11 Ağustos 2011 Perşembe

Uyuyan Bakkal

 
   Sıcağın, tansiyonu ibresi yukarı aşağı gezinen devir saatinin oyuncağı olmuş  ayarsız karbüratöre çevirdiği, saç diplerinden tutuşup aleve dönüştüğü saatler.  Dosyalar evraklar arasında koşturmaca, bağırış- çağırıştan gözün gözü göremediği bitirici mesailere inat, kendimi eve atma mücadelemin sonuna gelmiştim. Çölde gördüğünün serap değil gerçek bir vaha olduğunu anlamış kazazedenin son bir çabasına eş değer güçle, kendimi mahallenin marketinden içeri attım. Bitmek üzere olan sigaramı yedekleyecek, geceyi buzlukta beklemesi için bira alacaktım. Yanına biraz karışık çerez ve büyükb oy cips. Aslında işyerinden kaçtığımdan beri evin serinliğine girer girmez ayakkabılarımı bir tarafa fırlatıp,  kot pantolon, tişört, çorap ne varsa üzerimde koridorda çıkartmaya başlamanın, yolun sonunda anadan üryan kendimi atacağım soğuk suyun yeniden vereceği canın, hayallerini kuruyordum . Cezmi Abi yani bizim bakkal, uzun, kilosuz ve kemiksiz vücudunun sırtını marketin girişinde dikit gibi duran sütuna dayamış, sabit gözlerle kapıya bakıyordu. Bakıyor gibi geldi. Bakması gerekiyordu. Bakmıyordu. Gözleri yumulu, kollar göğsünde kavuşmuş, sütunun parçası olmuştu. Üstündeki uyumsuz renkteki giysiler olmasa, sıvanın bir parçası sanabilirdin. Sıcak, oruç, geç saate kadar çalışma, eve gidiş gelişin yol yorgunluğu derken... ayakta uyuyordu. 
     İki karış mesafeye kadar yaklaştım. Gözlerimi gözlerine, burnumu burnunun dikine yerleştirdim. Tilki uykusuysa irkilir; kan çanağı olmuş göz bebeği beş on saniye sonra beyaz rengine kavuşur, tanıması üç saniye sürer; naber, der diye bekledim. Uyanmadı. Tilkiyi kovalamış, peri kızı ile kırıştırıyor olabilirdi olgunlukla karşıladım, bekâr adamdı sonuçta. Rüyaların oruç bozmazlığına sığınmıştı besbelli. Gülümsedim, ellemedim uyusun. Uyuyana kıyamam, kendi uykusuzluğum gelir aklıma. Kasanın arkasındaki sigara büfesine yöneldim, benden başka alıcısı olmayan markadan bir paket aldım. Masadaki kullanılmamaktan eskimiş, hesap makinesine kayıtsız şartsız teslim olmuş tükenmezi  alıp, ekmek sardığı sarı kâğıda yazmaya başladım.
" Cezmi Abi, geldim ama baktım ayakta  uyuyorsun; o benden başka alıcısı olmadığını söyleyip kartonla satma teklifinde bulunduğun sigaramdan bir paket aldım. Sabah, parasını veririm. Uyandığında, bir telaş göz ucu ile hızlı hızlı sayarken eksik çıkarsa telaşlanma; bir de, uyumak iyidir de ben yıllardır çözemedim hâlâ, ayakta uyumak ile gözü açık rüya görmek aynı şey midir? Eğer cevabını biliyorsan, onu da sabah bir zahmet paket edip bana sakla. Merak ediyorum."  
    Soğuk su; elinde peşkir ve sabunla bekliyordu. Daha fazla bekletmek olmaz.



