28 Haziran 2011 Salı

FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI

    Sokağın hemen başındaki dükkanının önüne attığı sandalyesinde, höpürderek içtiği sabah kahvesinin köpüğünü dalgın dalgın izleyen Aktar efendinin yüzünde,  kafasını kaldırdığı anda   gülücükler açtı. Mahallenin sevimli Farfara Teyzesi, elindeki bastonuna vücudunun üçüncü bacağı imişçesine yaslanarak, eskilerin merdaneli dediği büyük kalçasını sağdan sola doğru hoplatan yürüyüşünün yarattığı titreşimleri, sokaktan gelen geçen herkesin ayak tabanında hissettirerek yol alıyordu. “Kesin bana geliyor” cümlesi, sessizce dökülüverdi Aktar Efendi’nin dudaklarından, kahve fincanına doğru. 

     Emekli banka memuru Nevin hanım’ın, tüm uğraşısına, doktor doktor gezmesine rağmen, bir türlü hamile kalamayan okumuş kızı sonunda pes etmiş, annesinin baskılarına dayanamamış, Farfara Teyze’ye teslim olmuştu. İşte sonunda, ünü yıllar içinde mahalleyi aşıp, bu eski ilçeye yayılan; ünü yayıldıkça süvari çizmeli Zahiri Hanımın, “en sevmediği kişiler” sıralamasında herkese fark atan Farfara Teyze’nin, envai çeşit otlarlardan imal ettiği ilaçlarından medet ummaktan başka yapacak bir şey kalmadığını O da anlamış, ziyaret haberi de tüm mahalleye anında yayılmıştı. Bu ziyaret kulağına geldiği için de, evinden pek çıkmayan, mahallenin en eski ve tek bahçeli kâgirinin bahçesinde, beslediği hayvanatları ile zaman geçiren Farfara Teyze’nin, sallana sarılsa gerçekleştirdiği bu yürüyüşün baş hedefi olduğunu tahmin etmesi zor olmamıştı Aktar Efendi’ye.  Farfara Teyze’nin yetenekleri, sadece koca karı ilaçları ile sınırlı değildi. Terzi Nazım Efendi’nin karısı, oğlunu askere uğurlarken, tutturmuştu kapının ağzında: Ye şu ekmek diliminin yarısını, yarısını da eşiğe bırak  diye. Neymiş, kazsız belasız dönermiş askerden. Nazım Efendi de telaşlanıyordu ama.. ekmek mi geri getirecekti çocuğu? Anladı tabii Farfara’ nin başının altından çıktığını. İlkokul arkadaşı idi merdane kalçalı Farfara. O zamandan meraklıydı bu işlere. Anneannesinden öğrendiklerini tüm sınıfa anlatır durur, anlattıkları ile korku düşürürdü herkesin yüreğine. Daha sonraları, çocukluk hevesinin yerini, gençlik merakı almış ve erkenden evlendirildiği nalbur Mehmet’in, evlendikleri gece suratına attığı tokat, az daha gerdeğe bile giremeden boşanmış kadın olmasına sebep olacaktı. Neymiş, ilk kim tokadı basarsa, evde O’nun sözü geçermiş. Konu komşu zor almışlar rahmetlinin elinden. Hep anlatır dururdu Farfara Teyze özel olarak davet edildiği kadın günlerinde, “ilk gece ben Ondan sonra uyuduğum için, önce O göçüp gitti” diye. Yalnız kalmaktan memnun muydu bilinmez ama rahmetli, yakınır dururdu   kahvede akşamları,  “aaydi epsi neyse de, soğanın tadını unuttum” diye. Olur a, keserken bir parçası bile olsa düşer, görmezler üstüne basarlar. Soğana basarlarsa evi de fakirlik basar sonra korkusu, Farfara’nın soğanı alışveriş listesinden çıkartmasına sebep olmuştu. Olan da Nalbur Mehmet’e olmuştu. “Soğansız yemek, yavan olur be yaa” diye, hiç vazgeçmediği Trakya şivesi ile söylenirdi  kahvede çayını yudumlarken.   
     Asıl ününü  daha genç olduğu vakitlerde, mahalle camii imamının, gözbebeği torununun fıtık tedavisi sırasında   kazanmıştı:  Oğlanın anası, imamın gelini, yaşıtı olan Halime’nin ağzından girip burnundan çıkarak ikna etmiş,  çalı ağacının dalını yarıp, oğlanın boklu donu  geçecek illa diye. Farfara önde Halime arkada, çalı ağacı aramışlardı koca şehirde. Buldukları tek ağacın dalını yarmak için iki saat uğraşmışlar, sonunda da hem dalı, hem de Halime’ nin kolunu yarmışlardı. Hastanede gelinin koluna sekiz dikiş atılan İmam, bir hışım kapısına dayanmasına dayanmıştı da rahmetlinin hatırına işin peşini bırakmıştı. Çocuğun fıtığını tedavi ettiğinden değil, imama bir ağız dolusu saydırtmayı başaracak kadar delirttiği için kazanmıştı ününü ama olsun.  İnsanlar saydırma ve kolun kesilme kısmını unutmuş, yapılan ameliyatı yok saymış, Farfara Teyzenin yeteneğini konuşur olmuştu.
      Mahallenin kadınlarının gün yaptıklarında en büyük eğlenceleri, Zahiri Hanım ile ikisinin bir araya gelmesi idi. Zahiri Hanım ne kadar kızar köpürürse, Farfara Teyze bir o kadar sakindi. Tebessüm eder durur ve “Zahiri, bu işler senin okuduğun kitaplardaki işlere benzemez” der, başka bir şey demezdi.
   Tüm hayatını yıllardır araştıra soruştura öğrendiği bu gizli bilgiler  üstüne kurmuştu Farfara Teyze; evin sağından solundan çıkan çaputlara-nazar boncuklarına ve soğansız yemeklere rahmetli de, tek oğlu da alışmıştı yıllar içinde. Sadece, oğlu evlendikten sonra  gelini ikna edememişlerdi. Ne gelir ne de torunu gönderirdi Farfara Teyze’nin bu akl-ı evvel işleri yüzünden. Resti çekmişti kocasına: Gidiyorsan, sen tek git.
   Evlenecekler kızlar, Farfara Teyze’yi buluyordu; çocuğu olmayanlar kapısında yatar olmuştu; herifinin kesilmeyen gece âlemlerinden, içkisinden, kumarından bıkanlar kadınlar da öyle. Yeni doğanlar için reçeteleri ayrıydı, kimsenin bilmediği duymadığı yöntemlerle önlemini aldırırdı heyecanlı anne-babalara. Araba alanlara nazardan nasıl korunacağını, ev alanlara hırsıza-yangına karşı tedbirleri ilk o öğretirdi. Çağrılıp çağrılmadığına bakmaz, kapıda bitiverirdi insanların Farfara Teyze.
     Bir tek, daha ilkokulda iken ölen kızına çare bulamamıştı. Bir tek Onu koruyup kollayamamıştı. Taksici Numan anlatmıştı, en son hastaneye yetiştirmeye çalışan oydu çünkü maailece hepsini, O söylemişti; devriliverdi Farfara Teyze’nin gözleri diye. Öyle bir devrildi ki.. tam da, Teyzem, kurtar beni şu Zahiri Hocamın şerrinden diyecektim.. ağzımı açamadım demişti.  Ses etmez olmuştu artık tüm mahalleli o günden sonra. Zahiri Hanım bile daha az dalaşır olmuştu. Bir de günlerde bulaşmasa kendisine, belki hiç kavga bile etmeyecekti. Bir o zaman, Farfara’nın o lafını duyduğu anda dayanamıyordu: ”Bu işler senin okuduğun kitaplarda olmaz Zahiri”
     Farfara Teyze, o koca kalçasını bir sağa bir sola sallayarak, mahallenin o işlek caddesi kabul edilen sokağında, ayaklarınızın tabanında hissedilen titreşimleri salmaya başladı mı bilin ki, vardır yine kovalanacak bir cin; deliğine sokulacak fare; doğrulacak çocuk; kem gözlerden saklanacak ev-araba.



