31 Ağustos 2012 Cuma

DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI

GALAPERA SANAT
SELÇUK BARAN ÖYKÜ ÖDÜLÜ

İstanbul Galatapera Kültür ve Sanat Derneği tarafından yazar Selçuk Baran adına bu yıl ilki gerçekleştirilecek olan bir öykü ödülü düzenlenmektedir.
KATILIM KOŞULLARI
1-Ödül herkese açıktır.
2-Ödüle öykü kitabı bütünlüğü taşıyan, henüz yayımlanmamış yapıtlar katılabileceklerdir.
3-Ödülün para karşılığı yoktur, ödüle değer bulunan yapıt, Kırmızı Kedi yayınevi tarafından yayımlanacaktır.
4-Ödüle katılan yapıtların 6’şar adet olarak, yazarın özgeçmişi ve iletişim bilgileriyle birlikte ‘Galapera Sanat. Tünel.Ensiz sokak.Şeref apt. No :4 –kat 2.Beyoğlu.İstanbul’ adresine  gönderilmesi gerekmektedir.
5-Ödüle son katılma tarihi 9 kasım 2012 ‘dir.
6-Ödüle değer bulunan yapıt 20 ocak 2013 tarihinden sonra açıklanacaktır.
7-Ödüle gönderilen yapıtlar iade edilmez.
SELÇUK BARAN ÖYKÜ ÖDÜLÜ SEÇİCİ KURULU
Selim İleri
Sezer Ateş Ayvaz
İlknur Özdemir
Mehmet Zaman Saçlıoğlu
Turhan Günay

Galapera Sanat Selçuk Baran Öykü Ödülü’ne destek veren, Kırmızı Kedi Yayınevi, Cumhuriyet Gazetesi,Radikal Gazetesi,Taraf gazetesine , Yapı Kredi Kültür ve Sanat yayınlarına ve Füsun Çetinel’e teşekkür ederiz.


    Bakalım kimlerin "yastıkaltı dosyaSı" varmış ve tozunu alıp havalandırılmasının zamanı gelmiş... 
(Vladimir sen hariç, kitabın basılıyor senin. Hakkını kaybettin.:P)

   Kırmızı Kedi, yayın dünyasına gireli uzun zaman olmadı ama bir girdiler, pîr girdiler. Özellikle Genel Yayın Yönetmenliğine İlknur Özdemir getirildiğinden beri,  hızlı transfer politikasının yanında 2012 yılının tiraj ve ses getiren kitaplarını bastılar. (Wikileaks, Samirzdat gibi) Edebiyat alanındaki transferlerinden birisi de Jale Sancak. 'Galepera' da onun öncülüğünde ilginç işler yapıyor İstanbul'da. Benim Kedikitabevi üzerinden yapmayı düşündüğüm "Fanzin" hayalimi gerçekleştirmiş olmaları ise başka bir tebrik hak eden çaba.

24 Ağustos 2012 Cuma

DÖNEN DÖNENE

   Dönüyorlar ey okur! bayram bitti ya, seyran zaten kalmamıştı; onlar artık geri geliyor. Sırrakalem, kaç gün kalacağım belli olmaz, garajda arabadan iner, dönüş otobüsüne bile binebilirim dediği tatilinden üç gün sonra hostes koltuğunda geri geldi. Geldi ama ne geldi; ders saatileri birbirine girdi, misafirleri kapıda kaldı, sınıf derslikte değil kafeteryada toplandı. Neden? başlama saatlerini karıştırdı da ondan. Aslında fiksledi. Altıda da başlasa, dörtte de başlasa onun için fark etmedi, beşte başlattı. Olan bana oldu tabii, kimseye değil. İnşallah yarın tutturacak. 
    Bir aydır kayıp olan SBR (rivayete göre, venedikte bindiği gondolun sürücüsüne kaçmıştı) kendini yorumlarda belli etti; sıkı durun yakında İtalyan modası, Roma dondurması konulu yazılara gark olacaksınız. 
    Yine aylar süren tatillerini bitiren blogcular, facebookcular kendilerini er meydanlarına attı. Örneğin mesela, Pandora- Mavinin Güncesi, Nehirİda, Karoshi...
     Bir de Amalth görünür gibi oldu amma onun naapcağı belli olmaz. Katmanduda 1.90, omzu geniş var denilirse gidebilir, geri gelir mi bilmiyorum.
    Unutmadan, twitterda ortalığı kasıp kavuranlar var. Biri nöbet dakikası sayıyor, öteki tatilimi uzattım hahaytt derken ertesi gün " nazar edenin dötüne nazar boncuğu monte olsun inşallah" diye saydırıyor.  Bunları doğrudan Allah (c.c) ye havale ettim. Gerçi o da haftasonu ve bayramlarda havale kabul etmiyormuş ama kayda alınmıştır umarım.

