15 Haziran 2011 Çarşamba

TUHAF BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ-2


SAAT: 09:45
    Bay Z daha bir saat önce yollanan metnin anlamını çözememişken, ikinci bildiri ile iyice şaşırmıştı. Yöneticilerimiz, sabah dokuzda mümtaz ve saygıdeğer vatandaşlarımıza bugün seçim olduğunu, geç saatlere kalmadan herkesin oyunu kullanmasını, böylece sonuçların hemen alınabileceğini, sandık başında birikmelerin yaşanmaması için istirham ederken.. Saat  tam onda yayınlanacak haberlerde okunmak üzere yollanan bildiri  epey sertti. 

    Sayın vatandaşlara,
diye başlıyordu. Oy kullanmanın bir görev olduğu hatırlatıldıktan sonra, seçim yasasının bilmem kaçıncı maddesine göre oy kullanmayanlar hakkında cezai işlem uygulanacağı,  bu işlemin özellikle memur olanların iş hayatını etkileyeceğini, vatandaşlık görevinin kutsal olduğu ve mutlaka yerine getirilmesi gerektiğini, sandık başlarında her türlü güvenlik önleminin alındığını, oy kullanmalarını engellemeye kalkışabilecek tüm kötüniyetli kişilerin engelleneceğini, asla çekinilmemesi gerektiğini, oy kullanmayan vatandaşların bu devlet düşmanlarından sayılabileceği uyarısı ile bitiyordu. Hayatında ilk kez böyle bir bildiri ile karşılaşmıştı. Hemen, diğer televizyonlarda çalışan arkadaşlarını aradı. Onlara da aynı metin ulaştırılmıştı. Akşamları yemek yediği, arada özel sohbetler yaptığı, bazen atlama haber yapmasını sağlayan, hatta arada birlikte çapkınlık turlarına çıktığı üst düzey yöneticilerin telefonlarını çevirdi: "Aradığınız kişiye.." kapalıydı telefonları. Terlemeye başlamıştı. Yüzünde, elli yıl boyunca hiç boyanmamış bir evin duvarlarındaki kirleri iki kat kapatacak kadar bol kullanılmış olan fondöten akmaya başlamıştı. Makyözünü arandı gözleri. Yayın başlamadan önce hem makyajını tazeletmeli hem de bu metni hangi tonda okuyacağına, mimiklerinin nasıl olacağına karar vermeliydi. Fazla zamanı yoktu.
 

BU SAATTEN YARIM SAAT ÖNCE :
   
    Emniyet Müdürü saygıdeğer yöneticisinden iki dakika önce telefonda yemiş olduğu fırçanın etkisinden henüz çıkamamışken, odasından içeri destursuz dalan karakol amirlerini karşısında görünce, önce ne olduğunu anlayamadı. Fırçanın harareti ile susamış, masasının ucundaki sürahiyi aranıyordu. Anlamı olmayan içi boş bakışlarla baktı, ne oldu diye sordu. Kapıda biriken ve beklemekten bunalan karakol amirlerinden bir kaçı, odaya dalıvermişti özel kalemin sözlerine aldırmadan. " Müdürüm, herhangi bir  olay  yok her zamanki gibi sakin ortalık  ama bir tuhaflık var; bu saate kadar insanların çoktan sandık başına gitmiş olması gerekli idi. İnsanlar evlerinden çıkıyor ama sandığa değil başka bir yerlere gidiyorlar. " Seçim merkezlerinde bu insanları engellediklerine dair herhangi bir bildirim var mı diye sordu ciğerinin yangını bir türlü geçmeyen amir.
-Hayır
Hırsızlık var mı?
-Hayır.
Seçim aleyhtarı bir propaganda? Barikat engel var mı suç niteliği?
-Hayır yok.
O zaman şimdilik talimat gelene kadar bizim de yapabileceğimiz bir şey yok. Yine de, civarınıza ekip çıkarın. Seçim merkezlerini kolaçan etsinler. Oradaki memurları da uyarın, gözlerini dört açsınlar. Etraflarına bir baksınlar neler oluyor? Bir de... Gezici ekip çıkarın bakalım, nerelere gidiyor bu kadar insan? İzlesinler. Ama sivil araç olsun uyarın.
Ciğer yangını Müdür, karakol amirleri gider gitmez diğer kentlerdeki devrelerini aramaya başladı. Aklına gelen tüm fikirlerin cevabı olumsuzdu. Başka bir şey daha geliyordu ama.. Daha neler demişti kendisine. Daha neler. Bir de şu sıcak olmasa.. Saygıdeğer Yöneticinin fırçasından beter diye düşündü.
         Yine tam o sırada, şehrin Jandarma Komutanına da tuhaf sayılabilecek bir telefon ulaşmıştı. Seçim nedeni ile sabahın essalâtında  sıcak yatağından kalkıp, komutanlık binasında kahvaltı yapmak zorunda kaldığı için söylenip duran, emekliliğine sadece 3 ay kalmış Albay, zaten sıcak olan havanın bunaltısına karışarak daha da bunaltıcı hale getiren postal, ter, bilimum ekşimsi kokular yatağı koğuşların hemen üstündeki odasında, eline geçirdiği dosyayı yelpaze yaparak serinlemeye uğraşıyordu telefonu çaldığında. Arayan, Bölge Komutanıydı. Şu saate kadar çoktan bitme aşamasına gelmesi gereken oy kullanma işlemlerinin henüz vatandaşlar tarafından gerçekleştirilmediğini, tuhaf bir durum olduğunu, Saygın Yöneticilerimizin birileri tarafından bu önemli günün sabote edilmeye çalışılıyor olduğundan şüphelendiklerini, emrindeki askerleri hazır durumda bekletmesini, emreden bir telefondu. Kapatması ile sıcağın artması bir oldu. Tüm hırsını emir erinden çıkartmak istercesine bağırdı " Oğlum! Çağır şu Yüzbaşıyı çabuk!"  

