5 Ekim 2011 Çarşamba

CELLAT

Aç kadın kapıyı, benim.. Yumruğu gümm gümm inerken ağaç kapının cephesine, sesini daha da kalınlaştırarak naralanıyordu, öğlen vakti geldiği evinin önünde Çopurun oğlu Cellat..
      Yangını, ya içki aleminde ya da  başka bir tende söndürdükten, ilk sigarasını yatakta  içtikten, ilk öksürüğünü orta karar otelin kapısında bıraktıktan, cep telefonunu açıp, şoförüne yerini söyledikten sonra.. Öğlene yakın bir saatte gelir, doğru yatak odasına gider,  üstündekileri çıkarıp yatağa fırlatır, duşunu yapar, (bazen) tıraşını olur; geceden yapışmış, bulaşmış, sırnaşmış ne varsa teninde, çamaşırlarında, giysilerinde hepsini çıkarır, söker- atar. Kahvaltıya oturur. Bir güzel midesini doldurur, masanın üstüne bir miktar para bırakır, kapı ağzında, yarım ağız var mı bir şey der, çocukların okul, der, oğlan ne cehennemde der, hııı der, tamam der, sıra dışı bir şey söylenmişse, gözleriyle alttan alttan başlatma şimdi der; çıkıp gider. Her gün, hiç değişmeden tekrarlanır bu tören Cellâdın evinde. Karısının, dayak yüzünden kanıksadığı, çocukların duvarları titreten bağırtının korkusundan sesini çıkartmadığı törenle uğurlanır.
     Mahallenin eskilerinden değildi Cellât. Babası, bir gece eşyaları, çocukları, karısı ile kamyonun tepesinde çıkıp gelmiş, mahallenin kıyıda kalan bir sokağının kıyıda kalan bir tek katlısına yerleşivermişlerdi. Kızları evden burnunu çıkarmaz, anneleri kapıyı camı bile açmazken, evin bakkal, manav alışverişleri, getir götür işleri Cellâdın üstünde olduğundan, mahallenin gözünde daha o zamanlarda ailenin en tanınmış ferdi idi.
      Mahallelerin ana caddeleri ne kadar aydınlıksa,   kuytu sokaklarından bazıları da bir o kadar karanlıktır. Halının altına saklanan çöpler gibi mahallenin süprüntülerinin toplandığı, insanların bilinmeyen lekelerinin temizlendiği, nefislerin köreltildiği, Allaha yakarmak için avuçların açılmasına sebep günahlara hevesle koştukları, şeytanın kol gezdiği, gündüzleri yüz buruşturularak geçilen, geceleri mezarlık muamelesi gören sokaklardır. Cellâdın babası Çopur,   böylesine kuytu ve rutubet kokan bir sokakta, kahvehane açmıştı kendisine.  Gündüz, pişti- pastıra oynanan, işsizlerin toplandığı ama gece olduğunda, kocası açık denizlerde kaptanlık yapan kadının kılık değiştirip sokaklarda salınması gibi çuhaların yeşile, pişti pastıranın, poker, yanık, bezik, ellibire yerini bıraktığı kıyı kenar kumarhanesine dönüşen bir mekân. Cellât, rahle-i tedrisata okulda başlamaktansa babasının yanını tercih etmişti. Gündüz garson, geceleri getir götürcülük yapıyordu. Bıyıklar terleyip, kollar kaslanmaya başladığında, günlerden bir gün, oyuna itiraz eden bileğine