30 Aralık 2011 Cuma

LİMAN BEKÇİSİ

   Sigarasının külü uzadıkça sarkmış aşağıya doğru ha düştü ha düşecek;  inatla tutunuyor kor ateşe. Elleri çatlaklarla dolu, derin yarıklar var. Tırnaklar, tırnak olmaktan çıkmışsa da yapışmış köküne bırakmıyor eti. Sakal üç, bilemedin beş gün günlük; beyazla karışık ve seyrek ya, yüzüne yayılmış. Kimbilir kaç yılın yün beresi; kir, toz, yağ, iyot, yosun, balık, deniz karışmış; mevsimlere aldırmadan hep başında. Önünde yığılı ağda gözleri, şaraptan kan çanağı...Soğuk ve rüzgar ve deniz suyu ile şişmiş  elleri, hızlı hızlı havada yer kaplamayan ağın gözeneklerine girip çıkmakta; onarıyor. Ayağının dibinde, kimbilir kaçıncı kez soğumuş,  soğukluğundan mı alışkanlıktan mı bilinmez içinde erişmemiş şekeri ile kan kırmızı çay dolu ince belli bardak,  fondiplenmeyi bekliyor.Sorduğum soruya sabırla vereceği yanıtı bekliyorum  ses  çıkarmadan,  ama hareketlerinin de, birini bile kaçırmadan. Durdu. Bardağı aldı, sarsıntısından korateşe yapışık sanılacak kadar inatçı o külden köprü kıpırdadı bir an, kırıldı ucundan, korateş parladı koptuğu yerde; yere çarpmadan daha havada dağıldı. Ortasından avucu ile kavradığı çayı bir dikişte bitirdi. Yüzünü bana çevirdi. Sertti gözleri. 

    Öyle ustayımdır ki... Hele görmeyeyim dümenini, liman ağzına kırıp haraketlendiğini. Bir kopuş koparım yüzerek, yakalarım. Kıçındaki sandala yapışır, atarım kapağı içeri. Önceden hazırdır her şey.    Gözüm kapalı ölçerim barut hakkını, gemiye bakıp; hangi anbara ne kadar konulacak, hangi köşeye yerleştirilecek... Tırmanırım güverteye, halatların gölgesinde saklanır inerim aşağılara, fıçıları tek tek yerleştirir, fitillerini dip orta anbara kadar uzatırım. Sigaramı yakar, korateşi ile tutuştururum fitilin ucunu. Geldiğim gölgelerin izinden çıkar, güverteden bırakırım suya kendimi. daha ben sahile varmadan, gümbürtüsü yetişir, geçer sahile çıkar kasabaya yayılır. Sade insanlar değil ha! kurdu, kuşu, börtüsü, böceği iki karış  hoplar yerinden. Bebeler ağlar, kadınlar çocuk düşürür, ihtiyarlar yasinlerine sarılır.   
  Neden dersin de mi? De, de... Derin su karanlıktır; yutar her şeyi. Umudun uzakların kime ne yararı var? Kime ne yararı olmuş? Kimse çıkamaz bu limandan! Çıkamaz!

ARALIK 2011 

29 Aralık 2011 Perşembe

KISA KISA...

FESTUS OKEY

   Bir zamanlar, "Bay Hiçkimse" diye anmıştım dava dosyasını.tıkla   Mahkeme heyeti, nüfus kayıt örneğini Nijerya'dan sormaya kalkışmıştı. Sonucu ne oldu bu sorgu sualin bilmiyorum; karara çıkmış dava:  Sanığın 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına... Hadi şimdi, sayın mahkeme heyeti nüfus kaydını sorup soruşturduğu ailesinin yaşadığı Nijerya'daki köye gidip, annesine okusun kararı: Oğlunuz insanca yaşama umudu ile geldiği ülkemizin karakolunda öldürüldü; öldüren sanığa 4 yıl 2 ay  ceza verdik...

