28 Mart 2013 Perşembe

26 Mart 2013 Salı

FOUCAULT'A GÖRE

"... Foucault'ya göre iktidar, bedeni siyasal alanın içine alarak kuşatır, bedene doğrudan müdahalelerde bulunur. Bedenin iktidar ve egemenlik tarafından kuşatılmasının nedeni, bedenin üretim gücünden kaynaklanır. Foucault, bireyin hapishaneye tâbi kılınmasının dört işlevi barındırdığını ifade eder: 
1-İnsanların yaşam zamanları çalışma zamanlarına dönüştürülür 2- Bedenleri işgücü haline getirir  
3-Ekonomik, siyasi ve hukuksal bir iktidar oluşturularak bu iktidar kurumlar içinde işleyebilen bir mikro-iktidar olarak kullanılır ve son olarak da 4- Epistemolojik bir iktidar oluşturulur. 
   Bu yüzdendir; yaşadığımız dünyaya dair verilebilecek en güçlü tepki bedenlerle oluşturulabilir." (Alıntı)


  (Metin aynen alıntılandığından, dil bozuklukları metinden kaynaklanmaktadır.)

8 Mart 2013 Cuma

GÖKDELENİN ÇATISINDAN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN


         

       


Öğleden sonra bir gibi. Pasaport iskelesinde bir banka, yığılırcasına kendimi atmadan önce oldu olanlar. Kısa aralıklarla. Saat: Oniki, öğlen. İşyerinde masanın üstündeki evrakları şöyle bir toplayıp düzene koydum, çıkmadan önce. Canım adana istiyordu. Acele etmezsem, çok sıra bekleyecektim. Hızlı adımlarla kapısının önünden geçmekte olduğum müdürümün ikinci seslenmesinde durdum. İki kez olduğunu o söyledi, farkında değildim. İçeri çağırdı, kapıyı kapattırdı. Sonda söylemesi gerekeni başta söyledi. Kovulmuştum. "İşten çıkarılmıştım" diyerek kibarlaştırılmaya gerek duyulmayacak bir durum. Yaşım, maaşım, yavaş yavaş azalan müşterilerim, yeterli sebep-miş. Ne diye bilirdim ki. İhbar tazminatımı da ödeyeceklermiş mağdur etmemek için. Teşekkür ederim. Öğleden sonra çalışmak istemezsem anlayışla karşılarmış, üzgünmüş, Genel Müdürlüğün tasarrufuymuş. İlk teşekkürü bunun için de kullanabilirdi,  müsrifliğe gerek yoktu. Kahve içelim, teklifini duymamazlıktan geldim, çıktım. Sahile insem... indim. Çay, sigara, deniz, meltem, güneş. sakinlik... İşyerinde geçen o kadar yılın, çarpım tablosundaki karşılığı falan.. ha, bir de ihbar tazminatı. Ehh bir süre idare eder. Biraz dinlenmem lazım. Kafamı da toplarım. Bağırsa mıydım ki? Küfretsem? Masasını dağıtsam? Hepsini şimdi gidip yapsam? Amaaannn. Olayların olması öncesi gerginliğim, olduktan sonra rehavete ve boşvermişliğe bırakır yerini. On katlı binanın çatısından düşüyorsanız, düşersiniz. Başta yapacağınız çabalamayı olduktan sonra devam ettirmenin anlamı yok. 




