9 Ocak 2013 Çarşamba

BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER


  
    Prof. Dr. Faruk Erem: Suçluyu kazıyın, altından insan çıkar, der. Nurdan Beşergil de, bilebildiğimiz ilk cinayet, ikinci suçun (İlki Âdem’le Havva’nın yasaklanan meyveyi yemesidir.) üstünü kazıyarak altındaki insan arayışını, İyi Geceler Öpücüğü’nde esas almıştır. Olaylar çoklu bakış açısı kullanıldığından anlatı boyunca an be an tüm kahramanların gözünden yaşananları izleme olanağı sağlanmıştır. Çoklu bakış açısının kullanılması hikâyeye kaleydoskoptan bakma duygusu yaratmaktadır. Bu da zamanın doğrusal hareketinin kırılmasına sağlamakta ve okuyucuya zamanın akmadığı hissini vermektedir.
     Yazarın önceki roman ve öykülerinde sık başvurduğu aforizma tadında cümlecikler oluşturma üslubunun, “İyi Geceler Öpücüğü”nde keskinleşip dozunda kullandığını söyleyebiliriz. Yine diğer kitaplarından farklı olarak bu cümleciklerin, aynı zamanda bazen öyküyü özetleme bazen sonra gelen bölümü özetleme görevi üstlendiğini de görebiliyoruz.