X                            X                             X
     

KATIRCILAR

   Katırcılar filmini anımsayan var mı bilmiyorum ama en son, Hasan Ali Toptaş'ın bir hikayesinde okumuştum. O zamanlar, mayın tarlasına sürülürdü katırlar. Şimdi sürgün bile veremiyor yaşam katır izlerinde; ölüm gökten yağıyor. Katırlar hariç 20 insan. Araştırıyorlar-mış. Termalleri insan ısısına benzetememiş gördüğü kıpırtıları.

X                           X                             X


AYDIN MENDERES

     Babasının başbakanlığını gördü, yargılanmasını izledi; idamına tanıklık etti. Kalan ömrünü, babasından çalınan hayat-mış gibi yaşadı. Babasının kimliği cebindeydi her aldığı nefeste. Zor bir yaşam. İnandığı tanrısına yürüdü bir kaç gün önce. Yaşarken bir türlü göremediği eşleştirmeyi, geride kalanlar gerçekleştirdi. Ölen Aydın-dı, anılan "Adnan" oldu. Onların göstermedikleri saygıyı gösterip susmak gerek. 



18 Aralık 2011 Pazar

HABEMUS PAPAM ( BİZİM BİR PAPAMIZ VAR)



    Katolik Hıristiyan için yaşayacağı en önemli olaylardan birisi nedir? Papalık seçimi mi? Peki ya bu Katolik Hıristiyanımız inançlı, kendisini adamış bir din adamı ve  Kardinalliğe kadar yükselmiş ise? Sistine Kilisesi’nde Papa seçiminde bulunmak mı?  
    İtalyanların fırlama sinemacısı Nanni Moretti, habemus Papam! diye seslenirken aynı anda durun bir dakika diyor. Ne kadar inanmış olursa olsun, ne kadar kararlı olursa olsun, biricik babamız da bir insan ve modern çağlarda yaşıyor; modern toplumda bireyin en büyük sorunu olan depresyondan onu koruyacak olan ne var? Hiçbir şey.. O zaman tam da papa ilan edileceği anda bir sinir krizi geçirirse ne olacak? Şenlik başlayacak. Şaşkınlıktan dilleri tutulmuş kardinaller; inançsız ve kendisini terk eden eşi ile uğraşıp duran bir psikanalist, basını uzak tutmak için çabalayan ve fakat aynı zamanda kardinalleri idare etmeye çalışan bir basın sözcüsü; kendisini arayan, kendine yardımcı olamayıp bir milyar insana yardımcı olması istenen tiyatro düşkünü bir Papa…
   Vatikan’ın kapısından değil girmek, yan sokaktan bile geçmesi yasak olan Freud ve psikanaliz yöntemi, üstelik ön kapıdan elini kolunu sallaya sallaya giriveriyor dinsiz Psikiyatrist kılığında. Elinde feneri eksik kendisini arayan Papamız da aynı anda Roma sokaklarına sığınıyor. Kaldığı otelde karşılaştığı tiyatro kumpanyasını izliyor. Kiliseye gidiyor. Psikiyatristimiz (Nanni Moretti) Kardinallere ders verirken o, Çehov'un Vişne bahçesi oyununu izliyor büyük bir hevesle.
    Finalde, kendini bilen her insanın yapması gerekeni yaptı. Öyle ya, ne demiş Sokrates: Kendini Bil!  
    Nanni Moretti’nin derdi din ile değil aslında. İnançlılara kendi inançsızlığını usturubu ile söylerken modernizmin neresinde olduğunu bilemediğimiz toplum ile kilisenin arkaik yapısını tartışıyor usul usul. Sıra olmuş, ilahi eşliğinde  Papa seçimi için Sistine Kilisesine yürüyen kardinalleri izleyen televizyon kameraları, havada uçan helikopterler, naklen yayın araçları hepsi günümüz toplumunun bir parçası olarak, yüzlerce yıllık  geleneğin hemen yanında, kırmızı hat ile ayrılıyorlar sadece. Kardinallerin, saf ve eksantrik halleri ile taban tabana zıt bir görüntü çiziyor.    Bu yılki Filmekiminde yerini alan “Habemus Papam”,  izlenmeyi hak ediyor.   


