24 Temmuz 2011 Pazar

KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA



    Geç uyandım, bu sabah. Zamanında uyandırmadığı için bir güzel söylendim ‘bana', tek selektöre dönmüş gözümle saate bakıp geç kaldığımı anladığımda. Yataktan doğrulurken,  ‘bana' sordum, dün gece ne oldu?.. Anımsamıyorum. Geceden kalan ne varsa silinip gitmiş belleğimden, göz gözü görmeyen bir karanlık. Tek bildiğim uyuduğum. Yatak, kapanan gözler, sıcak, sağdan sola hoplarcasına bir dönüş.. Sonra soldan sağa… sonra… -sı yok. Ne rüya, ne kâbus, ne sevişmeler ne dövüşmeler ne dram ne melodram. Hiçbir şey.. -ol öncesi, büyük boşluk hali. Aklımda dolanan tek sözcük balık kılçığı gibi takılıyor; geç kaldım. Neye, nereye bilmiyorum. Ama geç kaldım. Kısa fara terfi eden gözlerimle üç günlük sakalımı sıvazlarken banyoda aynanın karşısında, iyice gecikeceğim dedim. Mutfağa yöneldim, kahve suyunu koydum; su ısınırken bilgisayarımı açtım, haberleri okudum. Haberlerde geciken bir şey yoktu, dünün rehaveti sinmiş yazılara. Sinmek ne kelime, bir gün önceden kalma olduğu belli yazılar hâlâ duruyor. Anlaşılan, onlar da geç kalmıştı. 

22 Temmuz 2011 Cuma

BU BİR REKLAMDIR, ALICILARINIZLA OYNAMAYIN.

  Efendim, kitap dediğiniz "şey" aslında arabadan, konuttan farksızdır. Farkı olmadığı için daha çıkmadan reklamını yapar, röportajlar verir, resimler çektirir, hatta kapağına da bu resminizi koyarsınız.
 Bunlar kesmez ise bir kaç paragrafını da sızdırırsınız ki, insanlar meraklansın. Vayy beee ne cümleymiş desin.. Aydın Doğan usulü yayıncılığın   şapkadan tavşan çıkarma numarasıdır bu ve görüldüğü üzere tuttu. Daha basılmayan kitap, 165.000 sipariş almış kitapevlerinden ve dağıtım şirketlerinden. Zaten ilk baskısı için 200.000 rakamı uygun görülmüş. Yapılmamış otomobilin, dikilmemiş binanın satılması gibi satıldı kısacası. Okunmamış kitabı satmak beceridir. Ha yazarını maymun edersiniz, kapağını rezil. Okuyana da vezirlik kalıyor ama.. Üzgünüm siz, sadece ve sadece müşterisiniz... Basbas parayı. İster okuuu ister okuma.
 

14 Temmuz 2011 Perşembe

İDA, LESBOS, RÜZGAR...