HAZİRAN 2011

18 yorum:

  1. ne iyi ettin, ellerine sağlık :) her mahallenin bir farfara'sı varmış ya eskiden, bizim de vardı. annem de zahiri hanım'a denk düşüyor galiba. atadan dededen kalma ilim irfan yoksunu tavsiyelere alabildiğine hınçlanırdı. ben hiç çul çaput bağlamadım ağaçlara ama severim farfara teyze gibileri. onlar konuşsun, ben dinlerim. gevrek gevrek gülerim bir de. yapması farz değil ya?

    YanıtlaSil
  2. Mahallelerin her telden, her türden insanları vardı. Farfaralar, Zahiriler deliler küpeliler akıllılar akılsızlar. Taksici Numanlar, fırlamalar.. Apartman çıktı mertlik bozuldu.:)

    YanıtlaSil
  3. Süper de olmuş iyi ki demişiz:))

    Farfara dedin diye salakça dilime dolanan 'oy farfara farfara' şarkısı okurken kısıldı kıslıdı hatta suçluluk duydum yok bu şarkı olmazmış diye.

    YanıtlaSil
  4. Ebru o şarkı haikaten gitmez be. edepsizliğin dik âlâsı o türkü.:))

    YanıtlaSil
  5. kıskandım bu yazıyı,çok güzel.