            Sıcak hava,rüzgârın etkisi ile güneş görmüş buzdağı gibi milim milim eriyordu. Bacaklarımı irkilerek açtım; bir "şey" sürtünüyordu. Siyah bir kedi, epey besili  ve gürbüz. Kuyruğunu dolamaya uğraşıyor, karnını yaslıyordu. Uzandım, sol elimin tersi ile başında gezdirdim parmaklarımı. Saat: Oniki otuzdu; biliyorum çünkü cep telefonum çalmış, açarken saati gözüme ilişmişti. Sevgilim arıyordu. Birazdan eski sevgilim olacak olan sevgilim. Bir süredir yanımdayken sürekli somurtan, uzun süre konuşmayan, sorularıma kısa cevaplar veren, dalıp dalıp giden. Yaptığımız programlara son dakika meşguliyeti çıkıp gelemeyen, sokak ortasında sap gibi bırakan sevgilim. Sorduğumda, genel bir şey, seninle ilgisi yok diye cevap veren sevgilim. Kadınlar "genel durum" dediği anda erkekler başlarına geleceklere hazırlıklı olmalı bence. Açmadan önce ekrandaki isme bakarak bekledim. Bir şey düşündüğümden değil. Öylesine. Açtım. Sesi boğuktu. Daha ben  yarım saat önce olanları anlatmaya başlamadan konuşmaya başladı. Başta söylemesi gerekeni sonda söyledi. Allahtan. Uzamaz- kısalmaz durumum, değişmeyen ve değişmeyecek birlikteliğimiz, amaçsız halimiz, geleceksiz ilişkimiz. Yıpranmış. Bir şeyler kopmuş, hissizleşmiş. En iyisi ayrılmak-mış. Müdür de öyle demişti. Hayır  müdürle ilişkim yok tabii ki, işten ayrıldığımı söyledi. Benim adıma onlar karar vermiş ayrılmama. İyiliğimiz için. Yani şirketin ve benim. Sen de benim adıma karar veriyorsun ya ondan. Bitti mi? Bitmiş. Oysa ben söyleyeceklerin bitti mi anlamında demiştim. İkisi de aynı anlama çıkar diye tartışmadım. Arkadaş kalmak istermiş ama bu benim için iyi olmayabilirmiş. Bir süre görüşmesek doğru olacakmış. Ben toparlandığımda tabii ki beni görmek istermiş. Bana değer veriyormuş, önemliymişim. Mişim, mışım, muşum… Telefon kapandığında, yanımdaki sandalye sarsıldı. Kara kedi boştaki sandalyeye sıçramış, kucağıma doğru hamle yapmak için  kolçağına ön patilerini yerleştirmişti. Tüyleri kuzguni siyah. Parlak. Telefonu aldım elime. Evirdim, çevirdim. Yaşım gereği artık boyumun uzaması tıbben mümkün değil.. Telefonu bırak da yüzüme söyle.. Sıkıyorsa... desem? Boşver.  Yere yapışmama az kalmışken, debelenmeyeyim. 
     Kalktım. İskeleye yürüdüm. Masaların arasından geçerken  insanlar tebessüm ederek  arkama bakıyordu. Başımı çevirip ben de baktım, kara kedi gölgeme sığınmış peşim sıra geliyordu. Gelsin bakalım.   Aklıma kedi maması fiyatları geldi. Yaşı kaç ki? Bir gibi. İri biraz ama… yok, en fazla bir. Fazla masraf çıkarmaz. Yalnızım da, yarım saattir. Oldu mu o kadar? Olmuş. Gişeden geçerken durup bakıyorum. Yok, gitmiş. Vazgeçti. Aaa, gelen yolcu bölümünden geçmiş. Vay uyanık. Yolcu biniş bölümünün  tam karşısındaki boş banka atıyorum kendimi. Kimseyi çekemem şimdi. Bank komşusunu bile. Kollarımı bankın arkasına, kafamı geriye attım. Ayıp olacağını bilmesem bacaklarımı da şöyle iki yana açacağım. Ter damlası, şakağımdan süzülürken yanağımı kaşındırdı. Elimin tersi ile sildim. Bakındım, nerde bu diye. 
    Tam karşıda, betondan bir saksının etrafında tur atıyormuş. Saksının gölgesine uzanmaktan vazgeçip poposunu mankenlere taş çıkarırcasına sallayarak yaklaşmaya başladı bana doğru. Yaklaştı, yaklaştı; yaklaşırken “catwalk”un hakkını vermişti, takdir ettim ve bir sıçrayışta bankın üstüne çıkıverdi. Artık yanımda yayılıyordu. Daha ben ne olduğunu anlayamadan başını bankın sırtlığından indirdiğim  elimin altına soktu. Avucuma sığınmakla yetinmeyip, uzun uzun gerindi. Ben, bankın bir ucuna sıkışmış O, küçücük vücudu ile - gerçi pek de küçük sayılmaz ama- banktan kalan ne varsa yatak yapmış durumdaydık.