  SAAT : 10:00
     K. tüm sıcağa rağmen, klimayı açmaya gerek duymamıştı. Hava etkilemiyordu onları. Güneş ışınları sanki içlerinde serinletici buz parçacıkları da taşıyordu. Her değdiği yerde bir serinlik bırakıyordu, yanık izi değil. Saygıdeğer yöneticilerin az önce radyodan okunan duyurusuna rağmen yüzündeki erik tadındaki gülümseme değişmemişti.. Eşine bakmıştı önce sonra çocuklarına. Başını çevirdiğinde az önce yanından geçen araç sürücüsü de göz mü kırpmıştı ne. Yolda tek başınaymış gibi araç kullanıyordu ama, aslında yol kalabalıktı. Tüm şehir sanki sözleşmişçesine boşalıyordu aynı yöne doğru. Aklında ne seçim ne bildiri ne de yöneticiler vardı. Araçlar, konvoy halinde güneşin çağrısına uymuşçasına yol alıyordu. Benzer durum, K. nın kardeşinin şehrinde de oluyordu.  Babası da "hanım"ı ile hayatında ilk kez dalaşmadan, sessizce kalkmış, kahvaltılarını yaptıktan sonra, sokak başındaki taksi durağından taksi çağırmış, hazırladıkları çantalarını alıp yola çıkmışlardı. Saygıdeğer Yöneticiler, kolluk kuvvetleri, memleketin yılmaz savunucusu askerler dışında ve bir de seçim görevlileri, memlekette kim var kim yok ayaklanmıştı. Gürültüsüz patırtısız, araçlarına doluşmuş, taksi tutulmuş, mahalleli bir araya gelip dolmuş, otobüslere binmiş hiçbirini bulamayan damperli kamyonların kasalarında,  farklı  istikametlere doğru gitmeye başlamışlardı.
(Arkası bi yarın daha)

21 yorum:

  1. Akşam tamamlayacağım yoldaş dizginle kendini yetişemiyorum:)

    YanıtlaSil
  2. bak şimdi gitgide daha heyecanlı oluyor fazla uzatma arayı :))

    YanıtlaSil
  3. okudum...okudum...okudummm:)
    yarını bekleyim dedim:)(yalan):)

    kim bu adam, neden bu kadar çok düşündü?
    neden oraya, buraya gidip-geliyor?
    anlamadım ki:)

    zaman durmuş gibi bay zorro nun yanında.

    YanıtlaSil
  4. Nehir İda, yahu bitti. Yani öykü bitti.sadece yayınlamadan düzeltme yapıyorum o kadar.
    Maya, Ara vermek yok uzamaz. İki yayın daha tamamdır.

    YanıtlaSil
  5. Balık, kim nereye gidiyor yahu?:)

    YanıtlaSil
  6. adım BALIK kalacak:)

    adam, bir yerlere emir veriyor, gidiyor ya.
    ben bugün iyi değilim, anlayamadım galiba:)

    YanıtlaSil
  7. Baştan oku bence.Anlatması uzun sürer.:)) Biri polis amiri diğeri asker.yani nereye gidebilirler ki?:)

    YanıtlaSil
  8. Damağımda Saramago tadı kaldı ya:) İki ara bir dereye sıkıştırdığım iyi olmuş devam devam yol boş kaptır git:)

    YanıtlaSil
  9. Sen bi taraftan Maya öbür taraftan.. kim lan bu Saramago?:)))

    YanıtlaSil
  10. Körlük desem:)hakkaten bu hikayende daha bi buldum demek o senden esinlenmiş:)) Sen bilmediğine göre.

    YanıtlaSil
  11. Mayadan aldım bilgileri. Adam ölmüş yoksa açmıştım yarın davayı.:)) şaka bir yana da.. Saramago okumadım ama okumak farz oldu hakikaten.

    YanıtlaSil
  12. Mayam da mı demişti ee o da demişse doğrudur ama onun dediğini duymamıştım ben:)

    YanıtlaSil
  13. aha gördüm bir öncekinde demiş evet ya körlük değildi ki görmek:)) daha kaç ay olduysa okuyalı ama cidden ben de onu hatırladım dünkinden çok bugün

    YanıtlaSil
  14. kendi kurdukları şehre doğru mu yol alıyor insanlar, kimsenin kimseyi yönetmek zorunda kalmadığı, gittikçe merak ediyorum :-)

    YanıtlaSil
  15. O kadar uzun boylu değil.:)

    YanıtlaSil
  16. çok uzun sonra gelip salim kafayla okumak lazım :)

    YanıtlaSil
  17. Yollarım ben sana tamamını.

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)