güvenen bir müşteri ile kapışmanın ortasına attı kendisini, anısı yüzünde iz olarak kaldı. Ne zaman öfkesi kabarsa, izi sıvazlayıp babasının sözleri geliyordu aklına: Ekmeğini koruman iyi; ama bıçağın önüne atlayacak itler besle ki bıçak sana varamasın yoksa o bıçağın ucu çizmez, girer. O günden sonra terfi edip, babasının yanındaki sandalyede devam etti eğitimine. Önce, oyunları ve hile yapmayı öğrendi sonra adamın göz bebeğinden, cüzdanının kalınlığının ne kadar olduğunu. Arkadaş edinmedi, alkolü dudaklarına değdirdi ama içmedi, kadınları inceledi ama dokunmadı. Karakol polislerine selam bile vermezdi ama amirlerinin odasından da çıkmazdı. Ta ki, babası işi Ona bırakıp, çekilene kadar. Tek şart, evlenecekti. Sabahın gelip geceyi kovaladığı saatlerde eve dönecek bir sebebin olmalı demişti babası; yoksa senin gece aldığını bir başkasına sen, gönüllü verirsin.     Memleketten getirilen öksüz kızcağız ile düğünü yapıldı, gerdeğe girdi, askere gidip kucağına silahı almadan, bebesini aldı;  Cellâda hiç karışmadı Çopur. Sadece izledi. Saçını taraması gerekse,  aynaya değil Cellâda bakması yetiyordu Çopur için. Önce mahallenin sonra tüm eski şehrin finans yatırımcılığına girişti;  Borçlulara karşı hesap makinesi bir tuhaf çalışıyordu cellâdın; borçlar kapanmak bilmiyordu, malvarlığı da doymak. Eğlence sektöründe, küçük kahvehane yetmez olmuştu cellâda, gece kulübü açtı. İzlerken öğrendiği, cüzdanın iki şeye hiç dayanamayıp teslim olduğu idi: Birisi, alkol diğeri kadın. Cellât büyüdükçe, sokak karanlıklaşıyordu ama ne gam. Gece kulübü sayesinde, ne âlem derdi kalmıştı ne de kadın. İstemediği kadar-dı hepsi… Doymak bilmez nefsi, gücü arttıkça daha da doymazlaşıyordu. Nefsi doymazlaştıkça, gücü artıyordu. Sonunda, tütün piyasasına da girdi. Önce mahallede ne kadar karanlık sokak varsa duman altı etti, sonra eski şehirde. Artık, karakol amirlerine de selam vermez olmuş,  müdürlere yoldaşlık ediyor, savcıları ağırlıyordu mekânında. Cellât büyüdükçe, gençlik dalaşmalarından kalma yüzündeki yara izi de büyüyor, kirli sakalı daha da kirleniyordu ama yine ne gam!   
     Cellât, her öğlen, yaz kış çıkartmadığı ceketi sırtında, ilk öksürüğünü bir otelin önünde bırakıp çalar kapısını evinin. Ayna bulundurmaz evinde; tıraşsız yüzü, yara izi ile geçer yatak odasına, çıkarır ne varsa üstünden; duşunu alır, kahvaltısını yapar ve tüm ağzından çıkan hııı, tamam, kelimelerini bırakır kapının önünde, çıkar gider.. Mahallenin ana cadde sayılacak sokağından camları siyah arabası ile geçer; esnaf ürperir, Numan dişlerini sıkar, Zahiri Hanım denk gelirse başını çevirir; Farfara Teyzenin evde dudakları tekinsiz kıpırdanır;  Cellât öksürür. 
 