 Karaltısının kalınlığı haşmetli. Göz hizanızdan değil sağ ve soldan  beliriyor koyu lacivert-gri  silueti, üstünüze doğru hareket ediyormuşçasına eğiliyor.  Çok yüksek değil belki ama yine de ürkütücü. Tüm kıyıyı kollarının arasına almış.  Yaklaşma, arkam Ege  dedim, tedirgin. Yüzüm İda'ya dönük iken sırtımı dayadığım deniz ve Lesbos olunca güvende mi oluyorum? Leslos dişi; koruyucudur. Kollayıcıdır sularında yıkanan çocuklarına. Vaftiz oldum ben Ege sularında. Tek güvencem.
   Havuzbaşındakilere kayıyor gözüm. Erkeklerin, geometriyi hiçe sayan ama hiçe saydıkları kadar umarsız, rahat halleri. Kadınların mahçup çıplağı, anaçlık ile bulanmış güzellik. Sarksa da, pörsüse de, doğum izleri, selülitlerine karışsa da güzeller. Kainat teslim olmuş doğurganlıklarına. Ve erkekler, yaratmanın güzelliğine kesmiş, yarattıklarına meftun kadınların eseri, gereksiz tür.
  Kresses'in uçsuz ordularının, İskender'in serdengeçti Plhalanxlarının ezdiği-yaktığı, İonların, Haçlıların ayaklarının çiğnediği, atalarımızın yalınkılıç dalıp at soluklandırdıkları, nefes aldıkları kıyılar. Neden engel olamamış ki bu ürkütücü İda? Neden izin vermiş ordulara madem bu kadar güçlü? Bir Tanrı nasıl izin verir, evinin yakılıp yıkılmasına?
   Rüzgâr vuruyor yüzüme. Serin, oksijen dolu. terletmiyor beni. Terlemedikçe düşünür mü insan?
   Ya İda Tanrı değil Tanrıça ise.. Tanrıça.. O da meftuniyetinin kurbanı olmuş. Kıyamamış çocuklarını telef etmeye. İstememiş ölümlerinin sebebi olmaya. Belki, birbirlerini boğazlamalarını izlemeye dayanamayıp, Hasan Boğulduya kaldırıp atmış kendisini.
   Ve o Hasan boğulduya kaldırıp kendisini atan İda Ana, rüzgâr  olup  yüzümü öpüyor. Lesbos artık, sırtımı dayadığım değil sırtımı okşayan... Kulağıma Sappho olup, denizin dizelerini fısıldıyor sessizce. Güneş, yakmaz oluyor; terlemiyorum. Bir el dolaşıyor üstümde hava olup ciğerime dolan yaşam. Geçmişin engerekleri, bir zamanlar cennetim iken bir gecede cehennemime dönen kıyıların kokusunu aldıkça yavaş yavaş zihnimin kuytu köşelerindeki yuvalarından çıkıp dolanmaya başlıyor; kafesim sıkışıyor, titriyorum da galiba, boğazım, üstüste içilmiş sigaradan değil anılardan şişiyor; kefaret.. kelimesi daha çıkmadan ağzımdan kendime söylenmek için.. Kulağımda bir nâme başlıyor. Biraz uzaklardan geliyor sanki... Bildik bir ses.. Sakinleştiriyor beni  İda'nın elleri, Sappho'nun sesi. Lesbos'un köpüklerini yastık yapıyorlar başıma. Uyuyorum. Tâ ki, ıslak ama taze yaşam dolu küçük serin bir el, bacağıma dokunana kadar.

TEMMUZ 2011- Akçay.

8 Temmuz 2011 Cuma

TOPRAK KEMİKLERİ ÇAĞIRINCA

    Neresinden başlamak lazım? Gidişinden mi dönüşünden mi? Arada geçen zamandan mı ya da zamanın dondurup kaldığı yerden mi? Sanırım önce başlıktan. 1994 Makedon yapımı bir filmden apartılmıştır: Yağmurdan Önce  (benim çok sevdiğim, kahramanının kullandığı bir cümledir o). Çocukluğunda ayrıldığı ülkesine seneler sonra dönen, çocukluk aşkı Müslüman kızı ile yeniden imkânsız kavuşmasını bulmaya çalışırken ölen, arka planda ülkesinin o dönem yaşadığı iç sorunları anlatan naif, melankolik bir filmdi. Kahramanı (Aleksander) dönme gerekçesini bu sözle anlatıyordu kendisine engel olmaya çalışan dostlarına, arkadaşlarına, “Toprak kemiklerimi çağırıyor” Ankara’daki  dost sohbetlerinde dönme olasılığımdan bahsederken en çok bu cümleyi kullandım  

1 Temmuz 2011 Cuma

SÜRREALİST BİR MAHALLENİN OLMAYAN EFKÂR-I UMUMİYESİ

     Kafamın hemen üstünde  üçlü koltuğun ayakları var. Ya yataktan düşmüş olmam lazım ya da.. Kaynamış ve soyulmuş yumurta kokusu, taze çayın soba üstünde takırdamalarına karışıyor, tereyağının  kızarmış ekmek üzerinde kayarken çıkardığı çıtırdılarına   süt tadı da eklenip, hep birlikte yekpâre, burnuma ulaşıyordu.  Aidiyetimin en ufak  izini bile taşımayan  bir evde, kahvaltı hazırlığının lezzetine açmıştım gözümü. Gecenin bir saati cennet kılamadığımız "Dünya" denilen mekânın gailesi sebep olmuştu buna.Uzun uzun anlatacak değilim, özel mesele.  

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)