30 Haziran 2011 Perşembe

BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN


   "Numan Abi, senin yedi bela geliyor haberin olsun.." bu cümleyi duyması ile Numan'ın taksiyi bırakıp, mahalle kahvesine doğru faryap etmesi bir oldu. Bir oldu çünkü başına gelecekleri biliyordu mahallelinin deyişi ile "taksici" Numan, mesleğin eskilerinin  hatta ancak eskiler levhasına kayıtlı olacak kadar eskilerin deyişi ile ise " Ulrike" Numan. "Ulrike" Numan diyebilmek için kendisine, eskiler levhasına kayıtlı olmak lazım-dı. Yoksa diyeni Numan'ın elinden kimse alamazdı. Ama biz, Ulrike' nin nerden gelip, neden takılı kaldığını sonra anlatacağız, şimdi henüz zamanı değil.
     Babası bostancı Recii'nin keleği, anasının bir tanesi  Numan, mahalledeki taksi durağının bugün için en eskisi ve başkanıdır. Burada doğmuş, burada büyümüş, evlenmiş çocukları ortalığa salmış, senelerdir taksisini yıkadığı deterjanlı sularla her gün hiç aksatmadan sokağı sulamaktadır. Uzun boylu olmasa da babayiğit görünüşünü, omuzları taarruz kartalı gibi açılmış yürüyüşünden, vücudunun ağırlığını sandalyeye yaklaşırken bile hissettiren  oturuşundan almıştı. Hocası, can kardeşinin anası Zahiri Hanım'dan her zaman köşe bucak kaçar, belki kızının taksisinde ölmesinden sebepli, Farfara Teyzesinin her gün elini öpmeden işe çıkmaz, oğlanlara öğlen  okul çıkışı kokoreç yedirmeden eve göndermez, şehrin veresiye iş yapan tek taksisi olduğu ile övünerek ortalıkta gezmez bir adamdır Numan. Çocukluğunda vurulduğu Mavi, gıcır gıcır bir Oldsmobille yüzünden içine düşen, ciğerini yangın yerine çeviren  araba tutkusu, sonunda mesleğe dönüşmüştü on dokuzuna bastığında. Sevdiği çok, tutkuları azdı Numan'ın. Epi topu iki tane: Biri araba diğeri de Farızî. Zahirî Hanım'ın kızı. Hani, haftada iki gün çocuğuna bakması için getiren...
     Ona da   okul önlüğünü giyip, Ali ile peşlerine takıldığında vurulmuştu. Nasıl ki daha önce gördüğü otomobiller değil, o mavi Oldsmobille  yangını düşürmüşse yüreğine, Farızî'ye de daha önceki görüşlerinde değil, önlüklü, beyaz çoraplı, saçları iki  yandan örgülü hali ile görünce tutulmuştu. Yaşam nasıl ki eskitiyorsa tüm tutkuları, bunlar da eskimiş, küllenmişti ama her zaman bağlı kaldı tutkularına Numan. Hep, gördüğünde ya da aklına düştüğünde külün altından hissedecekti ateşlerini.   
     Mahallenin orta yerinde, şehre inat direnen Kör Agop'un meyhanesi, eve gitmeden uğrak yeriydi Numan'ın. Ali anasını ziyarete geldiğinde ise, şenlik yerine dönüşüyordu.    İki dublesini atıp öyle yollanırdı evine. Sözü vardı Mini Kız'a, eşine: Evde içmek yok. Tek istisna, bayram günleri. Bayramlarda efkâr çökerdi Numan'a, yarım şişeyi bitirir, çipilleşen çakmak çakmak gözleri, sarıyı mavi, Mini'yi Farızî görmeye başladığını anladığı anda,  gider yatardı.
       Farızî ile Ali'nin Üniversiteyi kazanıp gideceklerini öğrendiği günden  iki gün sonra, düğünü vardı Numan'ın. Ali'nin değil ama, Farızî'nin gidişi koymuştu. Düğün boyunca içindeki yangına çare olsun diye kova kova içtiği rakının acısı, acil serviste çıkmıştı. Dört kolunda dört arkadaşı, başlarında babası zor yetiştirmişlerdi hastaneye; rengi yeşil, cildi kırmızılaşmış, çenesi kale kapısı gibi kilitlenmiş Numan'ı. Anası babasını boğacaktı, babası bostancı Recii de arkadaşlarını; özellikle de Ali'yi. Rakıları Kör Agop'un bahçeden aşırıp da, ayrana karıştırıp bu keleş oğlana içiren Aliydi çünkü. O gün, yani hastane odasında yatarken, Ali elinde bir kitapla çıkıp gelmişti. Yarı tuğla kalınlığında bir kitap. Hayatında, ders kitapları dâhil kitap okumamış olan Numan, - tüm derslerden taa ki yakalanana kadar Ali'den kopyaladıkları ile geçiyordu-  bir kitaba bir Ali'ye bakarken, O  kulağına eğilmiş " Bir bunu oku koçum; tüm hayatın boyunca okuyacağın tek kitap olsa da oku bunu. O zaman anlarsın, neden sana Olric dediğimi" diye fısıldamıştı. Ali, son üç senedir Olric aşağı Olric yukarı diyordu Numan'a. Adı sanı kalmamıştı Ali'nin yanında.  "Ulrike" nin doğuş anıdır da bu aslında. Ama biraz daha sabırlı olmanız lazım. Hâlâ henüz erken.
    Numan'ın yine anasının zoru, Zahiri Hanım'ın kumpası ile dışarıdan bitirtilerek  alınan diploması, babası bostancı Recii tarafından hükümsüz sayıldığından, on yedi yaşında başlayan zoraki bostan ve karpuz maceraları, babasının, anasının zorlaması olmadan,  doğal yollardan  vefatı ile on dokuzunda bitivermişti.             
    Numan hızla zamana uyum sağlayarak, bostanda karpuz yerine beton yetiştirmenin daha kârlı olduğuna hükmetmiş, müteahhidin birisi ile anlaşarak iki dönümde kat karşılığı iki bloktan  beş daire  yetiştirmiş, elde ettiği ürünlerden birisini satarak taksisini çekivermişti kapının önüne. Tüm bıçkınlığına, ele avuca gelmez görüntüsüne rağmen, çalışkan adamdı. Taksinin plakasına tamamen sahip olup cumhuriyet altını gibi asıvermişti kendi adını taşıyan vergi levhasını beş senede.  Kör Agop'un yangını erken görüp, babasını dürtüklemeyi akıl etmesi ile evlenen, çoluk çocuğa karışan, küllenen tutkuları ile baş başa yaşayan Numan, eskiler için "Ulrike" Numan.. Ali geldiğinde coşan, Farızî'yi gördüğünde rakı arayan, çocukları ile avunup eşini seven Numan..
   Tamam, zamanı geldi anlatmanın, neden "Ulrike"? Ali, yaz ayında mahalleye gelip de   taksiyi ilk gördüğünde doğru terzi Vahdet amcaya koştu. Ondan küçük bir atkı yapmasını istedi ve atkının üstüne bir şeyler yazdırdı. Sonra gelip, Numan'dan bu atkıyı ne olursa olsun, her zaman arabasının arkasına, camdan görünecek şekilde sermesini istedi.
    Atkı serildiğinde, kim var kim yok başta eskilerin eskileri olarak levhaya yazılı olanlar dahil taksinin başına toplandılar. Herkes ne yazdığına bakıyordu. "Olric kim?" diye sordu birisi. Olric değil, Olrik okunacak, İngilizce isim bu dedi başka birisi. İyi peki, Olrik kim o zaman? diye sordu bir başkası. Büyük adam dedi Ali... Çok büyük adam. Madem, cyi k okuyoruz, o zaman oyu da, u okumak lazım dedi eskiler levhasından birisi. İtiraz hakkı olmaz eskiler levhasına dedi Ali. Ulrik yani, dedi gençlerden birisi.  Ulrik evet. Benim bildiğim, bir tane Ulrike Meyfard vardı dedi, durağın malumatfuruşu. Ali sırıttı. Eski yüksek atlamacı. Tamamdır dedi levhanın birinci sırasındaki üstat. Ulrike o zaman.. Olric oldu, Ulrike.. Ama sadece levhadakiler için. Bir de Ali..
"Güçlü olmak artık beni yoruyor Olric, herkese karşı dimdik olmak..."  
 
