28 Nisan 2011 Perşembe

CLAİRE/Bölüm-2

  Asansör kabininden gelen Chopin ezgilerinin tüm vücudumu sardığını zannettim daha adımımı atar atmaz. Taze traşımın üstünü kaplayan losyon kokusunu bile bastırmıştı müzik.
  Yemek saatini epey geçen bir vakitte çıktım odadan. Yanıma aldığım tek takım elbisemi giymeye kıyamamış, kotumu ve gömleğimi çekivermiştim üstüme. Bu saatten sonra nasıl olsa kumarhanenin servisi emrimde olacaktı. Hastane acil servislerinden farksız faaliyet gösteren kumarhaneler için mutfak, yirmi dört saat açıktı. Fazla müşteri olmasa bile - çünkü ben aşağı inerken saat daha akşamın Onu olmuştu- bir şeyler bulabilirdim. Her ne kadar sıradan müşterilerine ucuz içki ve kötü aperatifler verecek olsalar da, midemin tüm gücü ile hissettirdiği açlığı bastırabilirdim orada. Büyük lobby nin diğer ucuna konulmuş olan “Casino” yazısı, kumarhanenin girişini gösteriyordu ve yazı ile yetinmeyen otel yönetimi, mini etekli uzun boylu, bol makyajlı, sarışın iki genç Rumen kızını da yardımcı olmalarından çok dikkat çekebilmek için kapıda bekletiyordu.


 Kumara merakımdan değil, bedava içki, rengârenk ortamı ve bolca harcanacak vakit için en uygun mekân olduğundan tercih etmiştim burayı. Daha ilk gecemde Bükreş sokaklarına çıkmak istememiştim. Uykum yoktu ama yorgunluğu henüz tam atlatamamıştım. Elbette birkaç kuruş harcayacaktım içeride ama o harcadığım paranın iki üç katı değerinde viski, yiyecek yanında puro ya da sigara ile zaten harcadığım paranın karşılığını alacaktım. Kızlara sırıtarak içeri girdiğim anda  volümlü müzik, makinelerden, masalardan ve tavandan yayılan ışığa eşlik ederek yakalayıveriyordu içeri girenleri. Tavandan sarkan, spotların ışığını yansıtan dev küreler, avizeler, yanıp sönen spotlara, jetonla çalışan makinelerin sesi ve yanıp sönen ışıkları ve müzik karışmıştı. Henüz ortam, insan yükünü almasa da içerideki müşteri sayısı, çalışan sayısından fazla görünmekteydi, bu da kumarhanenin yavaş yavaş ısındığı anlamına geliyordu.
   İçeri girdim; gözlerim alıştı ve garson kızlardan bakışlarımı kaçırabildiğimde, büyüklüğünü anlayabildim kumarhanenin.
   Bu dünyada, iki tür yapı labirent şeklinde mimarilendirilmiştir. Biri alışveriş merkezleri diğeri de kumarhaneler. Amaç içeri girenlerin para harcaması olduğundan, sizi ne kadar çok dolaştırır ve ne kadar çok mağaza ya da makine ya da masa ile burun buruna getirirlerse, o kadar çok insan ökseye yakalanmış kuş gibi yapışıp kalır. Siz cüzdanlarınızın alabildiği kadar nakit, hesaplarınızın hacmi kadar kredi kartı taşıyacaksınız ki o yüklerden sizi bu yapılar kurtarabilsin. Bunun en basit yolu da, çıkışı bir türlü bulunamayan, kaybolma hissi yaratan yapılar ve mekânlar sunarak sağlamaktır. Yürüyen merdivenler nasıl ki bir uçtan bir uca inşa edilmişse alışveriş merkezlerinde, kumarhanelerde de makineler dehlize yerleştirilmiş gibi yerleştirilmiştir ki, siz çıkmak istedikçe aslında merkeze yani asıl para kaybedeceğiniz yerler olan Black Jack-Barbut-Rulet ya da Poker masalarına ulaşabilesiniz.  Makineler cazip gelmezse, masaların ışıltısı ve çağrısı sizi yakalayabilsin. Makinelerde pompalanan adrenalin, bir süre sonra sizi daha cazibeli ve davetkâr olan oyun masalarına çekebilsin. Kumarhanelerdeki sınıf atlama göstergesidir aynı zamanda bu durum. Makinelerin ucuz ve basitliğinin yerini yeşil çuhanın asaleti ile kâğıtların, zarların lüksü sınıfsal ayrıcalıkmışçasına, krupiyelerin, garsonların gözlerine kadar bulaşır. Döndüğünüz her koridor sizi çıkışa değil bir başka oyun alanına götürür. 
(Devam edecek-yazmazsak olmazmış-Ebruli dedi.:)) )

15 yorum:

  1. eee??
    yarım kalmış gibi hissettim birden,sanki bölüm burada bitmemeliymiş gibi...