EKİM 2011

22 yorum:

  1. Sabah sabah keyifle ilk okuduğum güzel bir hikaye..

    YanıtlaSil
  2. Cellat ha, ismi yetiyo ürpermeye :)ne mahalleymiş kardeşim ya, hepsi biribirinden şahane hikaye kahramanı :)
    eline sağlık Avram, çok sürükleyici olmuş yine.

    YanıtlaSil
  3. Cellat'ın hırsı,para ve güç tutkusu mutluluğa yetmiyor ama.Mutlu olamaz Cellat.

    YanıtlaSil
  4. iki tane yazım hatası var :)

    YanıtlaSil
  5. Akşam mecbur açacağım bilgisayarı :))

    YanıtlaSil
  6. Bir cirpida okudum, devami varmi bunun :)
    Bu arada ne cok sey birikmis yine okumalik, ben bir eskilere goz atayim hemen :)

    YanıtlaSil
  7. Mütemadiyen: Sabah sabah, keyifle okuduğun hikaye bu mu??? İstanbul insanı böyle yapıyor demek ki.:))
    SBR: Valla gidiyor işte..yazıp duruyorum. Bakalım nerde biter..

    YanıtlaSil
  8. Rüzgar: Herkesin mutluluk anlaşıyı farklıdır ama. Ya, Cellat için mutluluk güç sahibi olmaksa?
    N.Narda: İki yazım hatası için tüm yazıyı baştan okuyamam kusura bakma. Sen, anlatım bozukluğu var mı ondan haber ver.:))

    YanıtlaSil
  9. Ebru: Anaaam Süreyya geliyor, kapatayım b.sayarı deme de.:)
    A-H: Devamı olacak olmasına da öncesi var..

    YanıtlaSil
  10. Eh kaca goce blog okuyunca boyle oluyor vaktim yok ki alip elime cayimi kahvemi genis genis okuyayim hepsini :D

    Sebnem Isiguzele gelince tabii ki kattim yazlik seriye :)) animsatti dedigim hepsi degil tabii ki bir kismi, neyse sen okuyunca kitabi belki yakalarsin neden bahsettigimi ;)

    YanıtlaSil
  11. haklısınız,göz yanılması diyeyim:)

    YanıtlaSil
  12. N.Narda'ya verdiğin cevaptan sonra yazım hatalarını es geçiyorum o halde ben de :))

    ama mahallenin eskilerinden değildi cellat ve ailesi ile başlayan bölümde, bir sorun var gibi geldi bana. misal 2.cümlede karısı/nı bozuyor galiba cümleyi. ve son cümlede de "farkında olunmayan" fazlalık mı yoksa başka bir tanım mı tercih edilmeli...

    sonra ki bölümde de birkaç şeye denk geldim ama en çok kulak tırmalayanı "hesap makinesi bir tuhaf çalışıyordu" cümlesinde özne karmaşası var sanki...

    falan filan işte...

    öyküye gelince her zamanki gibi :)))

    YanıtlaSil
  13. Aşkolsun kocadan gizli internet mi var cıkss cıkss:))

    YanıtlaSil
  14. Olur mu rüzgar..Yorumunda eksik bir şey yok ki. Senin okuyucu açın ile gördüğün bir şey. Benimki sadece, bir de bu var demekti.

    YanıtlaSil
  15. Maya, baktım, haklısın.. Birazdan düzeltirim.

    YanıtlaSil
  16. Ben kocadan gizli internet var demedim ki.:))

    YanıtlaSil
  17. Cellat uyandı yatağında bir gece
    "Tanrım" dedi "Bu ne zor bilmece :
    Öldürdükçe çoğalıyor adamlar
    Ben tükenmekteyim öldürdükçe..

    Ataol BEHRAMOĞLU şiirini anımsamamak olmazdı gerçeğe çok yakın kurgulanmış yazınızı okuyunca Avram..yarattığınız ''mahalle'' dünyayı ve üzerinde ölüm anına kadar dolanan
    insanların ruh hallerini yansıtan ayna gibi adeta..yerli yerinde isimler ve psikolojik tahliller..tebrix :))

    YanıtlaSil
  18. Şu ikinci tekil şahıslara uyuz olduğumu biliyorsun değil mi Ayşen?:))

    YanıtlaSil
  19. Cellat'ın, celladı olmak istiyorum. İzin var mı?

    YanıtlaSil
  20. O bana lazım; işim bitsin, teslim ederim ellerine.

    YanıtlaSil
  21. uyuz olduğunuzu biliyorum Halil! :))

    YanıtlaSil
  22. bu mahalleden daha çoook hikaye çıkar gibi geldi bana :)
    eline sağlık...

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)