   
                                Dönen dönene ey ahali. Kaldırımdan yürüyün. Alimallah ezilirsiniz

14 Ağustos 2012 Salı

MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR



      Akın Aydınlı'nın beş yılı aşkın çabaları sonunda sonuçlandı ve Maroon, web dünyasında yelken basmaya başladı. Denizde kervanı düzmek zor iştir; velakin şu kadar zamandır şu kadar işi şu kadar kişisiz (tek başına) yapan adama dur, naapıyorsun, deli misin denilmez. Öncelikle saygı duyulur, sonra elden geldiğince destek olunur. Bundan sonra bazı önemli bulduğum, Maroon'da yer almasını önemsediğim yazılarım önce orada yayınlanacak. Bu arada, çaktırmadan bazı bloggerların yazılarını da paslamıyor değilim; yani sizi de ünlü yapıcam; teker, teker, sıraya girin lütfen. Ben de merak etmiştim nerden esti bu "Maroon" adı diye sebebi aşağıda efendim, merak eden okusun merak etmeyen sağdaki o koca yazıya tıklasın, siteye göz atsın. Arkadaşım diye demiyorum, benden efendi ve terbiyelidir. Hani siz de katkı koymak isterseniz itiraz(ımız) olmaz.



Maroon, içinde vişne çürüğü ve bordoyu da barındıran renk dağılımına verilen isimdir. Zengin, derin ve koyu kırmızıdır.

   Etimolojik olarak İspanyolca 'Cimarron' [kaçak, firari] kelimesinden türemiştir.16. Yüzyılın başlarından itibaren Karayipler olarak adlandırılan Kuzey ve Güney Amerika kıtaları arasında kalan adalarda (7000 ada ve adacık) İspanyol ve Portekizli sömürgeciler tarafından yürütülen köle edinme faaliyetlerinden kaçıp iç kısımlara veya dağlık kesimlere yerleşmiş, buralarda köyler ve topluluklar kurmuş olan siyahlar bu kelimenin kökenini oluştururlar. 
  Kaçak veya sonradan yamyam, vahşi, ilkel olarak nitelendirilen ve resmedilen fakat sadece köle olarak yaşamak istemeyen bu siyahlar (maroons) orman içlerinde ve yükseklerde özgürce bir arada yaşamayı seçmişler, yeri geldiğinde sömürgeci beyazların saldırılarına karşı cesurca savaşmışlar, yaşamayı başarmışlar ve bir anlamda maroon köylerinde inzivaya çekilmişlerdir. Burada kelimenin diğer dillerdeki bir başka anlamı daha ortaya çıkmaktadır: İnzivaya çekilmek, dünya ile bağını koparmak...

Peki Neden Maroon?
Sanatsal üretimin ve şehir yaşantısının zorlukları, gözümüzde bu renk ile özdeşleşti. Bu rengin, üretim süreci içerisinde bulunan sanatçının yaşadığı içsel veya çevresel zorluk ve sancıları, hatta onu takip etmeye çalışan izleyicinin yaşadığı zorlukları temsil ettiğini düşündük. Tasarım olarak olsa dahi Maroon bunu anlamalı, paylaşmalı, destek vermeli ve üzerine düşen emeği onu zamanla tanıyacak olan okuyucularına yansıtmalıydı.

Maroon Ne Yapacak?
Maroon şunu yapacak: Dil, din, ırk, cinsiyet, coğrafya ayırt etmeksizin şehirlerin, kültürlerin ve bunların yansıması olan sanatın ortak aklı olacak.
Buradaki "ortak akıl" ile kasıt şu:
- Sonlanmayacak bir proje niteliğinde olan Maroon, öncelikle takip edecek, biriktirecek,
- Portreler, tanıtımlar, yeri geldiğinde söyleşiler ile ön bilgisini ve arka planını sunacak,
- Zamanla oluşturacağı birikimi linkler ve hatırlatmalar sayesinde bütüncül kılacak, kullanışlı arama aracı sayesinde kolay ulaşılmasını sağlayacak,
- Ortak noktaları toplum içinde veya toplum yüzünden "sorun yaşamak" olan konu başlıklarını dosya olarak incelemeye, takip etmeye devam edecek,
- Edindiği iş ortakları sayesinde sanatsal ve kültürel üretime fiziksel olarak ulaşılmasını sağlayacak, buna aracı olacak:
  • Örnek verecek olursak; Maroon'un bir takipçisi, bir şehre yolculuk edebilmenin, orada konaklayabilmenin, oranın yemeğini yiyebilmenin, yolda okumak için kitabını, izleyebilmek veya dinleyebilmek için materyalini edinebilmenin yollarını görecek, etkinlik mekanının nerede olduğunu öğrenebilecek, düşüncelerini ve izlenimlerini paylaşmak istediğinde Maroon üzerinde edineceği kişisel blogu vasıtasıyla bunları yansıtabilecek.
Rehber olduğu kadar, danışman olmayı da amaçlayan Maroon, uyguladığı test yayını süresince gözlemlediği gibi, bilgiye ulaşılması kolay, esnek, hafif ve performanslı yapısıyla, sayfaları hızla çevrilebilen bir dergi niteliğinde olacak.
Eksiklikleri elbette olacak... Dünyanın kültür birikimi ve yaşantısı düşünüldüğünde Maroon her zaman eksik kalacak. Ama zorunlu birlikteliklerden (iş yaşamı, barınma, ulaşım v.b.) kaçıp ulaşabileceğimiz birer "maroon köyü" olan sanatsal etkinlikleri, mekanları, kitapları, filmleri, hatta beldeleri durmaksızın sizlerle paylaşacak. 