    YanıtlaSil
  2. Bittiğini kim söyledi?:))

    YanıtlaSil
  3. Efendim lütfen Türkçe kullanınız: Lobby zaten lobi olarak dilimize avdet etmiştir çoktan,
    volume'ü ise düpedüz yüksek yerine kullanmışsınız, reca ederim yani!

    İçeriğe gelirsek devamını bi görelim hele :)

    YanıtlaSil
  4. Usta,bakıyorum pek de güzel kıvırıyorsunuz::)

    YanıtlaSil
  5. :)
    Lobby konusunda size katılıyorum Avram,oteller için bu yazım şeklini kulanmak lazım,diğer lobi ise anlamı farklı kullanıldığı için bu yazı da olmazdı.

    Devamı nerede ben mi göremedim ))

    tamam tamam "sen önce kendi hikayenin devamını yaz " dediğini duyar gibiyim,gidiyorum :))

    YanıtlaSil
  6. Yaa bak otel işi ile haşır neşir olan ( eş durumundan) nasıl da belli oluyor. Yani var ya Allahtan sana uymuyorum. Bir bölümü daha bitti hazır ama tutup ta hepsini bir günde mi yayınlayayım?

    YanıtlaSil
  7. Aaaa olmadı :) sadece eş durumundan değil bilfiil otelle haşır neşirim efendim,hatta haziranda okullar kapandıktan sonra gidip otel içerisindeki nargile kafemi işletmeye başlayacağım, beklerim :))

    Diğer bölümü demiyorum ben Avram bu bölüm sanki biraz daha devam etmeliymiş BU BÖLÜM yarım kalmış gibi hissettim ben...
    Hem diğer bölüm hazır falan, ne oluyoruz kıskanırım valla :))

    YanıtlaSil
  8. Efendim, "lobi" hakkındaki fikirlerinize katılmıyorum. Özel bir şehir,alan vb. adı olarak geçmedikten sonra olduğu gibi İngilizce haliyle yazılmamalı.

    Ayrıca;
    bu metinde geçtiğinde Ermeni lobisi ya da silah lobisi anlaşılmaycaktır ki!Kaldı ki Türkçe de yazılışları aynı anlamları farklı kelimeler diye bir gramer konusu vardır: kar,yar,saç gibi...Madem lobi kelimesini Türkçe'nin nikahına alıyoruz onu da böyle sesteş olarak kullanabilmeliyiz bence. Biz bunlara dikkat etmezsek yakında ekmeğe bread, göle lake filan da demekte mahsur görmeyiz!

