21 Eylül 2012 Cuma

BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK

      Tedirgindi. Sert omuz darbesi ile irkilmiş, pardon kelimesini duymadığından iki adım yana sıçramıştı. Sıcak havaya, şakır şakır terlemesine rağmen montunu çıkartmıyordu. Dün akşam sevgilisini beklerken ilk kez  uğradığı kafede, hazır, kahve ücretine eklenen fal  parasını vermişken (aklı sıra) biraz eğlenmek için  kahve falı baktırmıştı. Falcı kadının ikibin yıl öncesinden fırlayıp gelmiş hali yetmezmiş gibi hakkında bildikleri şaşkına çevirmişti. Hele o en son sarf ettiği,  yarın çok kötü şeyler olacak dikkatli ol cümlesi kulaklarında çınlıyordu. Nasıl? Sorusuna, kötü şeyler lafından başka cevap da alamamıştı. Yağmur yağabilirdi. Önemli bir iş görüşmesine gideceğinden ıslanmak, çamura bulanmak felaketten beterdi. Sabah işe geç kalabilirdi; korkudan arabasının deposunu geceden  doldurmuştu. Üstüne üstlük, her zamanki saatten tam iki saat erken çıkmıştı. Trafik olabilirdi yolda ya da arabası arızalanabilirdi. Telefonunu dolu olmasına rağmen  şarja takmış, elbiselerini akşamdan hazırlamıştı. Annesini telefonla aramış, her şeyin yolunda olduğunu öğrenmesi, neden iki haftadır aramadığı konusunda fırça yemesine sebep olmuştu. Ama olsun, kötü şeyin önüne geçmişse sorun edilecek bir şey değildi. Faturalarını tek tek kontrol etmekle kalmamış bir de müşteri hizmetlerini arayarak teyid ettirmişti ödendiklerini. Bütün geceyi olabilecek kötü şeyleri düşünmekle geçirmiş, günlük faaliyet raporunu tek tek sıralamış, raporu çıkarması uzun sürmüş, uyku saatini kaçırdığını görünce önce uyku hapı alıp hemen uyumak istemiş sonra bundan da vazgeçmiş sabaha kadar oturmuştu. Bir türlü kurtulamıyordu kötü şeyin ne olduğunu düşünmekten. Oysa kahve falının içinde tüm gördüğü - falcı kadın fincanı burnuna kadar sokmuştu o da görebilsin diye, sadece koyu kahverengi büyükçe ve şekilsiz bir lekeydi. Meydandan geçerken hiçbir zaman kullanmadığı yaya geçidini kullanmış, ışıklara riayet etmiş, saçak altından yürümemiş, kuşların yoğun olduğu yerlerden de uzak durmuştu. Diego Garcia'nın batıl inancı olduğu söylenemezdi ama evden çıkarken ne olur ne olmaz diye Ave Maria duasını tam üç kez 'Dua kitabı'ndan okumuştu; ezbere bilmiyordu. Günün bu saatine kadar bir tuhaflıkla karşılaşmamış olmasının, yüzü buruşuk elleri kirli o falcı kadını haksız çıkarmaya yeterli olup olmadığına emin olamıyordu. 
   Telefonu titremeye başladığı sırada, falcı kadının yüzünü aklına getirmeye çalışıyordu. Belki de atladığı bir ifade, bir mimik o kötü şeyin ne olduğunu anlamasına yardımcı olabilirdi. Cihazı eline aldı, tam açacakken birden irkildi. Cep telefonlarının kanserojen etkisi vardı. Sabah, ambalajında iki yıldır duran kulaklığını çıkarıp alelacele çantasına tıkıştırdığını hatırladı. Telefon üçüncü çalışında kulaklığı kulağının içine yerleştirmiş, telefona bağlamıştı bile. Açtı. Konuşmaya başladı. Kimseye çarpmamak, kuşların pislemesine izin vermemek, tarihi binalardan düşebilecek tuğla ya da mermerlere hedef olmamak için yolu ortaladı. Uzun bir konuşma olacaktı,  arayan bölge müdürüydü; bu sabah uçağı arızalandığı için şehre dönememiş, iş toplantısına Diego Garcia'yı tek başına göndermek zorunda kalmıştı. Ne yapıp ne yapmaması gerektiğini obsesif bir açlıkla anlatmaya başladı. Diego sadece yolun değil yolun ortasındaki rayların da ortasında yürüyordu.

     Polis memuru Juan, caddenin ortasında boylu boyunca yatan cesedin üzerine gazete örtmüş, sigara yakmış, saatine bakıp savcının gecikmesine söylenmek üzereydi ki fren sesini duydu.   Savcı gelmişti.  Araçtan inip çabuk adımlarla cesedin yanına gitti. Gazeteyi kaldırıp baktı, yüzünü buruşturdu. Nasıl olmuş? diye sordu memur Juan'a.
       -  Vatmanın söylediğine göre, çanın ipi kopmuş uyarmak için asıldığında. Hemen fren yapmış ama frende de sorun çıkmış. Anlaşılan telefonla konuşuyormuş, kulaklık yüzünden duymamış, vatman adamın birden durduğunu söylüyor. Son sürat çarpmış tramvay. Çevredeki insanlar da doğruladı ifadeyi. Arkası dönük olduğu için fark etmemiş; galiba insanların tepkisi yüzünden şaşırıp durmuş.
           - Kaza yani...
           - Yani...
Savcı, kravatını gevşetti. Hava sıcaktı, saat öğleni geçmişti ve canı fena halde kahve istiyordu. Polis memuruna baktı. - Siz raporu hazırlar yollarsınız. Görgü tanıklarının ifadesini almayı da unutmayın. Adli Tıbba götürebilirsiniz maktulü dedi. Acelesi vardı, gözüne "Kesin sonuçlu kahve falı bakılır" yazılı ilan olan bir yer ilişmişti. Tüm amacı kahve içmekti. Fal bakan yaşlı bir kadına katlanması gerekiyorsa katlanırdı. 

15 yorum:

  1. Efenim çok saygıyla selamlayarak öyküyü keyifle ve bir çırpıda okuduğumu ifade etmek isterim:):) Yalnız yazı başlığı ile ilgili bir maruzatım olcekti de..Allah cezanı vercek :):) Bu gün kötü bişey olmasın yahuu..Bir sürü işim var!!!!!!
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tramvay yolunun ortasından yürüme.:P

      Sil
  2. Heyy cok guzel bir hikaye bu usta.

    YanıtlaSil
  3. Güzelmiş...Ellerinize sağlık efendim,fazlasıyla beğendim...

    çay ve simit

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yaaa havalar soğuyunca, ağustos böcekleri ortaya çıkar oldu.:) Hoşgeldin Bodrum hakimi.:P

      Sil
    2. kötüüüü :))))
      Hoşbuldum, gel bir dava ele alalım seninle :))

      Sil
  4. eyvahlar olsun diyesim geldi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sana nooluyor, işten eve evden işe.:P

      Sil
  5. Azıcık pürüzlü ama fena değil öykü :p

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayrıca onbeş dakikada yazılıp düzeltilmiş bir metin. olacak o kadar pürüz.:P

      Sil
    2. yeap, belliydi acele ettiğin :p

      Sil
  6. Canım nasıl da kahve istemişti... Vazgeçtim :)

    Çook güzel, yüreğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yahu yazdığımı bile unuttuğum bir metindi. Asıl ben teşekkür ederim, hatırlattığınız için. Elden geçmesi lazım.:)

      Sil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)