    YanıtlaSil
  6. Mahalleler varken her şey daha kanlı canlıydı. Eski mahallemizin her insanı gözümün önünde.. seslerini dahi duyabiliyorum.. şimdi ise her gün gördüğüm insanlar bile yoklar.. yaşamıyorlar sanki.. Renklerimizi kaybettik sanırım. Gerçi bloglardan oluşma bir mahalle kurmadık da değil hani.. Çok keyifle okudum yazınızı.. Nehir İda aklıma kazıdı şarkıyı artık akşama dek söyler dururum.. oy farfara farfara diye:)

    YanıtlaSil
  7. Ezilmiş domates (domates suyu oluyor); ben senin o yastıkta yatan kediyi daha çok kıskanıyorum.:)
    Karoshi; Mahalleye nerden kaydı bu konu.:)) Ama sonuç itibarı ile mahallede ne ararsan vardı eskiden, doğru. Ama şeytanın avukatlığını da yapayım ben: Peki o kadar saydam, görünür ve bilinir olmak, günümüzde ne kadar hoşumuza gider sence? Perde aralarından takip edilmek, fısfıs dedikodunun yapılması; mahalleye giren çıkanın saat saat bilinmesi.. BUGÜN.. kaç kişinin hoşuna gider? Benim gitmez, misal. Modern zamanın yalnızlık denen dozajı aşımı halinde bunalıma sokan o uyuşturucusuna da ihtiyacımız var.

    YanıtlaSil
  8. Bu romantik yaklaşımımdan sonra, ayaklarımın bu şekilde yere bastırılacağını tahmin etmedim desem yalan olur. Yazarken aklıma gelmişti:)Öte yandan mahalleye kayması kaçınılmazdı konunun.. Farfara Teyze, mahallenin sevimli Farfara Teyzesi yaa:) Belki modern demediğimiz zamanlarda da insanlar bu kadar yalnızdılar ama bu "şekilde" yalnız değildiler. O uyuşturucuya ihtiyaç var, haklısınız.

    YanıtlaSil
  9. Tamam sustum diyeceğim ama yok söylüyorum karoshim sesin geliyor senin de:)))

    YanıtlaSil
  10. karoshi; aslında karizmasından rahatsız olup, façasını bozabilmek için son anda ekledim o kız çocuğu bölümünü ama.. etkisi olmamış anlaşılan.:)
    O zaman bizim mahalle ütopik mahalle olsun. (Bir dakika.. Bir ses geliyor; Ne, ütpoyalar da aslında despottur mu? Vay anam!! durmuyor şeytan dürtüyor.:)) uçuk-ütopik diyelim o zaman. Uçuk-ütopik mahalle.) isteyen mutlu isteyen mutsuz; steyen yalnız isteyen kalabalık. Dileyen Zahiri ve şurekasına takılsın dileyen Farfara'yı dinleyip kahkaha atsın, çay kahve içsin. Keyfi gelen, Numanın gece maceralarına dalsın.

    YanıtlaSil
  11. Ebru.. Koro yapın, tam olsun.:)

    YanıtlaSil
  12. Bir türlü hamile kalamayan emekli banka memuru Nevin Hanım'ın okumuş kızı sonunda pes etmiş, .....

    hamile kalamayan Nevin mi, kızı mı? :) "emekli banka memuru Nevin hanımın bir türlü hamile kalamayan okumuş kızı" olmalıdır doğru söz dizimi,efem:)

    İlla bir şey bulacağım ya...Alışkanlık oldu bu, sevmem oysa :)

    YanıtlaSil
  13. Kendiniz için belirlediğiniz rolden ben son derece memnunum.:)Bir kere, okunmuş olduğunun göstergesi o.:)
    Haklısın, yanlış söz dizimi. ÜStelik iki kez elden geçip düzeltilmiş bir cümlede yapmamam gereken bir hata. Sevmeden hiiiçbir şey yapılmaz.:))

    YanıtlaSil
  14. 'Aktar Efendi'nin dıdaklarından'

    Ben de kızarsın diye demiyordum ha bi de onlar mı çıktı dersin diye tırstım:)) Yukarıdakikinde de dıdaklar demişin ha bir de yoldaş satır sonu hizalama yapıversen.
    Teşekkür ederim:))

    YanıtlaSil
  15. Kime ne zaman kızdım yahu bu konuda?
    O senin dediğin klavye hatası, onu da bi zahmet sen düzeltiver.:))
    satır sonu hizalama.. Daş yok mu daş??

    YanıtlaSil
  16. Benim koca okusa en az 1 saat uğraşır word e alır düzeltir sonra okur öyle manyak:)) Gerçi işi adamın:)

    YanıtlaSil
  17. bak şimdi farfara teyzeyi ve efsunlarını mı salarsın başıma yoksa kendin mi bela olmayı seçersin bilmiyorum ama şu "mim" olayı sen de bir başka duruyor yahu. bir ara boşladın da "mim" bahanesiyle mi ele aldın kalemin dinginlerini bilemem ama ben çok memnunum bu bahane ile kaleminden dökülen öykülerden...

    sen hep mimlenme demiyorum elbette ama sen hep yaz emi...

    YanıtlaSil
  18. Bahane ile yazdım diyeyim. Tamam da her o zıkkımdan da bir şey çıkmaz ki. Denk geldi işte.:) Ben hep yazayım diyorsun. Bak o kısmı sorun olmaz.:)) Nasıl olsa deli saçması yazma hakkım baki.:)

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)