27 Kasım 2011 Pazar

SERAMİK SERGİSİ


SERAMİK SANATÇISI DEFNE KÜÇÜK'ÜN SERGİSİ...

 Kedi sevdalısı,  Karşıyakalı, annesinin  bana yaptığı mozaik pastaların baş düşmanı. Benden selam söyleyin gidecek olanlar.

Adres: 
Schneidertempel Sanat Merkezi Bankalar Cd. Felek Sk. No:1 Karaköy Tel- Faks: 0 212 249 01 50
 
Tarih:


8-30 Aralık 2011
Açılış Kokteyli:
8 Aralık 2011: 18:30-20:00


25 Kasım 2011 Cuma

KÖRFEZE AY ÇARPIYOR/4


 
İSKELE
      Karanlığı yararak, duvarlara çarparak, köpekleri hoşştlayarak, kuytu köşelerde durup, araba arkalarında saklanıp yürüyoruz.  Travestiler yol kenarlarında, polis araçları korumalık yapıyor sokak başlarında. Taksicilerin gözü, köhne binalara travestilerin kollarında girip çıkanlarda. Onların, içeride kaybettiklerinin utancından kaçarcasına atılan hızlı adımları izliyorlar, yakalama telaşıyla. Birilerinin günahları, ekmek olup sevaba dönüşecek, günahlar sevaplara karışacak kim günahkâr kim sevabkâr anlaşılamayacak. Sigara kadın satan kayboluyor, geldiği karanlığa ve sokaklara karışıyor. Nereye… diye sesleniyorum. Arkasını dönmeden elini sallıyor sadece. Elveda mı, merhaba mı belli olmayan...

      Vardım. İskelenin önü kalabalık. Gevşemiş mafsallar, büyümüş ruhlar, küçülmüş vicdanlar, ceplere kaldırılmış. Gecenin soğuk yüzü, Aydan yansıyor. Kafamı kaldırıyorum, ışık vuruyor gözüme. Benim bir zamanlar dünyaya düştüğüm yoldan, birisi daha geliyor. Işık huzmesini tutuyorum, ucundan.  Ay büyüyor,  kaçıyor, çekiyorum. Gök sallanıyor, yıldızlar titriyor, körfez çalkalanıyor, dalga olup. Soğuyor yer kabuğu, ayaklarım buz tutmuş üşüyorum.  Deniz kabarıyor, köpürüyor. Dur! diyor, durmuyorum. Çarpıyor.. Deniz soğuk..Karanlık. Tuzlu. Balıklar kaçışıyor. Denizyıldızı geçiyor derinlere doğru. Bir dalga sarılıyor, boynumdan. Gece mavisiymiş. Kucağı sıcak. Başımı dayıyorum. Uyumadan önce sanki bir ses, körfeze Ay çarptı diye bağırıyor. Uyuyorum.
KASIM 2011         

