26 Eylül 2011 Pazartesi

BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM


Ben, birisini öldürdüm. Biraz önce. Öldürme düşüncesi, Yaratıcısı da katili de benim. Her şey bittiği anda fark ettim ki öldürme düşüncesi onu yarattığım andan itibaren aklımın gizil köşesinde vardı. Salonun, abajurun aydınlattığı bölümünde “O”, kanlar içinde yerde yatarken, karanlıkta kalan köşedeki eski moda ferforje koltukta sakin bir şekilde oturup sigaramı içiyorum. Pişman değilim. Üzülmedim. Ölmesi gerekiyordu. Ölmek zorundaydı. Yaratılma sebebi, sonunda ölecek olmasıydı.    
     Her şey, Tomris Uyar’ın günlüğünden bir paragrafı okumam ile başladı. Kurgulamanın, yazarlığın temel şartlarından olduğunu anlattığı bölüm. 'Onlar yapar da ben yapamaz mıyım' efelenmemin, hangi gerekçelere dayandığını şu anda, katil olduğum şu dakikada bile anlayabilmiş değilim.  Efelenmiştim; ukalalık işte.. Önce, ter-û taze zihnimde dolanıp duran bir cümlenin peşine takılıverdim. İlk şartıdır kurgulamanın, derler. Bir imgenin, bir cümlenin, bir algının peşine takılıp gitmek. Öyle yaptım ben de.
     “ Ketum adamdı, Nevzat.”.. Ne, Nevzat isminde bir tanığım var ne de Nevzat ismini severim. Ne o sırada böyle bir isimde birisi ile  karşılaştım ne de herhangi bir gazetenin,   üçüncü sayfasının satırlarında rastladım. Dizüstü bilgisayarımın karşısına kuruldum, tuşlara bastım, tırnak içine almadan, bu cümleyi yazdım. Sperm, yumurta ile buluşmuştu.   “Ol” denilmişti. Fütursuzdum. Yazdığım cümle ile gurur duydum.
       Fütursuzluğum, yasa gereği henüz canlı bile sayılmayan varlığın cenaze törenini yazmaya kadar varmıştı. Fiyakalı, cafcaflı, kapkara bir cenaze töreni düzenledim. Ne büyük kendini beğenmişlik!  Doğum ve ölümü bir arada. Sütlü kahve gibi.  Hangisinin daha fazla olması gerektiğini rengine bakarak karar verdiğim bir kıvamda. Doğum ve ölümünü tasarlayabildiğim birisinin, yaşamını da tasarlayabileceğimi düşünmüştüm. Başlangıç ve sonu belli ise olacakları bilmek bu kadar zor olabilir mi? Basit bir paradigma gibi görünmüştü gözüme.
        Başlarda kolay gelmişti. İlk satırları, emeklemesi için dizlerinin altına koymuştum, ayağa kalkıp yürümek için ilk adımların attığında sivri köşeli eşyaları ortadan yok etmiştim; ilkokula başladığında önlüğünün yakası her zaman kolalıydı,  lisede bir sevgilisi oldu, üniversitede okul birincisi değilse de geçmesine yeter notlar alıyordu; askerliğini kısa dönem olarak yapmayı da becermişti, hani  iş bulmasına… Durdum. Sokaktaki adamı mı anlatıyorum yoksa Nevzat’ı mı? Benim hayatım bile daha renklidir. Bir de evlendirip çoluk çocuğa karıştırdım mı, tamam. Başa döndüm yeniden, istediğim Nevzat bu değildi. Kahraman olmasını istemiyordum ama emekliliğinde, siyatik ağrılarını dindirmek için kaplıca kaplıca gezecek de değildi. Zaten o kadar yaşamayacaktı.  
          O zaman anlamıştı sanırım, anılarının kısa film tadında kalacağını. İlk tuhaflıkların başlaması da aynı günlere denk geliyor. Bilgisayarın sabah başına geçtiğimde açık olduğunu fark ettim. Oysa kesinlikle emindim. Elektrikler kesilmişti, yattıktan sonra. Açık olması mümkün değildi. Yazıyı açtığımda, bir satırın değiştirildiğini fark ettim. Cümle yapımı iyi bilirim. Tedirgin olsam da belli etmedim. Hafızamın oyunu diye düşündüm. Belki de ben elektriklerin kesildiğini sanmıştım, uyku sersemi. İmla işaretlerinde, devrik cümlelerde değişikler olmaya, akşam yazdığım cümleyi, sabah yerinde bulamamaya başladım. Kısa geçtiğim lise yılları uzamıştı, ailesine abla eklenmiş, anneannesi sadece isim olarak geçerken, diyaloglar yazılmıştı kadın için. Üniversite yıllarındaki sevgilisi ile tartışarak ayırmıştım, oysa bir sabah uyandığımda, artık birlikteydiler ve evlilik planları kuruyorlardı.   
         İşte o zaman  anladım, kendimden şüphe etmeyi bıraktım. Nevzat, geceleri ben yattıktan sonra bilgisayarın başına geçiyor, yazıyı açıyor, kendi hayatını yeniden yazıyordu. Dilediği şekilde! Bana inat! Bana rağmen!   
         Yaşamak istiyordu, hem de dolu dolu yaşamak. Kendisine biçilen görevin ve amacın dışında, bir şeyler yapmak istiyordu. Etlenmiş, kanlanmış, canlanmıştı. Kurgu, elimden kaçmış, benim olmayan, tasarlamadığım, bambaşka bir mecraya akıyordu. Bu ne cüret!
