15 Nisan 2012 Pazar

TAAMMÜDE TEŞEBBÜS ETMEYE BEŞ KALA


    Her gün gidip gidip aklınızı alacak, canınızdan bezdirecek, ortalığı birbirine katacak, mızmızlanacak, dırdırlanacak, çemkirecek değilim, telaşlanmayın… program gereği; gitmek zorunluydu, Murat Gülsoy vardı, Sırrakalem gitmezsek (benden) boşanacağını taa başından söylemişti; üstelik bir müttefiki de vardı: Selda.. Siz  tanımazsınız, bi’ siz eksik kalın lütfen.
     Bu sefer, havaya karşı delikanlılık dozajımı arttırıp arabayı da almadım, tren ve metro aktarmalı gidecektik. Öğlen ikideki söyleşiyi az daha kaçıracak olmamıza sebep olacağını nerden bilebilirdim ki bu kararın? (İzmir insanını aktarma manyağı yapan belediyemizin de katkısını küçümsemiyorum.)  Sırrakalem tren istasyonuna geldiği otobüsten, inmesi gereken durakta ineceğine havalara bakar, ben dışarıda zıp zıp zıplayarak SIRRAAAA diye bağırınırken, geçti gitti otobüs. Neyse ki son anda gördüğünden ilk durakta indi ama bu arada bir tren kaçırmış olduk. Yeter mi bu? Yetmez tabii. Bendenizin ayakta uyuma sınırlarında gezmesi sebebi ile bu sefer de trenden ineceğimiz aktarma istasyonunu pas geçtik. Neyse ki Alsancak garında inip Basmane otobüslerine aktardık kendimizi. Selda cepten arar, Sırrakalem telefonu kapatmak için dürter, güneş bi açar bi kapanırken aktarılmayacağımız durakta inip  fuara daldık ama zaman da kalmadığı için bu gariban sakat ayağım ile tırısa kalkıp zor bela yetişebildik söyleşiye. Önlere kurulduk; Selda uyanık ya ön sıralara saldırdı, yedi yaşındaki kızı Bilge yer buldu o ayakta kaldı, ben de kıs kıs güldüm.  Biz üçüncü sıraya yerleşmiştik de ondan. Adamın içine mi giricem, dinleyceğim ki ne kadar akıllıca bir karar verdiğim on dakika sonra anlaşıldı. Murat Gülsoy bildiğiniz Murat Gülsoy işte. Bilmiyorsanız fotoğraflara bakabilirsiniz. O bi saat konuştu, ben kırkbeş dakika uyudum; uykumun arasında sesi geldi kitapta yazdığım gibi deyip duruyordu, gördüğünüz gibi bir şey kaçırmamış oldum. ( anladınız mı uyanıklığımın faydalarını)
        Söyleşi bitip de (ben ne güzel uyuyordum oysa) ikinci  kitap ve yayınevi reyonları arasındaki turumuz sırasında yine tüm  engelleme çabama rağmen üç torba kitap aldık. Üç torba olması önemli, zira torbalar güzel. Böylece iki elde de güzel güzel torbalar salınıyordu dönüş yolu boyunca. Murat Gülsoy’un imza töreninin başladığını gördük Can Yayınlarının standında, yanaştık tabii. Ben evdekileri getirmiştim yanımda cimriliğimden değil kardeşim, evdekileri imzalatalım yenisini nasıl olsa seneye alırım. Sırrakalem kitapları getirmeyi unuttuğu için kendisine ceza verip 602. geceyi aldı. Güya mesleki kitap-mış. Bahaneye bak! Sanki mesleki olmasa almayacaktı... Ama asıl olay imza sırasındayken oldu. Geçen yıl Selda ile birlikteyken tanıştığımız ve deli olduğuna yine birlikte kanaat getirdiğimiz Edebiyatçı Kahvesinin delisi    Cumali  (gerçek adıdır) sıranın en önünde saf tutmamış mı! Kitabını imzalatan gidiyorken sıra Cumali’ye geldiğinde o sıra yürümez oldu. Cumali sabah yaptığı kahvaltıdan bir başladı, yazdığı ve 145. sayfasına geldiği romanından, Murat Gülsoy için sokaklarda koşturarak söyleşiye geldiğinden çıktı. Cumali susmuyor, o susmadıkça benim elim avcum kaşınıyor, gözüm seyiriyor; Murat Gülsoy ya efendiliğinden ya da saflığından oturmuş bu adamı dinliyor ama bir türlü o kitap imzalanmıyor… Cumali gözüme, bankamatik makinasının önünde, ekrana boş boş bakan insanlardan farklı görünmüyordu o anda. Hani vardır ya, ekranda yazanlar sanki Türkçe değil de Suomi dilindeymiş, arkadaş da Eskimo imiş gibi boş boş ekrana bakar; siz yardım etmek istersiniz size kapkaççı muamelesi yapıp ekranı kapatır vücudu ile.. Siz de… o anda.. o salak kafasını arkadan elinizle hızla… İşte tam o anda, sol elim standın üstündeki kitaplara dokunurken avucumun içindeki kalın kütleyi fark ettim. Ehh yarı tuğla, fena değil. Gözucu ile baktım, “ Ayfer Tunç- Yeşil Peri Gecesi”. Günün anlamına da ortama da uygun. Hem Murat Gülsoy’un arkadaşı. Tam terleyen avucum tuğlayı kavrıyordu ki… Murat Gülsoy imzayı attı, kitabını Cumali’ye uzattı. Kurtulmuştu. Elim gevşedi.  Kitap derin bir nefes aldı. Sırrakalem farkında değil tabii, şirin ve mutlu gülümsüyordu. Bana kardeşim, Murat Gülsoy’a değil. Cumali gidince ben kitaplarımı uzattım, adımda çift “M” değil çift “L” olduğunu anlayıp imzalatmak bir zaman aldı ama kızmamak gerek, adam Cumali ile tanıştı az önce kolay değil.
              Sonrasında doldurulan üç torba kitap, ağrıyan bir ayak, bir çift aç mide, susamış gırtlak ve sigara krizimizle kendimizi dışarıya attık, yorgun ama mes’ut bir çift olarak ben sekerek o hoplayıp zıplayarak doğru tren istasyonu ve doğru trenin yolunu tuttuk. İkimizde yorulmuşuz. Çay ısmarladım daha da mutlu oldu hatta arkasından elinden torbalar ile salınarak yürürken fotoğrafını çekmeme bile izin verdi. İki kez çünkü ilkini beğenmemiş… Bi dahaki yazı salıya..      
           
