8 Eylül 2011 Perşembe

BİR METREKAREDE HAVA VAR/ Bir Sabah Uyandığımda

BİR SABAH UYANDIĞIMDA

     
    Ruj, rimel, allık, deodorant, -kapağı açık kalmış- parfüm, ojeler, aseton, kremler, göz kalemi..
                      Kızım kaç kez söyledim sana, şu kitaplarını topla da yat diye.. Kitapları kaldırdım anne, arada kapaklarını ve isimlerini okşuyorum.
    Eskiden gözümü açtığımda kitapları görürdüm; şimdi ise.. Sürünerek kalktım yataktan, ayağıma takılı pikeyi koridorda bıraktım, salona geçtim. Geceden kalma pizza, kuruyup çatlamış bir dil gibi kutusunun içinden sarkmış  halde çoğu içilmiş azı kalmış şarap şişesi ile birlikte  kendinden geçmiş, salondaki sehpanın üstünde sere serpe yatıyor. Not kâğıtları, dosyalar, dizüstü bilgisayar bir uçta saf tutmuş,  sehpanın diğer misafirleri.
               Bir kadın tutsan olmaz mı? Sen işteyken, gelip evi toparlardı. Emrin olur beyzadem; müdürü olduğun şirketinizin verdiği üç kuruş maaş ile ancak kendimi geçindirip istediğiniz ‘göze hoş gelen’ görüntüye zor bela bürünebilen ben, kadın tutacağım öyle mi?
     Uğur ile kopan kavganın açılış cümleleri oldu bu diyalog. Beyzademin, evden çıkarken kapı ağzında giyindiği- iş bitimi plazanın önünde çıkardığı mağrur ve züppe ses tonu, daha salon kapısında gözleri, dosya ve bilgisayara takıldığı anda,  benimle buluştuğu zaman  var olan (belki de sadece benim için yarattığı) yorgun ama bir o kadar sevigen halini kenara itip, saklandığı yerden  geri gelivermişti.

O: Şarabı açmış, 
Ben: Telefonda konuşmuştum; 
O: Evi gözleri ile kolaçan etmiş 
Ben: Üstümü başımı değiştirmiştim. 
O: Yukarıdaki cümleyi kurmuş, 
Ben: Pizzacıdan sipariş vermiştim; 
O: Basit bir şaka olarak almıştı, 
Ben: Terslenmek… tam sakinleşecekken, bilgisayar ekranındaki yazıya kayan gözleri sayesinde yeniden başlayan ve şiddeti aratarak devam eden kavga..
O: Sakince arabasını evine doğru sürmüş, 
Ben: Hırsımdan ağlamış, kalan şarabı bitirmeye uğraşmıştım. 
O: Uyudu, 
Ben: Sızdım.
             
        Gözüm saate takıldı, geç kalıyordum..Dosyayı, Üsküdar-Karaköy motorunda okuyacağım –ki aslında okuyorum ama okuduklarım kâğıtlarda yazanlar değil zihnimden geçenler.
         Kızım kaçtır sesleniyorum, bir kalkıp bakmıyorsun; yemek yanıyor yemeekk.. Yemek yapmaya vakit kalmıyor ki anne, dosyalara gömülüyüm..
          
            Nazlı Hanım, artık tek başınasınız; dosya sizin..
Dosyanın  özetini geçip, aferin almam için son yirmi dakikam. Külfetmişçesine parmak ucuyla tutup uzattığı ( yoksa kavga o anda mı başlamıştı?) evrak yığınının kapağını açıp, hiç okumuş muydu acaba bunca zamandır?  
      İş konuşmayız ki bana geldiği ya da benim Ona gittiğim gecelerde; üste çıktığımda kısılan gözleri, dosyayı uzattığı andaki gibi bakmaz kapıyı açtığımda... Balıkçıların, martıların aç çığlıklarına kıyamayıp attıkları şeyin “göz hakkı küçük balıklar” değil, Uğur’un, tiftilmiş etleri olduğunu düşünüp çaycının uzattığı çayı motorun üst mevkii yarı açık balkonunda yayılmışken alıyorum gülümseyerek. Ben mi dedim, gelip başıma müdür ol diye..
        Kızım öldüreceksin beni, bir bardak çayla okula mı gidilir? Bir bardak çayla işe bile gidiliyor anne…  
    “..Mağazanın elektrik sistemi üzerinde yapılan incelemede, dışarıdan bir müdahaleye rastlanılmamış olup...”  Rastlantılara hiçbir zaman inanmadım. “..fotosel kapı sisteminde meydana gelen kilitlenmenin elektrik devrelerinin sıcaklığın etkisi ve ergime sonucu, şase yapan elektrik panosunun…” Kısa devre yapmış, elektrik kesilmiş, devreler kapanmış, kapı açılmamış. Camı kırmışlar içeriden.   Cam kalınlığı.. Olması gerekenden daha fazla et kalınlığı var. Yedekleme sistemini kilitleyen de bu olmalı. Neden daha kalın bir cam? Poliçe yüzündendir.  “..Camın geç kırılması sonucu içeride biriken enerjinin hava ile teması sonucu…” alev kapanına dönen mağaza. Duman ve alevlerden ‘etkilenen’ insanlar. 4 kişi. Birisi ağır.. Teknik raporu tekrarla, isimleri ezberle. Hepsi ile randevuların alındığını da eklemeyi unutma. Beyzadem şaşırsın. Ağzını da açamaz nasıl olsa. O mağrur ve züppe suratıyla, beğenmiş gibi yapar en fazla.
          Ah be kızım, başka iş bulamadın mı, o kadar okudun? O kadar okumaya,  bu kadar iş anne.   
           Sabah, beyzadem de beni bekliyordu ofiste. Ben, bir gece öncesinin izlerini  makyajla zor bela kapatmışken, Uğur'da en ufak değişiklik yoktu. Gece kalmayıp kendi evine gitmiş, misler gibi uyumuş uyanmış- güllere boyanmış, işe gelmiş, toplantı notlarının özetini almış; espressosunu, 'cigarre' eşliğinde, odasından boğaz manzarasına nazır balkonda tüttürmüştü. Geceye de,  tenime de, bana da yabancı bakışlarla toplantı salonuna en son giren "ben"i bekliyordu.
 