           Önce, tüm yazdıklarını silip, yeniden yazmayı denedim. Klavyesi benden hızlıydı. Sabah kalktığımda, yazıların tamamını yeniden yazmak ne,  bir de öyküyü öteye taşıyordu.               Sonra, taşıyıcı aygıta almayı denedim yazılanları, taşıyıcıyı da yastığın altına saklıyordum. Sabah, taşıyıcıdaki yazıların da yine değiştiğini gördüm. Korktum. Yasaklama ile zorlama ile halledemeyeceğimi anlamıştım. Konuşmayı denedim. Boş bir koltuğun karşısına geçip, neden yapamayacağını ve neden benim istediğim gibi bir yaşama sahip olmak zorunda olduğunu anlatmaya çalıştım. Sabah, cevapları öykünün değişen yerlerinde, eklediği bölümlerde aldım. Yazmamak ile cezalandırayım dedim,  ben yazmadıkça, serbest kalmış, öykü öykü olmaktan çıkıp,  hayat hikâyesinin anlatıldığı bayat ve sıkıcı, tekrarlar ile dolu bir romana dönüşmeye başlamıştı.
              Bir akşam, eve geldiğimde, yazmaya meraklı kardeşinden bahseden satırları okuyunca.. Ceketimi kapıp, dışarı fırladım.  Sahile indim; balık restaurantına oturdum, her zaman gittiğim yere. Rakı şişesinde yüzdüm, mezeye sarımsak oldum, suya buz. Hesaba para. Başka çarem kalmamıştı. Bana başka çıkar yol bırakmamıştı. Artık, ölmesi gerekiyordu. Ancak O öldükten sonra öykü tamamlanacaktı.  O öldükten sonra öykü benim olabilecekti. Benim yazdıklarım, O yaşadığı sürece anlamını yitiriyordu.  Azrail’i bekleyemezdim daha fazla. Ama nasıl öldürecektim? Başlangıçta hata yapmış, Nevzat’ı iri yarı birisi olarak yaratmıştım. Benim gibi, orta boylu tıknaz birisi ile başa çıkması kolaydı.  Fizik gücü ile halledemezdim. Yiyeceğine bir şeyler karıştırmaya kalksam. Benim yattığım saatlerde ayakta oluyordu. Zaten, bir şeyler yediğini de görmemiştim, dolapta eksilen yiyecek yoktu. Silah kullanmak zorundaydım.  Bir de ne yapıp edip, Onu ayakta yakalamam. Eve döndüm.
    Onu nasıl yakalayacaktım? Hiçbir zaman karşılaşmamıştık. Tüm mesajlarımızı, satırlar aracılığı ile iletmiştik birbirimize. Aklıma, uzun zamandır kullanmadığım, eski dizüstü bilgisayarım geldi. Aylardır unutulduğu köşesinden alıp, salonun kuytu köşesindeki koltuğa kuruldum, kucağımda emektar ile. Ç-E-K V-İ-Z-Ö-R.. yazdığım anda bilgisayarda, çek vizör marka tabanca, elimde belirmişti. Silaha baktım, kabzasını kavradım, şarjörünü kontrol ettim, mekanizmasını çekip, mermiyi namluya sürdüm, emniyeti açtım. Sonra, devam ettim yazmaya, sıra Nevzat’ı çağırmaya gelmişti. “.. Ağaç doğrama, yarı camlı eski salon kapısı gıcırdayarak açıldı. “ Yağlamak lazım” diye geçti aklından. O anda, kapı aralandı ve koridorun ışığı süzüldü salona, kapının eşiğinden. Bir karaltı eşlik ediyordu ışık huzmesine.  “ Salon karanlıktı karanlık olmasına ama perdeleri çekilmemiş camdan giren ay ışığı, çalışma masasını ve üstündeki bilgisayarı aydınlatıyordu. Daha rahat yazabilmek ve bu ışıktan yararlanabilmek için, çalışma masasını salona taşımıştı. Sağını solunu değilse de önünü görebiliyordu, masaya yaklaştı.. ”  Masaya yaklaştı karaltı, sandalyeyi çekti, oturdu, bilgisayarın açma düğmesine bastı.
   Ellerim terliyor; kabza ıslanmış durumda, tetiğin üstünde olan parmağım seğirmeye başladı. “Kafanın içinde, birisini öldürmek için toplusu dönmeye başlamışsa altı patların, engellemeye uğraşma; bırak iğne mermiye çarpsın.” Uzun zaman önce yazdığım bir cümle.   Evet, iğnenin mermiye çarpması lazım-dı. Parmağımın seğirmesi durdu. “ Bilgisayar açılırken, gömlek cebindeki paketten sigarasını çıkarttı; son sigarası. Yüzünü buruşturdu, sigara almayı unutmuştu. Canı kahve istedi, bir an.. Kalkmaya üşendi, vazgeçti. Bilgisayar ekranının parlaklığı gözünü aldı..”  Gözü kamaşınca, fark etmeyecekti beni. Yerimden kalktım, nefesimi tuttum, yaklaştım, silahı ensesine doğrulttum, namlunun soğukluğu ürpertmeyecek mesafeye kadar sokuldu namlu, durdu; ben, tetiğe bastım. Barut kokusu, önce burnuma sonra genzime dolunca, bir kez daha.. Düştü.. Masanın üstüne yığıldı. Nefesimi bıraktım.
           Silah tütüyor, elim kokuyor. . Midem bulanıyor. Kusmuyorum..
       Ben, birisini öldürdüm birkaç saat önce. Öldürme düşüncesi, ilk andan itibaren vardı, yarattığım andan itibaren.     Şimdi, tüm delilleri sileceğim; sayfadaki fazlalıkları temizleyeceğim,  eksik kalan yerleri tamamlayacağım; etrafa çeki düzen vereceğim, en son, cesedi ortadan kaldıracağım. Burada bir cinayet işlendiğini sadece siz ve ben bileceğiz.
 EYLÜL 2011