          

12 yorum:

  1. daha az kitap aldım ama daha çok yoruldum bugün. üstelik düz ayakkabı giymeme rağmen... yarın dinlenelim bari, gitmeyelim :P

    fotoğrafa gelince; yorgunluğumu belli ediyor, dökülüyorum :)

    YanıtlaSil
  2. Ben tırı çektim kapının önüne.:P
    Dökülmüş hali bu.:))

    YanıtlaSil
  3. kitap poşetleri harbi güzelmiş :)

    YanıtlaSil
  4. Sen bi de kitap kapaklarını sor Sırrakaleme.:))

    YanıtlaSil
  5. bir şey yapmadım ben ya :)))

    YanıtlaSil
  6. Yaptın diyen yok ki zaten.:))

    YanıtlaSil
  7. taciz ettin kitapları, diyorsun. kapaklarını okşuyormuşum. sevgi gösteriyorum ne var bunda :)

    YanıtlaSil
  8. VAlla benim gördüğüm, senin yaklaştığını fark eden roman ve öyküler, LGS test kitabı kapakları ile kamufle olmaya çalışıyorlardı.:P

    YanıtlaSil
  9. bugun herkes kitap fuarini yazmis ballandira ballandira, icim gitti valla :( sefaniz olsun ;)

    YanıtlaSil
  10. yazık sana :))

    çay ve simit

    YanıtlaSil
  11. A-H: Benim yazdığım yazıda,kitap fuarı mı var? Ben bi cumali'yi bi de Sırrakalem'i yazmıştım oysa.:P

    YanıtlaSil
  12. Bana dimi.. Yazık di mi..Bi sen anladın halimden.:)

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)