   Kızım insanlara dik dik bakılmaz, dikme gözlerini öyleee. Anne ben o diklik sayesinde ayakta kaldım bu zamana kadar, haberin yok.
  
  Beyzade, espresso içer, 'cigarre' tüttürür. Oysa uzmanken, sadece çay içerdi bir de Türk kahvesi. Bir zamanlar, kirleniyordu şimdi ise yıkanıp paklanmış, aklanmış bir insan.   Ben mi göremedim değişimi yoksa, gömleklerini, markalarını insanın gözüne gözüne sokanlarından seçmeye başladığında  çoktan değişmiş miydi? Her telden çalan sohbetleri, günlük borsa ve aylık raporlara kaydığında mı yenilenmişti? Ben ne yapıyordum o sırada? Bir başka firmada uzman yardımcısıydım. Baktım, başımda müdür..  
       “…  Mağazaların albenisi sattıklarında değil sergileyişlerindedir. Ya rengârenk bir dünya sunarlar, çocukların şeker pınarlarına hayranlık ve büyülenmiş gözlerle bakması gibi bakmamız için ya da top havuzunun içine atılmış yünden ayıcığı bulmalarını istedikleri gibi bir hercümerç sergilerler.. Her iki ‘gibi’de sonuç, bizim ekmek kırıntılarını izlemeyi unutmamızdır. Rafların büyüsü, ışık kırılması- göz aldanmasıdır. Dokunuruz, tadarız…”
    Rapor hazırlamak yerine, adamların hayat hikâyesini mi yazıyorsun sen? Aaa, benden izin almadan bilgisayarımı mı açsın sen??? -Açıktı… Ne demek istediğimi anladın, kıvırtma.. 
      Tokatlarcasına vurdum ekranın arkasına; ellerini son anda çekebildi. Yüz renginin ilk kez değiştiğini gördüm; bakışları donuklaşmıştı. Bana mı bakıyordu arkadaki duvara mı? Sorsam.. (yeri gibi gelmişti o an.) Kapalı olan bir dosyayı açtığını biliyorum.
     Derdin ne senin? Bana fırsat bırakmadan, sorduğu sorabildiği bu… Der-dim ne? İlla bir derdim olması lazım, eğer bunları yazıyorsam  eğer bunları konuşuyorsam. Sebep değil derdim olmalı. Dert kelimesinin sözlük anlamını değiştiriveren argoya sığınmak..Derdim ne olabilir ki? Düşünmeme izin verir misin?.. Çocukken, beyaz çoraplarımın kirlenmemesi, lisedeyken üniversiteyi kazanmak; üniversitede,  kazasız belasız bir an önce bitirmek; bitince.. iş; işten sonra.. Bitti, yok. En azından önemsiz dertlerim var artık. Hani belki, dert denebilirse, tek bir dert edindim durduk yerde başıma -ki başlangıçta dert olacağını bilseydim inan, hiç bulaşmazdım- bir sen kaldın. Sen de hallolduktan sonra artık dert tasa keder, elem üzüntü, hak getire. Ama bunlar, sözlük anlamını karşılayan başlıklar ve senin sorduğun bunlar değil. Der-din ne?...  Başka nasıl ifade edilebilirdi ki: -Ne yapmaya çalışıyorsun? Olabilir.. Ama fazlaca anlamamışlık yüklü, sana uymaz. -İşin bu mu senin? Yok, bu da patronumsu olur oysa sen, birazdan benimle yatmak isteyeceksin, “işçiyi taciz”e girer;    -Ne o edebiyatçılığa mı başladın?.. Fazla hafife almış olursun o zaman da, beni hafife almak olur. Haklısın; fazla tehditkâr olsa da anlamı dışına çıksa da  yepyeni anlamlar yüklense de kurulabilecek en iyi cümle bu: Derdin ne? 
  Tüm söyleyebildiğim, insanların anlattıklarını yazdım anlayabilmek için, oldu. Ne teslimiyetçi bir cümle.  Oysa yalın gerçek. Katıksız. Anlama çabasının bir parçası.   O kadar. Kendimi, seni, O insanları.
  -Sence ben, seni bu dosyada neden görevlendirmiş olabilirim? Merak içeren bir, neden? çıkabilmişti ağzımdan.. Gerçekten neden görevlendirilmiş olabilirdim ki? -Çünkü, BEN istedim. Çünkü sıkıntılı bir iş ve ortağız biz. Kim? -Sen ve ben… Gömleklerin, külotların, kravatların, çorapların, araban, evin, takım elbiselerin, borsadaki paran, müdürlüğün.. hepsi dahil mi şirketin malvarlığına? Hangimiz büyük, hangimiz küçük ortak? Ya, biz ne zaman piyasaya açıldık da şirketleştik? Sen  istedin diye ben, olmadık bir rapor mu hazırlayacağım? Sen bilançonda cepten çıkmamış rakamları büyütüp şirketin gözünde biraz daha yükselirken ben de mi peşin sıra geleceğim? İnsanken ne zaman yaratık oldun sen Uğur?
    Hiçbirini söyleyemedim.. sadece.. Defol.. Bu kadar. Artık ne rapor umurumdaydı ne de   BEYZADEM. Rapor falan yazmadım, işe de gitmedim bu sabah. Çayımı keyif için içiyorum . Martıları izliyorum. Onlar kahkahalar atıyorlar bana, ben onlara gülümsüyorum.
   Kızım, bana benzeme sen, bari sen bana benzeme.. Benzemedim anne. Kendime bile benzemiyorum ki artık. 
Ağustos 2011