     “Yüzlerine bakan rakip olduklarını, gölgelerine bakan kardeş olduklarını anlardı. Yorgun oldukları ise her hallerinden belliydi.” Anlatının bu ilk cümleleri, adeta İyi Geceler Öpücüğü’nün yalın bir özeti gibidir.
     İlk cinayetin hikâyesi, adı açıkça verilmese bile ön plandadır. Ancak, bütüne bakıldığında yazarın amacının başlı başına ilk cinayeti anlatmak değildir; O, insan fıtratının peşindedir. Yaradılış ile yazılan, yaşanırken defterdeki harflere dönüşen fıtratın. Hikâye Beşergil için sadece deney laboratuarıdır. Bu da isim, zaman ve mekân kısıtlamasından kurtulmasını sağlar. Habil küçük kardeşe, Kabil abiye dönüşür. Kızkardeşler sadece kızkardeştir. Havva ve Âdem’in anne ve baba olmaktan öteye anlamı kalmamaktadır. Beşergil böylece hikâyenin kısıtlayıcı tarihselliğinden kurtulmuş, anlatının rotasını belirleme olanağına kavuşmuştur. Bu da cinayetin gerçekleşmesi ile bitmesi gereken hikâyenin amaçlanan rotasına oturmasına imkân sağlamıştır.
    Cinayet, tek başına öldürme eylemi değildir Beşergil’e göre. Cinayetten önce dağın zirvesinden kopan küçük bir kayanın adım adım heyelana dönüşmesidir. Kayadaki ilk çatırtıların zihnin derinliklerinde duyulmasıyla, yaşanacak trajedinin ilk satırları yazılmaya başlar. Cinayetin olaylar ile illiyet bağı olmasına gerek de yoktur. O sadece bir sonuçtur. Günlerin, haftaların, ayların ve hatta yıllarının birikiminin bir sonucu. Ve bu birikimin, aynı bulutun yağmur damlalarından oluşması da gerekmez. Kabil’i kazıdığınızda, altından kızkardeşleri çıkar, Adem çıkar, Habil çıkar… TANRI çıkar. Yazarın öldürme anına kadar  ilmek ilmek dokuduğu olaylar zinciri, senfoninin final bölümünde tüm sazların aynı anda üst perdeden çalınması gibi gerilimi zirveye taşır. Ve yine dediği gibi “Aslında hikâye orada biter.” Beşergil’in dili, tüm kitap boyunca melodisine sıkı sıkıya bağlı kalıyor. Şiirselliğini de bu melodisinden alıyor. Anlatının ilk final bölümü başladığında, yani Kabil’in sunak alanına yolculuğundaysa zirveye ulaşıyor.
Her yazınsal yapıt, gerçekle kedinin yün yumağı ile oynayışı gibi bir ilişki içindedir.- Semih Gümüş/ İhsan Oktay Anar’ın romanına açılan kapılar ( Notos Ede. Der. Sayı:30)
    Beşergil de tam bu noktada okuyucuyu sarsarak hikâyenin artık yazarın serbest düşüşünde olduğunu söyler. Yazar okuyucu ile anlatının arasına girerek, başından beri kahramanlarına teslim ettiği dümeni eline almıştır. Bunu yapmak zorundadır çünkü Suçluların dünyası suçla beslenir ama yazınsal yaratının ortaya çıkardıklarının “suç” olarak okunmasını istemez roman. (Semih Gümüş. -a.g.e.) Düş gören Beşergil, gördüğü düşte bir katman daha aşağıya inmeye hazırlanmaktadır ve okuyucusunu uyarmaktadır: Gerçeğin kurgusu kurmacanın kurgusunun yüzünü kızartacak kadar karmaşık olmasaydı, hayatlarımız birbirine eklenen hikâyelere benzeseydi, burası bu hikâyenin bittiği yer olurdu. Çünkü kimin kazanıp kimin kaybettiği aslında başka bir hikâyenin konusuydu. (Syf: 78) Beşergil için ölen ya da sağ kalan, (tarihsel) gerçekliğin meselesidir. Üst kurmaca, yazarın aktarmayı hedeflediği alt kurmacanın okuyucuya ulaşmasını sağlayan nakil aracıdır. Serbest çağrışım ve düş görme alanı alt kurmacada gizlidir. Beşergil öldürme eyleminin tamamlanması ile üst kurmacanın birincil görevinin tamamlandığını işte tam bu noktada açıklamaktadır. Artık bundan sonra çizgiler bulanıklaşmakta, kurmacalar iç içe geçmektedir. Düşün nerede başlayıp nerede bittiği belirsizleşir. Artık yazar kendi düş dünyasında yolculuğa çıkmaktadır ve okuyucuya açık davette bulunmaktadır.
     Kabil, Tanrı’nın sevdiği değildir; olsaydı zaten bu yarışı kaybetmezdi. Tam da bu tercih edilmemişliğine dayanarak, Kabil öldürme eylemini gerçekleştirmektedir. İnsan Kabil, hayatta olmakla o kadar meşguldür ki hayatta olmanın bir sorumluluk olduğunu aklına bile getirmemektedir. (syf: 27) Tercih eden, kayıran, ödüllendiren bir Tanrı. Bu noktada Beşergil’in İyi Geceler Öpücüğü, Saramago’nun Kabil-ine yaklaşmaktadır ve fakat yine tam noktadan sonra iki kitap birbirinden alabildiğine uzaklaşır, bambaşka mecralarda akmaya başlar. Saramago’nun hesabı, “Kilisenin Tanrısı” iledir. Nihai hesaplaşmasında Kabil Saramago’nun kılıcıdır. Nitekim sonunda göklerde kıyasıya kavgaya tutuşur Tanrı ile Kabil. Oysa Beşergil’in hesaplaşması Tanrı ile olmadığından bambaşka bir mücadeleyi öne çıkarır:  İyi Geceler Öpücüğü’nde yaşam, eril merkezlidir. Kadın için iki yol bulunmaktadır. Ya büyük kızkardeş gibi kadere (toplumsal dayatmaya) boyun eğilecek, ses çıkarılmayacak; hatta annenin koruyuculuğu aranacak ya da küçük kızkardeş gibi toplumun tedirgin bakışlarına karşı dik durulup tek kişilik topluluğunu yaratacaktır. Araştıran, sorgulayan, kabul ve redleri olan bireyin, toplum içinde ya da dışında tek başınalığını temsil eder, küçük kızkardeş. Yarışmanın yapılacak olması onun da kaderini etkileyecektir ama o, kendi bildiği yolda ve duygularına göre yarışmaya müdahil olur. Toplumsal düzene bir biçimde karşı durur. Kabil ve Habil’in duruşları da benzer bir yapı sergiler. Habil kendisine biçilen rolü üstüne uyan bir elbise, Tanrısal giysi gibi kabul ederken, Kabil olası sonuçları ve yarışma biçimini kendince sorgularken, duygularını kefenin gözüne dâhil etmekten çekinmez. Karar günü geldiğinde artık tercihler kullanılmış, zarlar atılmıştır. Zarları atan Tanrı olduğundan birey sonuçlarını da kabullenmek zorundadır. Çünkü Toplum iradesi (düzeni) için tehlikeli olan, zarların bireyler tarafından atılmasıdır; zarın ne geldiği değil. Bunu Âdem’in kabilesine yaptığı konuşmada görüyoruz. Aslında konuşan Âdem’in ağzından baba yani Tanrı’dır. Ceza, eylem sonucu toplumun dişlilerini kırılıp kırılmadığına bakılarak kesilir. Mutlak düzen, gerekirse insanlar feda edilerek korunmalıdır. Bunun için suçun olmadığı yerde başka bir araç olan delilik devreye girer. İnsan eğer defterdeki kelimelerin yeniden yazılmasına sebep oluyorsa ya suçludur ya da deli. “Babamız delilik denen bir illetten söz ederdi. Her türlü zıtlığı varoluşunda barındırabilen, en ağır yüklere katlanabilecek kadar olan insanoğlu, bazen bir kum tanesini kaldıramıyordu. (syf:182) “ Baba figürü, anlatıda toplu aklın yerini almakla kalmıyor Tanrı’nın seslenme aracına, diline dönüşüyor.  Meydanda halkına konuşan artık Âdem değil aynı zamanda Tanrı’dır.
  “Hayatın, işine yarayan her şeyi kullandığını, yaramayanları işine yarayacak şekilde dönüştürdüğünü dönüştüremediklerini de yok ettiğini söylerdi. (syf: 182)”
      Gönülllü ya da zorla.
      İyi Geceler Öpücüğü feda edilenlerin hikâyesidir. Başından sonuna kadar. 
 (2012/ Şubat- Mayıs)