19 Kasım 2011 Cumartesi

KÖRFEZE AY ÇARPIYOR/3


   MASADA 
  Yüzünü yara bere içinde iken izledin mi hiç aynada? Derinliklerine, büyüklüklerine, geçmişine baktın mı? Şef sormuştu. Şefleri severim, istediklerimi masaya getirdikleri sürece. Ne gelmiş önemlidir, nasıl gelmiş değil. Garsonlar, kapılara yaslanıp bekliyor. Sigara, tatsız nöbet arkadaşı dudak arasında. Masalar boş; bomboş değil ama. Ekseriyetle boş. Sis yayılıyor, ekseriyetle boş masalardan. Önce mekâna sonra sokağa; ağırdan. ‘Kezzaplanmış’ insanlar geçidi adeta. Yüzümdeki şark çıbanını okşuyorum. Mezelere bakıyorum tek tek. Çatalı batırıyorum favaya; ezmeyi tabağıma alıyorum patlıcan ile karıştırmak için. Rakı işaret ediyor, bak orada   kalamar var..  Bir kadın geçiyor geniş kalçalı, kolunda sepeti gül satıyor galiba. Yok, sigaracı o, dedi şef.
         Bir servis daha açıldı karşı masada,  rakısı da tamam. Genç mi yaşlı mı yüzünden anlaşılmayan bir adam. Kaldırıyoruz kadehleri; eşref için, şerefe. Aynı anda yaslanıyoruz sandalyenin arkasına, kaykılarak. Rezil rüsva ettiğimiz hayatlarımıza ağlıyoruz, şefin yanağından iki damla süzülüyor; benden gizleyerek siliyor yanağını; sigara dumanı kaçtı gözüme;    
      Yan masada, kapıya yakın, bir adam ile bir kadın. Yüzleri bulutlu, erkeğin koyu, kadının gri.  Konuşma balonları uçuşuyor başlarının üstünde, bir ben anlıyorum ne yazdığını.
Erkek: Yaptıklarımla geldim ben buraya, yoksa yolu bulamazdım.
Kadın: Yapamadıklarım gösterdi yolu, yapabilseydim burada olmazdım.
En eski masanın müdavimi,  tam üçüncü kadehinde,- her zamanki gibi  anlatmaya başlıyor, rakısından büyükçe bir yudum aldıktan sonra.. Siyah beyaz televizyon çocuğu idik biz;  radyonun sayın muhbir vatandaş döneminden kalma, şef devam ediyor; Siyah beyazlardan, renkliye geçerken öğrendik askeri darbeyi.
     Nümayişlerden eylemlere sıçramıştık; güneşi zapt etmek için Devrek’ten yola çıkan maden işçilerine “bin selam!”… Jule Verne’e ihtiyaç duymayan sloganlara sarılmıştık.                                                              
      Oysa Ay’a kadar ya gittik ya da gidemedik. Ay Delikanlısı oldum ben. Dönenlerin arasında yer almadım. Bir kayaya dayadım sırtımı. Ay’ın karanlık yüzünde uzanmış, Dünya’yı izliyorum.  İkinci dubleler de bitti; şişe boşalmıyor bir türlü. Gelen gideni aratmıyor. Aranmıyorum ki. Aynı kadın geçerken bakıyorum, yürümekte kararsız sanki. Duruyor. Üstündeki elbisede yazılar var. Tanıyorum cümleleri ama çıkaramıyorum. Yüzünü bana çevirmeden sen yazdın, diyor. Susuyorum. Gece mavisi bir elbise, derin yırtmaçlı. Saçları gür. Ayağında çizmeler, narçiçeği rengi galiba. Karanlıkta, seçilmiyor. Kalkalım diyor, kalkıyoruz. Birbirimize yaslanarak yürüyoruz. Nereye? Bilmiyor. 

16 Kasım 2011 Çarşamba

KEDİ KİTABEVİ

      Arada sırada (haftada 3 gün falan) takıldığım, haftasonları atölye çalışması yapıp arkasından kapı önü muhabbeti döndürdüğümüz Kedi Kitabevinin blog sayfası  açıldı. Tüm kitapları oradan alıyor olunca çare kalmadı, bir de kitap tanıtım yazısı siparişleri verilmeye başladı 'dokuzsekizlikninja' Ahmet bey  tarafından. (Burası benim sayfam, dilediğim kadar huysuzluk yapabilirim arkasından, kimse karışmasın)  Ahmet bey de mi kim? Kitabevinin sahibi sanıyor kendisini, oysa değil. 
 

                            Neyse, laf uzadı yine.. Blog sayfası açıldı çünkü Aralık ayında pazartesi söyleşileri başlıyor. Moderatör  Melih Ergen. Abi sen konuş yeter ki, konuş işte..dedirten yaşam filozofu.   Suya sabuna, etliye sütlüye dokunmayan 'mıymıy' işlerin memleketi olmaya başlayan cânım şehrimde, du' bi' dakka diyeceğiz. Çok mu iddialı oldu? BİZ BU LİGDE SOL BACAĞIMIZLA ŞAMPİYONLUĞA OYNARIZ!! Alın size daha iddialı bi laf...
 
     


          Çok hatta hiç satmayan KİTAP tanıtımları
                 Bulunamayan kitap siparişleri
        Duyulmasın diye elden gelenin yapıldığı etkinliklerin haberleri
                 Atölye çalışmaları
         İğneli fıçı kıvamında söyleşiler

Bu kadar şeyi kendimize saklayacak değiliz değil mi?  Çabuk, aşağıdaki linki tıklayıp takibe alın...
http://kedikitabevi.blogspot.com/





12 Kasım 2011 Cumartesi

PARALEL DÜZLEM


Zifiri zindan gecede parlayan bir çift siyah fenere
diktim gözlerimi, kaybolmak için..
Sordum: İki paralel düzlem ne zaman kesişir?
Parladı fener, aydınlandı gece
Ve dedi:  Karakedi aralarından geçtiğinde..
sustum..
Haklı..