    YanıtlaSil
  9. Bütün yorumlarımı kaldırdım ki konu açıklığa kavuşabilsin istedim.
    Efendim, volüm ve lobbynin Türkçe kelimeler olmadığı açık bunları tartışacak da değiliz. "Volümü açık, volümlü ses" bugün hangi eğlence yerine gitseniz ya da bu alanda çalışan insanlar arasında kalsanız en çok duyacağınız kelimeler arasındadır. Türkçe karşılığı olan ve teknik terim niteliği taşımayan yabancı kelimelerin kullanılmasına BEN DE KARŞIYIM. Sanırım bu konuda herkes hem fikirdir.
    Mesele benim bunları neden kullandığım olmalı idi burada. Nedenini de açıklamıştım ama anladığım kadarı ile net bir şekilde anlaşılamadığı gibi yorumlar birbirine girmiş durumda. Çünkü yoruma yorum yazılmaya başladı.:) Bu durumda, hangi yoruma yorum yazılıyorsa, en azından hangisi olduğunun da belirtilmesi gerekirken tam bir karmaşa var.n o yüzden, ben aradan çekilip sonuçta bir şeyler yazmam gerektiğine karar verdim.
    Türkçe olmayan ama karşılığı olan, gündelik dilde kullanılan kelimelerin iğretiliğini en azından yazarak göstermekti amacım ama bir ikna sorunu bir de yanlış anlaşılma sorunu yaşadım. İkna konusunda yapabileceğim bir şey yok. İnanmayan inanmaz sonuç itibarı ile.
    Yanlış anlaşılmaya gelince o da şudur : Otelciler düşünsünün anlamı, bu soruna onların öncelikle çözüm bulabileceği idi. Ancak, malum insanlar işin kolayına kaçtıkları için gerek görmüyorlar. Farklı anlamlara gelebileceğine ilişkin ebrulinin düşüncesine yönelik Nardanın eleştirisine ben de katılıyorum. Bu yazıda o anlam çıkmaz. Ancak, bir başka tartışma konusu daha var ki o da yabancı kökenli kelimelerin okunduğu gibi ve Türkçe diyalek ve gramere uygun yazılıp yazılmaması gerektiği konusundadır. uygun yazılması gerektiğini söyleyenler olduğu gibi yabancı kökene uygun kullanımın da doğru olduğunu savunanlar da. Bilmem bu sefer derdimi anlatabildim mi?:))

    YanıtlaSil
  10. Efenim, o zaman metinde bu yabancı kelimeleri "yabancı halleri" ile kullanmanızın "kasıtlı"yani bir amaca yönelik olduğunun yeterince anlaşılmadığını söyleyebiliriz. Bu "amacı" metine iyice yerleştirmek adına ne yapabiliriz? Bunu düşünmeli, hele ki roman değil hikaye gibi nispeten kısa bir tarzda yazıyorsak. Gerçi baktım 1. bölümü de var ve uzun. Belki toplamda bu amacınıza yönelik bütünlüğü yakalayabiliriz, tekrarlar ya da başka "yabancı" kelimeler ve yanlış kullanımlarla.

    Bu da benim için demek oluyor ki bu hikayenizin bütününü bir yere kopyalayacağım, çıktı alacağım ve kendi birikimim kadarı ile, sakin kafa ile değerlendireceğim:) Hikaye hiç değilse sakince okunmayı hak ediyor, bunu da söyleyeyim,naçizane.

    YanıtlaSil
  11. "Amacını" yazarak açıklamaya çalışan edebi metin pek görmedim o zaman zaten edebi metin olmaktan çıkar. Metne katkısı olmayan didaktik anlatımları yerleştirmenin mânâsı olduğunu da sanmıyorum.:)
    Kelimelerin Türkçe karşılıklarının kullanımı gibi aslında saçma sapan bir cümleyi yazmak zorunda kalmak bile "dil" denilen meram anlatma aracının zorluğunu göstermekle kalmaz çağımızın "dil" üzerindeki olumsuz etkisinin sonuçlarını gösterir.:)
    Bu metnin, öykü olduğunu ben hiçbir zaman söylemedim ki; roman da değil öyle büyük iddialarım yok.:)
    Denilebilecek tek şeyi zaten ilk yazmaya başladığımda demiştim: Otuziki kısım tekmili birden.:)
    Gazetelerin "tefrika" adı altında yayınladıkları türden. bir çok yazarın romanı, bu tarzda yayınlandığı gibi ( örnekleri çoktur ) benim yaptığım şekilde, hafif fazla bir anlamı olmayan, eğlencelik türde metinler de yayınlanmıştır.
    Belki bir selam duruş belki akla geleni yapma ve fakat (benim açımdan) bolca kalem çalışması.:)

    YanıtlaSil
  12. Excuse me, no comment anymore about this post :)

    YanıtlaSil
  13. @Narda... Hani var ya, kaşınıyorsun ama derler.Bilir misin?..:))))

    YanıtlaSil
  14. ilkini okuduktan sonra devamini bekle bekle hal olup kacirmisim bunu, aklima gelip dur bir bakayim dedim de buldum :)
    ancak yine husran bu ne boyle kissadan hisse gibi :D
    simdi gidip blogun altini ustune getireyim devaminin devami varmi diye :)

    YanıtlaSil
  15. İbişten fırsat bulup da yayınlayamıyorum ki devamını.:))
    Ben bile unuttum yazarken neydi bunun başı diye.:)

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)