 

HAZİRAN 2011

8 yorum:

  1. Biz bu Olric'i boşuna sevmedik işte. Bak her zaman her yerde...

    YanıtlaSil
  2. İki gün önce düşürdüler aklıma.. sanırım, yakın zamanda tekrar okuyacağım. Bir de, taksicilere dikkat edeceksin; kime, nerde, nasıl çatacağın belli olmaz. Ağzın açık kalır.

    YanıtlaSil
  3. Öykülerinizi zaman buldukça okumaya çalışıyorum. İlki bu oldu ve ne güzel oldu. Kaleminize sağlık.

    Bir de tam Hakan Günday'ın "AZ"ını okumuştum yakın bir zamanda. Orada Derda karakterinin sırf Tutunamayanlar'ı okumak için okuma yazma öğrenmesi, sonra aslında çok fazla anlamadığı cümleleri sezgiyle kucaklaması, yazarın kitabı kalbine yerleştirmesi Derda'nın... öykünüze paralel olduğu için bahsettim.

    YanıtlaSil
  4. bir üçlemenin sonuncusu idi. Bundan önceki iki öykü ile başlayan bir şey. Hoş, öykü diye de başlamadı ama.:)) Öykü oldu mu onu da bilmiyorum. AZ.. Okusam mı okumasam mı kıvranıp duruyordum; okumak farz oldu.:)

    YanıtlaSil
  5. E artık farz oldu, kaç haftadır bir daha okuyayım diyodum, artık zamanı gelmiş :-)

    YanıtlaSil
  6. Üçlemeyi mi? Vaktin bolsa oku bakalım.:)

    YanıtlaSil
  7. Üçlemeyi okudum tabi kii :-)) Tutunamayanlar'a başlicam bir daha, durup durup şu aralar okuyasım geliyor :-)

    YanıtlaSil
  8. Ağlamak istiyorum.. İnsanlar Oğuz Atay'ı benden daha çok seviyor..

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)