AĞUSTOS 2011

18 yorum:

  1. :))

    bu hikayeyi yazman çok iyi oldu. iyi geldi bana.

    bakkal dükkanlarına market dememeyi seviyorum.
    bakkal dükkanlarının küçük ve karanlık, hatta güneşte beliren tozlu hallerini seviyorum. bakkal esnaflarını seviyorum.

    ve son olarak... soğuk suyu düşünemiyorum çünkü istanbul soğuk su gibi yağıyor şu an :)

    YanıtlaSil
  2. Bana da iyi geldi ne zamandır kabız durumdaydım.:)) Dün yorumda yazarken çaktı ampul yoksa adamın adını falan bilmem. Bakkal iyidir de.. Pis olmasın be o kadar da değil. Tamam ben de hijyen manyağı değilimdir ama.. Yok, toz ve pis olmasın geri kalanına itirazım yok.:)
    Valla soğuk suyu ben de hayal ediyorum sadece. Borulardan gelen de sıcak çünkü ve öyleymiş.. Sabah küfürü bastım. Ulan adamlara yağdır bize geldi mi 33 dereceden sokuştur, ne biçim.. Neyse gerisini demeyeyim.:))

    YanıtlaSil
  3. :))))

    ımm şey döneminde, dur neydi yaaa. (bir de şöyle konuşur gibi yazmıyor muyum yorumları yazıları valla kahrım çekilmez) neyse işte hani şu yağ gaz vs. kıtlığında annem beni yağ kuyruğuna bakkal cezmi amcanın dükkanında bırakırdı. ben ürkerdim. kimseyi tanımıyorum gibi gelirdi bana. mahhalle beni tanırdı ama, ben kimseyi tanımazdım. puşttu biraz ama cezmi amca. adam ayırırdı. bunu hissederdim.

    yazını okuyunca bak nerelere gitmişim :) oralara gidince, hızla koşuyorum bugüne. yine koştum ve yoruldum. şimdi bir kahve yapayım kendime dinlenmek için :)

    sabah sohbeti gibi oldu bu. iyi geldi birader...

    YanıtlaSil
  4. Beni böyle, gerilere, burnuma kokusu gelen yerlere götürüyorsun ya, çok seviyorum o hissi.

    YanıtlaSil
  5. Aslında sen anlatırken benim aklıma da bir tane kuş tüyü ile yapılabilecek bir muzırlık geldi. Ancak senin gibi ben de kıyamazdım sanırım adamcağızı tatlı şekerlemesinden kaldırmaya. Şu an da eşimin işyerine yakın olduğu için Kahramanlarda oturuyoruz ve o eski bakkallar tarzında, ancak bunun dışında köyde kendi yetiştirdikleri karpuz zeytin vs gibi organik ürünler de satan bir bakkal dükkanı var hiçbir yerde bulamayacağınız şeyleri bulabiliyorsunuz.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  6. vay be güzel olmuş,özendim bak şimdi ben de bi gün bizim bakkal Ahmet Amcayı anlatayım :-)

    YanıtlaSil
  7. @ aslısın.. Bir gün de 60 ların Floransa'sını anlatırım.:)))

    YanıtlaSil
  8. @SBR; hangi Ahmet Aamca, Kaş'taki mi?:))

    YanıtlaSil
  9. @ Tutsak, işin aslı şu ki sağolsun , Pandora, metni aldı çoğalttı gitti. Eskileri de anmış oldu okuyanlar.

    YanıtlaSil
  10. peki cevabı öğrenecek mi? öğrenecek miyiz?

    YanıtlaSil
  11. Bilmemç Notu bulamamış.:))

    YanıtlaSil
  12. Tüh, ben de gerisini merak ediyordum. Bu şekilde bitmesi haksızlık ama.:)

    YanıtlaSil
  13. Taktın Kaş'a yani Avram :)Tamam yaptım bi hata, bi daa sessiz sedasız gitcem tatilime :)

    Ankara'daki bakkal Ahmet Amca'yı anlatıcam :-)

    YanıtlaSil
  14. şimdi bu Remzi Cezminin neyi oluyor?

    YanıtlaSil
  15. Şule; devam etmeye kalkarsam da bana haksızlık.:)

    YanıtlaSil
  16. SBR; hep derim, tatilin sessiz yapılanı makbuldür.:)

    YanıtlaSil
  17. L.killer; Valla ben de anlamadım, araya karışmış..

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)