22 Nisan 2011 Cuma

Son Çalışma...

   Öyle mi yazsam, böyle mi yazsam… Takıp takıştırmış sürüp sürüştürmüş, rüküşlüğü yüz metre öteden belli olan, orta yaşı elinde sopa ile değilse de makyaj ve takıları ile uzak tutmaya çalışan  kadın tadında mı olsun yoksa henüz reşit yaş sınırına yeni gelmiş, ergenlik ile olgunluğun çatışmasının ilk demlerini, kırışıklık olarak değil ama kaşlarının alınmamış kalınlığında yaşayan sıradan yeni yetme genç kız rahatlığında sade bir yazı mı?... Diye, derken… Boş boş ekrana bakarken…

  
    Sanırım benim için en güzel yanı üç ayı bulan atölye çalışmalarının, yazdıklarımı okurken sıkıntılar bassa bile okumak için kendisini zorlayan- çabalayan, anlama merakını anlamlandırma çabasına ekleyebilmiş Melih Ergen ile tanışmak oldu.
   
     Ve her seferinde aynı çocuksu şaşkınlıkla kaşlarını hafifçe kaldırıp, - Bunları yazmaya vakit buluyorsun ya… Cümlesi ile başlayan, delilerin birbirini metrelerce öteden tanıyabilme yetisi ile. Yazmak, hayat ve bir tür delilik ise usta deliler vardır, ( gerçek ) hayatın aslında başlı başına delilik olduğunu bilen. Melih Hoca gibileri yani. Bir de bizim gibi deliliğe âşık olup, peşine takılan ama deli mi yoksa okuduklarına bakıp plasebo etkisi yaşayanlar mı oldukları sonradan anlaşılabilecek olanlar.

   Aralık ayının sonlarında başlayan yolculuk, bana ne kazandırdı derseniz Melih Hocanın da izinli olarak çaldığı ama tam da her hafta pazartesi akşamları yapılan toplantıların en temel sonucunu açıklayan başkasına ait bir cümle ile açıklayayım: Raflardaki kitapların sırasının değişmesi.
   
    Benim raflarımın yeri, kitaplığımın boyutları yüzünden değişmedi ama o raflarda yer alan kitapların içinde yer alan, okuduğum satırlar değişti. Bir tür şifre çözücü görevi gördü kısacası. Şifre çözücü, bir kilide dönüştü ve elimdeki kelepçeden kurtuldum. Ne yazdığımın okuyanlar tarafından önemi olan, belki de önemsizleşen;  kendi açımdan ise yazabildiğimi görmemi sağlayan bir çaba. Şifreler bilgiye dayanır okuma ve yazma macerasında, el yordamı ile edindiğimiz bu bilgiyi kullanmadığımızda ise bir süre sonra unutulur ve kelimelerin şehveti kaplar içimizi. Siren kayalıklarından şarkı söyleyen denizkızlarının etkisine girmiş eski zaman denizcileri gibi kapılır gideriz kelimelerin ahengine. Melih Hoca’nın yaptığı var olan ama unutulan bu bilgiyi yeniden ortaya çıkarmak oldu. Bu da şifre çözücüyü yeniden harekete geçirdi. Kelimeler değişti, yeni anlamlar kazandı ve simyanın en büyülü anı yaşandı. Zihinde çözülen kelimeler, elde nefes almaya başladı. El canlandı, deniz kızları sustu. Kağıdın üzerindeki satırlar kendiliğinden dökülmeye başladı birer birer.

Değeri olup olmadığını anlamak, daha doğrusu anlamlandırmak ise bize kalmış bir çaba.

Ben şimdilik, ilk paragraftaki gibi bir cümlemi ciddiye alıp,  okuyacak birisini bulmuş olmanın tadını çıkarıyorum. Nisan 2011

8 yorum:

  1. bir Melih Hoca olamam elbet. ama sadece ilk cümlesi değil aslında her cümlesi ciddiye alınacak yazılar yazman ve çok daha iyilerini de yazabilecek olman (ah şu tembellik) konusunda Melih Hoca ile aynı fikirdeyim!