12 yorum:

  1. Nerelerden nerelere götürdün sahiden. Kitabı raftan indirip okuyacağım şimdi yeniden.

    YanıtlaSil
  2. Yazıyı hazırlayalı uzun zaman olmuştu ama elim varıp da bir türlü toparlayamamıştım. İki gündür bi gayret geldi üstüme, sorma.:))

    YanıtlaSil
  3. Alinacaklar listemde olan bir kitapti ama senin bu yazindan sonra daha bir hevesle ve merakla okuyacagim aldigim zaman.
    Bu gayretli halinin bitmemesini umarim :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. oku oku.. bitti diye hayıflanırsın.:)

      Sil
  4. ben de kitabı raftan indirip okuyacağım neredeyse;
    tıkır tıkır ilerleyen, kapsamlı ve açıklayıcı bir kitap eleştirisi olmuş. emek verdiğin ve zahmet ettiğin için teşekkürler. kitap eleştirisi yazanın çok olsun - nurdan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kırmızı ve pembe kalemlerden uzak durduysan ne mutlu bana.. Hâlâ düzeltilmesi gereken bir iki yer var. Devrik cümle azlığına da dikkat çekerim.:P
      Bana değil yazara teşekkür edin. Beşergil'e.

      Sil
  5. Ooo, bekle bekle umudu kestik, nihayet bitirmiş yayınlamış:) Nurdan hanım,cezalı bu, yumuşak davranmayın ya:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bak şu edepsize.. (zaten dün gece birisi tarafından didik didik edildi. düzeltilecek elli tane yer var. Sana sararım görürsün.:P)

      Sil
  6. kim sinirlendirdiyese ona uğra,sinirlerini alsın en yumuşağından:) el kadar çocuğa mı sarcan,ayıp ayıp :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendi el kadar, dili pabuç kadar. Ah Melih Hoca ahh.. o kadar dedim vur kafasına şunun diye ama.. Bu aralar pek dinlemiyor beni.:P

      Sil
  7. Harika bir inceleme olmuş.Ellerine sağlık Avram Ustacım:)

    YanıtlaSil
  8. merhaba ben çaçaron blog ,bloğumun adresi ve içeriği değişti http://neyranca.blogspot.com beklerim...

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)