    

Yapım:

 -  İtalya 

Tür:

Dram

Süre:

102 dakika

Yönetmen:

Nanni Moretti, 

Oyuncular:

Margherita Buy,  Nanni Moretti,  Michel Piccoli,  Rossana Mortara,  Camillo Milli,  Gianluca Gobbi,  Ulrich Von Dobschütz,  Massimo Dobrovic,  Camilla Ridolfi,  Leonardo Della Bianca,  Manuela Mandracchia,  Roberto Nobile,  Jerzy Stuhr,  Renato Scarpa,  Franco Graziosi,  Dario Cantarelli, 

Senaryo:

Nanni Moretti,  Francesco Piccolo,  Federica Pontremoli, 

Senaryo (Kitap):

 -

Yapımcı:

Nanni Moretti,  Jean Labadie,  Domenico Procacci, 

4 Aralık 2011 Pazar

UNUTKANLIK


      
 

      “Ona daha yakından,  çekinmeden baktım. Pırıl pırıl gözlerini,iş görmemiş ellerini, yaşlı çocuk kafasını, huzurlu ve parlak dudaklarını inceledim. Vicdan azabı çeken bir adama benzemiyordu. Hele soğukkanlılıkla adam öldürecek birine hiç. Ona ne kadar baksam sadece saflık ve dürüstlük görüyordum. Kuşku çekecek bir şey yoktu. Ya da olsa olsa, yüzünde hafif bir titreme ve bakışlarında zaman zaman bir dalgınlık…”   - Alıntı