    YanıtlaSil
  2. hay bin kedi kuyruğu. yine mi kentsoylu... küçük burjuvanın asalet takıntısı mı yoksa (bunu çaldım bi yerden:) sekiz milyon yüzyirmibeşinci defa uyarı....

    YanıtlaSil
  3. @Arı Kaptan ile aynı fikirdeyim sanırım; daha iyi yazmak ile uğraşmaktansa çipuranın peşine takılıp olta sallamak çok daha ciddi bir iş.:))
    @Kedi; tamam kendince haklısın da şu da var: Yazı atölyede okunurken kimse o kentsoyluya takılmadı, plasebo etkisi üstünde tartışıldı. Kaçıncı kez söylediğini saymadım ama o kadar da değil..:) Aslında, doğrudan küçük burjuva demek lazım ama o da başka çağrışımlar yapıyor. Hele o cümlede kullanım amacına bakarsan hiç olmaz!:)) Belki kaldırmak daha uygun. Unutmuşum yahu Allah Allah, gelme üstüme cuma cuma.

    YanıtlaSil
  4. Plasebo etkisi...güzel saptama...
    İlk cümleni de son cümleni de aynı ilgiyle okurum be usta,şunun şurasında kaç kişiyiz ki gönlümüzden geçenleri ellerimizle teslim ediyoruz gönlüne yakın olduklarımıza.

    YanıtlaSil
  5. @ Ebruli, bir arkadaşım şaka yollu ( hakikaten şakaydı ) kifayetsiz muıhteris ler sizi demişti...Kifayetsizliği alır kabul ederim her zaman da muhterislik kısmı uzaktır bana. Hiçbir şey için muhterem de olmayı sevmem muhteris duygular beslemeyi de beceremem. Çok insanda da bunun olduğunu sanmıyorum zaten ama ara sıra kurcalar da kafamı hakikaten öyle mi diye. Ne denir ki şimdi sana eyvallah demekten başka.Sağolasın.

    YanıtlaSil
  6. Anlaşılan bir veda yazısı yazmışsınız ve yine anlaşılan iyi duygularla ayrılmışsınız.Eh, biz de artık sizdeki yazma farklılıklarını daha iyi takip edeceğiz demektir, gözümüz üzerinizde:)
    Şaka bir yana bir farkındalık yaratmış bu atölye, demek ki iyi bir atölye olmuş.Bazen öğrenilen bir tek şey bile çok farklılıklar getiriyor insana, okurken de yazarken de...

    YanıtlaSil
  7. Avram Usta hakikaten ustalığın anlamını veren yazılar yazıyorsun.özene bezene kurduğun cümlelerini kıskanıyorum:))) Allah ilhamını eksik etmesin.
    iyi ki varsın..

    YanıtlaSil
  8. @Kamikaze yok yahu özene bezene olsa, "bak kaptan, sonra kızma bana " dememe rağmen, silah zoru ile aldığı claire çıktılarını ertesi hafta kafama atmazdı.:))) Şaka bir yana epey kötü bakmıştı ne bunlar diye. Sakin Kaptan, alıştırma bunlar deyince fazlaca ses çıkartmadı. Okunuyorsa eyvallah...
    @Nçizane hanım, siz önce o iki sayfa yorum yaptığınız öykü benzeri "şey" e bir daha göz atsanız önce...Bakalım bu sefer, olmuş dedirtebilecek miyiz?:))
    Öğrenme, öğretme ve ders üzerine bir şeyler karalıyorum zaten.Neler yapıldığını orada daha net görebilirsiniz. Bizimki bir öğrenme-öğretme faaliyetinden çok paylaşma sohbet, yeniden üretme birlikteliği idi. İyi ki de öyle oldu yoksa beni bağlanasalar durmazdım.:)

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)