocWPmA/s1600/13309616.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="223" src="http://3.bp.blogspot.com/-Y4OW0oujS4Y/Tb0yyJXSrrI/AAAAAAAAARY/qwEViocWPmA/s400/13309616.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/ABqrIsheI00/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ABqrIsheI00&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/ABqrIsheI00&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-p_6GIncLn0I/Tbxipfr6rVI/AAAAAAAAARU/edemPXvaXjs/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="188" src="http://4.bp.blogspot.com/-p_6GIncLn0I/Tbxipfr6rVI/AAAAAAAAARU/edemPXvaXjs/s320/images.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://1.gvt0.com/vi/vXoecWX_T60/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/vXoecWX_T60&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/vXoecWX_T60&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-1414197664623659718?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/1414197664623659718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=1414197664623659718&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1414197664623659718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/1414197664623659718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/04/herseye-ve-hepsine-inat.html' title='HERŞEYE VE HEPSİNE İNAT...'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Y4OW0oujS4Y/Tb0yyJXSrrI/AAAAAAAAARY/qwEViocWPmA/s72-c/13309616.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6429369372554445287.post-4335561365442361558</id><published>2011-04-29T15:48:00.001+03:00</published><updated>2011-05-03T10:40:15.631+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SİNEMAYA DAİR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İKİ FİLM BİRDEN'/><title type='text'>İKİ FİLM BİRDEN</title><content type='html'>&amp;nbsp; Dün akşam, iki film birden gecesi düzenledim. Birisini erken izleyip te içtiğim kahvelerin faturası önüme konulunca ikincisini de izlemek farz oldu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-AtNGviVBwNU/Tbql_uhA7KI/AAAAAAAAARI/75gaCSx-GPU/s1600/MV5BMTgwNTI3OTczOV5BMl5BanBnXkFtZTcwMTM3MTUyMw%2540%2540._V1._SY317_CR0%252C0%252C214%252C317_.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-AtNGviVBwNU/Tbql_uhA7KI/AAAAAAAAARI/75gaCSx-GPU/s320/MV5BMTgwNTI3OTczOV5BMl5BanBnXkFtZTcwMTM3MTUyMw%2540%2540._V1._SY317_CR0%252C0%252C214%252C317_.jpg" width="216" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; İlk film, 2009 İspanya-Arjantin ortak yapımı olan, El Secreto De Sus Ojos ( Gözlerindeki Sır ) isimli , 2009 Yabancı Film Oskarı'nı kazanmış bir film. Yönetmeni Juan Jose Campanella.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Bir cinayet soruşturması etrafında gelişen ve içiçe geçmiş öykülerden oluşan yapısı var. Uzun bir film ve senaryo yapısından kaynaklı, iki bölümlük izlenimi veren anlatıma sahip. İlk bölümde, film başrolde yer alan ve bugün emekli olmuş olan bir soruşturma savcısının geri dönüşlerle romanlaştırmaya çalıştığı soruşturmayı, adım adım izliyoruz. Cinayet soruşturması ilerlerken, genç savcının platonik aşkı ve amiri genç kadın savcıyı, büronun eski-yıllanmış-dibe vurmuş, işyapmaktan çok içki şişeleri ile eğlenen&amp;nbsp; kadim elemanını tanıyor ve cinayetin onların hayatına olan etkisini de görüyoruz. &lt;br /&gt;Soruşturma sonuçlandığında yani geri dönüşler sona erdiğinde, cinayet sadece maktulün ailesini (yani kocasını ) değil aynı zamanda büronun tüm çalışanlarının da hayatını etkilemiştir.&amp;nbsp; Genç idealist-plantik aşık-melankolik savcımız ülkenin ücra bir yerine kaçmak zorunda kalır, dibe vurmuş kadim eleman gizli polis tarafından öldürülür; genç kadın amir ise evlenir. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; Bundan sonra, bugüne gelerek kaldığı yerden devam etmek ister ama ana temanın hemen hemen tamamlanmış (en azından soruşturmanın sonuçlanmış olması ) nedeni ile film geçiş sırasında bocalamış ve sarkmış. Sonu ise soruşturma değilse de kafadaki soru işaretlerini de bitiren bir son ile biter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp; Bu sarkma ve bocalama bölümleri dışında, naif hoş bir film olmuş. Oskarlık mı?... Oskar emiceyi ciddiye almadığım için bunun bir önemi yok. &lt;br /&gt;&amp;nbsp; Gelelim gecenin ikincisineee... 2010 yapımı "AYİN" ( The Rite ) isimli güya gerilim filmi. Bildiğiniz üfürükçü hikayesi. Tek farkı, ABD damgalı. Antony Hopkins olmasa hiç çekilmez. İtalyan gazeteciyi oynayan kız güzel. Yani aslında güzel de değil ama... Gecenin o saatinde olan bu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Kvntlujhex4/TbqmRYENrcI/AAAAAAAAARM/c9OSS7X5Rc0/s1600/timthumb.php.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-Kvntlujhex4/TbqmRYENrcI/AAAAAAAAARM/c9OSS7X5Rc0/s320/timthumb.php.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Başroldeki mercimek suratlının ise final sahnesindeki o kararlı(!) görüntüsü bir şeytanı ürkütmek yerine olsa olsa güldürürdü. Kafayı şeytan çıkartma ile bozmuş Vatikanın hali ise içler acısı. Resmen resmi sertifika programı uygulamaya başlamış adamlar. Üfürükçü mü olacan gel, sertifikanı al, git çıkart. "He canım, eleman da zaten sizden sertifika soruyor. Sertifikan yoksa hayatta çıkmıyor." &lt;br /&gt;Çıkmayan şeytanlar, kovulamayan nesfaratu, önce çeşmeyi sonra otel odalarını basan kurbağalar; o değil de güzelim katırın gözlerinden ne istediniz şerefsizler!! Şeytan olsam bunları gererim. Bir katır kılığına girmediği kalmıştı o da oldu. Gariban çocuğu da ısıttırmış namussuzlar.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Antony Hopkins'i filmin sonunda yine Hannibal Lecter havasına sokup bağladılar ya acıdım adama. Kaçıncı filmdir yarabbim, bağlan bağlan dur. Arızaya tak sonra Lecterimsi tirad ve rol kes. Zor iş...&lt;br /&gt;Bu filmi izlemek için para veren ne kadar embesil Amerikalı varsa var ya ben Onların...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/OFZLwsA-Si8/0.jpg" height="266" width="320"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/OFZLwsA-Si8&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.youtube.com/v/OFZLwsA-Si8&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; Filmlerle ilgisi yok ama ben çok severim, bu Cumhuriyetçi şarkısını... Bir Mayıs ta yaklaşıyorken.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6429369372554445287-4335561365442361558?l=halilektem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://halilektem.blogspot.com/feeds/4335561365442361558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6429369372554445287&amp;postID=4335561365442361558&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/4335561365442361558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6429369372554445287/posts/default/4335561365442361558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://halilektem.blogspot.com/2011/04/iki-film-birden.html' title='İKİ FİLM BİRDEN'/><author><name>AVRAM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14344085424060696285</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='23' src='http://4.bp.blogspot.com/-7ousAPndPRc/TmfBuBjuYDI/AAAAAAAAAWY/HwWh8J0qWbo/s220/homeless-man-goes-online.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-AtNGviVBwNU/Tbql_uhA7KI/AAAAAAAAARI/7