  

14 yorum:

  1. Bilirsin Yoldaş övgüm sessizdir de sen bilirsin yazdıklarına dair hislerimi. Bir ilk yapayım bari ben buna ayrı bambaşka bayıldım. Çok güzeldi.
    Belki de yazdıklarını kıpmış olma ihtimaline rağmen güzeldi.

    'fazla tehditkâr olsa da anlamı dışına çıksa da yepyeni anlamlar yüklense de kurulabilecek en iyi cümle bu: Derdin ne? '

    Derdimiz ne? Camus ardından sorup duruken tam da derdimiz ne?

    YanıtlaSil
  2. güzel. başka bir şey demek isterdim ama bu yeter gibi geldi, gerisi fazlalık. sadece, çok güzel.

    YanıtlaSil
  3. çookkk güzelldiii Avram..eline sağlık valla,sabah çayımı içerken büyük bir keyifle okudum.

    YanıtlaSil
  4. nihayet cümleler dökülmeye başlamış ;) devamını bekliyorum merakla...

    YanıtlaSil
  5. "Anne ben o diklik sayesinde ayakta kaldım bu zamana kadar, haberin yok."

    sevgili avram, nasıl da bunu bilebilirsin peki, bir kadının gözlerini böyle okuyabilirsin sen?.. bir çok yerde dağıldım, sonr yeniden toparlandım, gidip kendime demli şekersiz bir çay aldım ve keyifle içtim bu yazının ardından, ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
  6. "kendine bile" nasıl benzemez insan?
    benzemez işte
    oluyor
    biliyorum...

    YanıtlaSil
  7. ANAM BU KIZ BANA BENZİYOR AYNI :)))

    YanıtlaSil
  8. Çok güzel. Ve devamını bekliyorum ben de.

    YanıtlaSil
  9. Renklere öyle aldanıyoruz ki.
    Keyifle okudum.

    YanıtlaSil
  10. Çok güzeldi, elinize sağlık, devamını bekliyoruz:)

    YanıtlaSil
  11. yazı ,tura mı atalım acaba..(yeni yazı için)

    YanıtlaSil
  12. Kafadan geçen ikileme olacağı idi. Sonra, neden üçleme olmasın ki dedim. Uğur'un da bir hikayesi var.. gibi geldi. Ama bu ara biraz zor. Bunun bile üstünde düzeltmeler yapıyorum hâlâ. Yani yakın zamanda gelmez gerisi. Gerçi gerisi de sayılmaz.

    YanıtlaSil
  13. resmin çok yakışmış, demeden geçemicim :))

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)