      Hükümlü nakil aracının, soğuk  sarı lambalı ışığı altında uzaklara dalıp gitmesine sebep olan bir tabloya bakıyormuş gibi gözlerini arkamdaki metal duvar üzerinde takılmıştı. Arada gülümsüyormuşçasına dudak uçları açılıyor, bilekten kelepçeli ellerinin üzerinde parmakları tempo tutuyordu.
      Eğitimin ilk gününde mahkûmlarla göz teması kurmamaya çalışın, demişti Müdür Bey. Oysa Üniversitede iken derslerde sürekli tekrarlanan " Müşteri ile ilk yapmanız gereken, göz teması kurmaktır" bilgisi öyle bir yer etmiş ki kafamda, ister istemez her karşılaştığım insanın doğrudan gözlerine bakıyorum yıllardır. Eski bilgi  yeni bilgiyi fena halde hırpalayıp kavgayı kazanmış, ben de ilk hatamı yapmıştım; Onu incelerken, göz göze gelmiştik. İnsani bağ işte. Anlatmayı unuttum, sıradan bir üniversitenin sıradan satış-pazarlama bölümü mezunuyum. Az maaş- çok mesaili, bol hayal kırıklığı ve bezginlik dolu meslekî iş yaşamım bir gazete ilanı ile son bulmuş, bir dizi sınav-mülakat maratonu sonunda (belki de fizik görüntüme bakılarak) kendimi "infaz koruma memuru" olarak bulmuştum. Maaşı orta karar, sosyal güvenliği tam sakin bir iş. Sakin? En azından o hükümlü nakil aracına binene kadar sakindi. Oryantasyon eğitimi adı altında, aslında yaşayarak da öğrenebileceğimiz bir dolu bilgiyi, cezaevi müdüründen aldıktan sonra koyu lacivert elbiseyi sırtıma giyip, dört duvar arası işime başlamıştım. Kimilerine sıkıcı ve hatta kürek mahkûmluğu gibi gelebilecek bu iş, benim açımdan artık saatlerce yürümek ve insanlara bir şeyler satmaya çalışmaktan kurtulmak demekti.
    "Sigaran var mı?"
    … 
    Dalıp gitmişim, anlamadım sorduğu soruyu. "Benimki çantamda, izin vermediler üstüme almama; yol da uzun..."
     Aynı apartmanda yaşayan kapı komşunuz "muhasebeci İhsan bey" benzeri bu adama sigara paketimi uzatarak ikinci kuralı da ihlal etmiş oldum. "Hükümlülerle birebir ilişki kurmak, kesinlikle yasaktır" demişti, gözlüklerini temizlerken cezaevi müdürü. Dosyasında 'taammüden adam öldürme' den suçundan ceza aldığı yazıyordu. Her çeşit suçtan o kadar çok hükümlü vardı ki; gardiyanlar arasında, yeni gelen hükümlünün kılık kıyafetine, tipine bakarak hangi suçtan cezaevini boyladığına ilişkin bahis düzenlenecek kadar çok. Ve ben, nasıl olup da birisini tasarlayarak öldürebildiğini düşünürken yakaladım kendimi. Yüzü aydınlık 60’ larında gösteren bu sevimli ihtiyar, bir başka cezaevine naklediliyordu ve ben, utanıyordum düşündüklerimden. Gerçek gözümün önündeyken üstelik. Hikâyesini merak ediyor,  neden adam öldürdüğünü, öldürdüğünün bir ‘adam’ mı  kadın mı yoksa çocuk mu olduğunu, tanıyıp tanımadığını sormak istiyor   ama çekiniyordum. Henüz meslek erozyonu başlamamış bir infaz koruma memuruydum ben. Maaş gününü dört gözle bekleyen, her ay kirasını düzenli olarak ödeyen, genç, bekâr bir memur. Utangaçlık ve tedirginlikten ileride kurtulacaktım. Hiç disiplin cezası almamış, tecrit hücresini boylamamış, kimse ile kavgası olmayan, varlığını aynı koğuşta kalıyor olsanız bile en erken bir hafta sonra fark edebileceğiniz bir mahkûmun, neden yüksek güvenlikli bir cezaevine gönderildiğini merak etmek de dâhildi aklımdan geçen sorulacak sorular listesine. Sormadım. Tam susmaya meyilli, içtiği sigaranın dumanını izlerken... yüzü değişmiş miydi yoksa bana mı öyle geliyordu? Gözleri büyümüş, ışıldamıştı sanki. Ağzı da açılmış mıydı? Araç sarsılıyordu galiba. Yalpaladı,  bir tarafına doğru çekiliyormuş gibi eğildi; oturduğumuz yerlerde savrulduk   ikimiz de. Onun tarafına doğru yatmaya başladı araç, fren sesi kesildi; yerimden fırladığımda, ellerim gayri ihtiyarî, tutunacak bir şeyler aranıyordu. Onun üstüne doğru düştüm. Bir an burun buruna geldik, göz akının kırmızı küçük kılcal damarlar ile kaplandığını gördüm. Takla atmaya başladık. Aracın içinde, çamaşır makinesine atılmış kirli çamaşır gibi sağa sola çarpıyordum. Ellerinin belimi tutmaya çalıştığını.. hayır tutmaya çalışmıyordu; belimdeki anahtarlıkları çekiştiriyordu.. Kumaşın kopma sesi geldi belli belirsiz. Durduğumuzda, gözlerim tamamen kapanmadan önce… toprağın ıslaklığını, soğuğu hissettim bedenimde. Yüzüme eğilmişti galiba; yola çıkmada yediğiakşam yemeğinin kokusu karışmış nefesi okşadı yüzümü. Gözleri canlanmış, karanlıkta ışıldıyordu. Belimde kemere bağlı deri kabında duran silahıma uzandı bir el.  silahın kılıftan sıyrılırken çıkarttığı sese kaldırılan horozunun sesi karıştı.   Dudakları kulağıma yaklaştı: "Geceleri uyuyamıyorum. Yapmam gerekenleri, sokaklarda gezen siz gereksiz ve zayıfları düşündükçe"
    Yerimden kalkamıyordum. Gözlüklü ve göbekli müdür bey ne demişti? "Nakil aracına binerken, silahınızı asla yanınızda taşımayın. Ön bölümdeki görevlilere teslim edin." Bu  acemilik değil ihmalkârlıktı.  Sonrası karanlık. 
ARALIK 2011 

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)