29 yorum:

  1. büyüksün usta diyorum :) müthiş bi keyifle okudum, çok sürükleyici, devamı lütfenn, adam ölmüş olabilir ama hikaye ölmemiş belli :)

    YanıtlaSil
  2. Biraz Tutunamayanlar biraz Sezgin Kaymaz tadı. Hepsinden öte kaleminin kendine has tadı kaldı damağımda. Bir insan kendi karamanından bu kadar güzel söz edebilir, bu kadar güzel korkabilir ve bu kadar güzel yok edebilir! Edebildiyse eğer.
    Saygı ile eğiliyorum efendim.

    YanıtlaSil
  3. bu yazı antremansız değil mi usta? yani günlerdir taslak halnde duruyordu da gidip gelip arada kelimeler veya cümleler eklemiyordun... tek nefeslik bir yazı mı bu? soruyorum çünkü tek nefeste okudum.

    YanıtlaSil
  4. Yoo!
    Ben görmedim!
    Yoo!
    Ben duymadım!
    Yoo!
    Ben okumadım!
    Yooooo!
    Ben masumum!

    YanıtlaSil
  5. SBR.. sana su bile yok..

    YanıtlaSil
  6. Nehir İda.. O kadar değil.. Hele Oğuz Atay.. Yok..Değil.