KASIM' 2011


10 Kasım 2011 Perşembe

KÖRFEZE AY ÇARPIYOR/2


KARŞI KIYI

   Spotlar, neonlar, sarı-kırmızı-yeşil- beyaz birbirine karışmış;  kafeler- insanlara, insanlar- ışıklara, çorbalar-dönerlere, sirkeler-limonlara... Sırtımda ağırlık var, silkiniyorum düşmüyor. Elimi atıyorum, gelmiyor. Durup, direğe sürtünüyorum, kedi gibi.. Düşmüyor.  Yeni değil ki, diyorum; aklıma geliyor hep vardı. Sokağa saldıran notalar, kolumdan paçamdan çekiyor; bir garson ağız dolusu, döke saça kelimeleri çekiştiriyor beni. Önümdeki kalabalığın kuyruğu sanmış. Bırakır birazdan. Kapıcıdan bozma market sahibi, ters ters bakıyor bira isteyen çocuklara. Ben bira içmeyeceğim amca, sigara ver sen bana.   En işlek caddesine giriyorum, mecburen. Oysa ben, yüzüne kezzap atılmış sokak var arada bir yerde, ona gideceğim.  Kısa kollu siyahlar, minilerle sarmaş dolaş. Mekânlar boş, kapı önleri tıklımtıkış.  Hava da soğuk. Ben giyemem bu havada, onlar nasıl giyiyor?   Sokaklar işgal altında. Başrolde değilim, figüranlık yapsam, olmaz mı?   
  Saate baktım, zamanın acelesi yok-muş. Gezdim. Sokakların nefesini dinledim.  Ada gibi burası. İnsanların gelip, boşaldığı, dolumdan önce terk ettiği… Gün ışığında küle dönecek vampirler gibi. Matruşka’nın, hiç benzemez kaçıncı bebeği? Bir kadın, başörtülü; bakışlardan çıplak. Elleri ile göğüslerini kapatıyor. Gözünde siyah bant. Elindeki çocuğu çekiştiriyor, işaret eden parmaklardan kaçabilmek için. Koşar adıma yakın hızda, kendi normaline gidiyor. İntikamını alacak bir gece vakti parmağını sallayarak, sokağından geçmeye kalkan siyah kolsuz tişörtlere, stilettolara, boyalı saçlara, yaşama.  Kaldırımda bir travesti, galiba  bacakları uzun ama ayakları büyük. Yüzünü dönüyor  ağzında sakız, yanağındaki, şark çıbanı gibi. Yaklaşınca jilet parlıyor dudakları arasından. Lüks bir araba duruyor önünde, eğilirken  cama doğru   “siktir lan”, çıkıyor camdan dışarı. “Sen ananı gönder bana”.. Kabak yine kadınların başına patladı.  Sağdaki bardan sokağa “Gilda” eldivenini fırlatıyor, “Put The Plame On Mame”. Yanındaki mekânda, yanık ciğere çatal sallayan anason, “Dil Yarası”ndan dert yanıyor.   İki erkek öpüşüyor karanlık çıkmazda, hemen solda. Başımı çevirdim. Vatan kurtaran aslanlar, babalarından miras, bir türlü bitiremedikleri “onuncu yıl”ı, pelteleşmiş beyinlerinin salgılarına karıştırıyorlar. Kızıyorum; yeniden. Damarlarım çekiştirmeye başladı, hadi hadi diye.. Yüzüne Kezzap Atılmış Sokağa yöneliyorum






   

3 Kasım 2011 Perşembe

KÖRFEZE AY ÇARPIYOR/1


Atölye bitti.. Kapıda sigaramı yaktım. Derin nefes, bir derin nefes daha… Sonra bir daha.. Özledim sigarayı. Tadı dayanılmaz-dı. Bir nefes daha..Kimseye selam sabah vermeden, arkamdan bakakalanlara aldırmadan yürüdüm. İskeleye doğru. 

 YOLDA
  Işıklar uzuyor, farlardan çıkan. Sesler kesilmiyor, kornalara basılı eller. Hava serin, montuma sarıldım. Piyonlar yürüyor sağımda solumda, bazıları etekli bazıları sakallı, bıyıklı. Satranç tahtasının kareleri, renk ve yer değiştiriyor. Vapur soğuk, tekinsiz mekân. Herkes bir köşede, karanlıkta kendini seyrediyor. Seramik bebeklerin yüzleri boya içinde. Ayaklarında isimler, ellerinde isimler, kollarında isimler. Avuçları ile konuşuyor, parmakları boşluklara basıyor. Görünmez oluyor parmaklar hızdan. Kitabın satırları bulanıklaştı, siyah lekeler içinde. Eskiden şiirci vardı, elli kuruşa satardı duygularını, şimdi nerdedir ki?  ‘ Bu gördüğünüz alet’  de yok. Aletler, sabah satılır bir tek demek ki.  Elime kurabiye kırıntısı bulaşmış, sabahtan kalma belki, belki de akşamsefası çayın yanında. Cemil ne yaptı acaba? O da evde başka kurabiye kırıntıları mı aranıyordur şimdi? Bulamaz ki.. Kızacak bana. Mırrlamayacak, döndüğümde, sürtünmeyecek bacaklarıma. Koltuk sallandı, vapur gıcırdadı, yorgun, mafsalları ağaçtan. İndim..
 KASIM 2011

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)