     Ve Maroon başlasın...

Akın Aydınlı
Kurucu Editör
akin@maroon.com.tr

8 Ağustos 2012 Çarşamba

CİCİLERİ SEVELİM, KORUYALIM


Bazıları gibi, aseton ve etil alkol yüklü, akan kokan bir takım boyalı, cilalı ürünler sergilemeyeceğim. Benim cicilerim öyle fiyakalı falan görünmez gözlere. Hele bu memlekette. Albenisi içindedir, kokusu samana yakındır ama afrodizyak etkisi yapar, tadının ne olacağını bilemezsiniz; bazen sabahlara kadar uykusuz kalmanıza sebep olur, bazen bir kaç saat içinde elinizde fırlatırsınız. Ya henüz o tada hazır değilsinizdir ya da gerçekten tadsız tuzsuz bir şeydir. Ama seyretmeye doyamazsınız.

           Büyük bir kısmı, Can Yayınlarının geleneksel depodakileri eritme kampanyasından. Kampanya kapsamında olmayanları zaten renk, kapak, boyutlarından teşhis etmeniz zor değil. Cüzdan fazla şişkin olmayınca ganimet de biraz yoksul kaldı ama merak etmeyin; raflarında gayet mutlu ve gayet huzurlu bir şekilde beni bekliyorlar. Tabii, Sırrakalem bir anda ortaya çıkıp " Bende daha güvende olurlar, koruma altına alıyorum." diye nineyi ham yapmış kurt kıvamında dolanmazsa ortalıkta.
  
OKUNANLAR:
   Nihan Taşdemir- Yağmur Başlamıştı: Fena değil, laf ebeliğine kaçmadan, derdini en kısa yoldan anlatan, ekonomik bir roman. 
    Jurek Becker- Yalancı Jakob: Soykırım üzerine, yürek dağlayan bir kitap. Çevirisi iyi, 1996 baskı benim okuduğum ama bildiğim kadarı ile Ayrıntı Yayınlarında bulunabiliyor. 
    Komi ve Kemikler- Gönül Çolak: İki senedir, İzmir Kitap Fuarında Kırmızı yayınlarının, beş liralık standında yer alan, 2008- Haldun Taner, 2009- Yunus Nadi Öykü ödüllü genç bir yazarın ilk kitabı. Kırmızı Yayınlarına bildiğiniz küfürleri edebilirsiniz. bu kadar mı insan, yazarına ve kitabına ilgisiz kalabilir. Ne baskı kalitesi, ne kapak çalışması kitabın seviyesine yaklaşmıyor.            
     Newyork Üçlemesi- Paul Auster: Üçlemenin ilki tamam, ikinci ııhh üçüncüyü bitiremedim bile. "Görünmeyen"i okuduğum zaman neden daha önce ilgilenmedim ki demiştim; iyi ki ilgilenmemişim. 
        Haliçli Köprü- Sevgi Özdamar:   Başlamışken elde olmayan sebeplerle yarım kaldı. Baştan başlamam lazım.
        Başka Alemler ve Diğer Hikayeler- Murat Gülsoy: Yeterince kitabına vâkıf olduğumu düşünerek yazıyorum: "Boğaziçi Üçlüsü"nün (Ayfer Tunç- Yekta Kopan- Murat Gülsoy) en zayıf halkası. Teknik bilgisine, metinlerarası ilişki kurma becerisine, kalem erbablığına sözüm yok; ama o kadar. Biten onca öykü arasında, bunu neden yazdın ki sen şimdi sorusunu yazara sormadığım, bir çuval inciri berbat etmiş demediğim öykü sayısı çok az.  
Balkan Blues- Petros Markaris- Bulabilirseniz alın, okuyun. Özellikle ilk öyküsü tipik Akdenizli fırlamalığının göstergesi. Yunanistan'ın Behzat Ç. sinin yazarı, Theo Angelopulos'un bir çok filminin senaristi. Heybeliada doğumlu. 

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)