    YanıtlaSil
  7. Pandora.. Bekledi. Sonu değişti. Hatta yarısı değişti. İlk halinde final berbattı. İnanmazsan, Maya'ya sor. Aslında eski bir yazıdır, baştan sona değişti, eski halini imha ettim.:)

    YanıtlaSil
  8. Klavyede "hayalkahvem" yazsam.. Çek vizör hala yanımda nasıl olsa. ŞAhit bırakmamam lazım.Olur mu ki? Olur mu olur.:)
    Not: Onbeş gündür, koşturmacadan yazı okuyamaz oldum. Readerda kayıtlı hepsi. Ne yapalım, o yorumları da dört ay sonra görürsün.:))

    YanıtlaSil
  9. Bir süredir beklediğimize deymiş. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  10. Tamam Oğuz Atay seni teşvik içindi ama vallahi süperdi.

    YanıtlaSil
  11. Düşündüm de teşvik filan değil yahu aldım o tadı birkaç yerde ne yapayım yalan mı söyleyeyim:)

    YanıtlaSil
  12. Şule. Ya ben çabuk şımarırım etmeyin yapmayın.:)

    YanıtlaSil
  13. Ebru, kafayı takarım oturur tüm külliyatı baştan okumaya kalkarım. Ne günah işledim ben..elde bir sürü kitap var bekleyen..

    YanıtlaSil
  14. AFFERİİİİİN OOOOLUM !
    Büyüyünce adam olacan, eminim :))

    YanıtlaSil
  15. Sizden okuduğum ilk öyküydü ve çok beğendiğimi söylemek isterim. Gerek yazım tarzınız olsun gerekse hikayenizin içinde bulunan fantastik öğeler olsun hepsi çok güzeldi.

    Eğer hikayeleriniz sürekli bu tarzdaysa yani içinde hafif gerçek üstülük içeriyorsa belki Aylık Öykü Seçkimize de katılmak istersiniz? (oyku.kayiprihtim.org)

    Kaleminize ve hayal gücünüze sağlık.

    YanıtlaSil
  16. Melda Abla sen kahveleri hazırla, akşamüstüne. Büyünce diyor ya, daha nerem büyüecek benim. Yeter gari.:))

    YanıtlaSil
  17. @MİT..Genelde gerçeküstü ögeler ağır basar. Geriye doğru incelerseniz, göreceksiniz de. Ancak, bir kısmını elden geçiriyorum, düzeltilmiş son metinleri, web adresinize yollarım. Beğenmenize sevindim.

    YanıtlaSil
  18. şahane yazmışsın.
    sadece tomris uyar okuduğun için bile seni çok severdim ki tek sebebim bu değil ebeveynimm:)

    YanıtlaSil
  19. Dişlerini fırçaladın mı?:))

    YanıtlaSil
  20. Avram kün fe yekün demiş kuluna,
    kulu memnun değilmiş oysa..
    kaderine razı olmayanın sonu ölümse tanrı tarafından
    o halde kabullenmeli yazılanı
    taa ki ölene kadar Tanrı!
    kurgusu,düşünebilen her faninin kurgusu olabilecek kadar güzel ve tehlikeli ve gerçek ve acı..

    YanıtlaSil
  21. Tarçın.. çoğalttığın için teşekkürler. Ve metaforlar tam da buralardaydı!! Ya kul ya da Tanrı ölecekti..

    YanıtlaSil
  22. kul ölürse Tanrısı da ölür..birbirinden ayrı değiller ki ..sevgiler Avram..sabah pencerendeki ilgiye aç, fakat bir o kadar ürkek güvercini nasıl doyurabileceğini düşün.

    YanıtlaSil
  23. Ev giriş katı. Gelmiyor ki kuş, muş.. Anca, sokağın köpekleri.. Ne kedi bırakmışlar ne kuş. Karga bile yok.:) Yine de sabah baktım, yoktu.

    YanıtlaSil
  24. bana sormayın. biliyorum ama söylemem :))

    YanıtlaSil
  25. sahane :) bana nedense kirpiklerimin golgesindeyi animsatti biran, sanirim daha yeni bitirdigim icin olsa gerek :)

    YanıtlaSil
  26. Ya biri de bir şeyi yazmasın kardeşim.:)) Şaka tabii yazılmayan ne kaldı ki. İŞigüzelin o kitabını okumadım ki birisi tavsiyeyi dinleyip yazlık stokuna İşigüzel kitaplarını katmış anlaşılan.:) Elimdekileri bir bitireyim, Ona da sıra gelir.

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)