       Etraftakiler meraka karışmış gülümseme ile bana ve kediye bakıyordu. Bilinçsizce okşamaya başladım başını, gıdısını. Farkında olmadan gülümsemem yüzüme yayılmıştı ve saat bir olmuştu. Telefonum çaldı. Numaraya baktım. dörtyüz kırk dörtlü bir şeydi. Açtım. Alo dedim. Önce müzik geldi arkadan "Alırvermez Baank" diyen bir kadın sesi. Şuh diyemem. Ama anlamlıydı. Müzik kesildi, yeniden alo, dedim. Bilmem kim beyle mi görüşüyorum? Hayır desem? Evet benim, buyurun. Bankamızdan kullandığınız kredinin son taksidinin ödemesindeki gecikme için aramıştım. Türkçe öğretmenin kim? Efendim? Size demedim, biliyorum. Yarın yatırırım. Falanca bey, üç gün içinde ödeme olmazsa idari takibe düşecek bilginiz olsun, ben yarın için kayıt alıyorum.  Sen bilirsin. Anlayamadım efendim. Ben anladım, teşekkür ederim. İyi günler. Kapattım. 
    Konuşmam bittiğinde kara kediye baktım. Başı kucağımdaydı artık. Bir patisini çoktan bacağımın üstüne atmış, sevgilisinin dizine uzanmış sanki. Okşuyorum, okşarken gözlerimi de yumuyorum; Kara kedi  iyice gevşemiş, mırıltıları avucumda ve parmaklarımda titreşmeyi bırakıp sese dönüşmüş, benim de içim geçmişti. Uyumak üzereydim. Ellerim tüy yumağı dolmuştu; aldırmadım. Bilincim Marsta kaya örnekleri toplamaya başladığı sırada kara kedi sırt üstü döndü. Artık elim karnındaydı. Okşamayı aşmış yoğurmaya başlamıştım. Kırmızı dili, dişlerinin arasından küçük ucunu gösteriyordu. İkimiz de durumumuzu abartmış ve etraftaki insanların bakışlarına aldırmaz olmuştuk ki yanaşan motorun, inen binen insanların  gürültüsünden, gözlerim açıldığı anda kalabalık yüzünden belki; belki kalkacağımı anladığından o da gerinip kalktı. Tüyleri dökülmüştü ceketimin eteğine. Silkindim, elimin tersi ile temizlemeye çalıştım. Yapışmıştı. Ona baktım. Esneyip gerindikten sonra patilerini yalamaya başlamıştı. Banktan kalktım. Bana çevirdi başını ve "maoowww" dedi. Gelir misin? Ciddi misin? Değilmiş. Salına salına indi, iskelenin en kuytu köşesine doğru cinsine has yürüyüşün en güzel örneğini bir kez daha sergileyerek yürümeye başladı. Hadi gel dedim, son bir umut.  Başımla tekneyi gösterdim. Gelse götüreceğim; umursamadı. Maooww diye bir ses daha çıkarıp en kuytu, en serin yere boylu boyunca uzandı.  Saate baktım, bir onbeş. Gözlerimi kıstım, kan beynime çıkmıştı, saçlarımın dipleri yanıyordu. Saat bir onaltıyken ağzım açıldı ve… Şerefsiz! Onca sene ulan, onca sene! Sayemde kaptığın primleri unuttun mu? Kim kazandırdı sana ha, itoğlu it! Hemen yanı başımdaki beyamca sıçradı, üniversite öğrencisi gibi duran kızcağız, zayıf bir ayyy! çığlığı attı. Kıpkırmızı olmuştu yüzüm. Alev fışkırıyordu yanaklarımdan. Utanmadın değil mi, telefonla ayrılmaya. İki sene önce hanımefendi işsiz güçsüz gezerken ağzımın içine bakıyordu seni seviyorum, demem için. Unuttun mu!  Nooldu şimdi, beğenmez mi oldun beni? Allah belanı versin! İskeledeki görevli elindeki halatı bırakıp bana doğru seyirtirken etrafımdakiler açılmış, bana küçük bir meydan yaratmışlardı. Kredi gecikmişmiş, elektrik- su faturası gelmişmiş, umurunda mı?! Banka bu, bekler mi? yat sen daha, yat!  
     Son bir hamle ile elimdeki çantayı fırlattım kara kedinin üstüne. İsabet ettiremedim, yakınına bile gelmemişti. Kafasını kaldırmaya tenezzül etmeden yerinden kalktı, ters döndü, yeniden uzandı. Elime düşersin sen benim! Denk geliriz nasıl olsa! Adamın sağ eli ağzımı kapatmaya çalışıyordu. Son kelimeleri ben bile anlamamıştım Eli, yosun kokuyordu.


5 Mart 2013 Salı

GAITASINI ÇIKARTMAK...





Ey bu memleketin saygıdeğer "Yazar"ları...

Masalara yattınız...

Bikinili pozlar verdiniz...

Erkek kılığına girdiniz...

Kredi kartı reklamında oynadınız...

Gamzeli aşklar yaşadınız...

Anımsamadığım bir dolu "şey" yaptınız...

Ama "Marliyn Monroe" olmak...

Farkında mısınız, bokunu çıkardınız...



Genel merak ve istek üzerine hanım kızımızın web sitesinin adresini veriyorum. Aradığınız şey, sayfanın ortalarında. Tıkla


Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)