16 Mart 2011 Çarşamba

MEKTUBA BAĞLANMIŞ RÜYA

(Yeniden düzenlenmiş hali ) 

Kullanmaya kullanmaya , kullanmayı unuttuğu bir aleti evirip çevirir gibi beyninde döndürdü "Mektup" sözcüğünü.
"Size mektup gelmiş  , Kumru Hanım " cümlesi sekreterinin ağzından çıktığı anda , "mektup" kelimesi anlamını bile anımsamakta zorluk çekecek kadar uzaklarda kalmıştı.
 Sekreterin elinde masasına yaklaşan beyaz zarfa önce bir tuhaf baktı  ama daha  sonra bu tuhaf bakış , aklından geçmeye başlayan  soruları da sırtlanıp genç kızın yüzüne yöneldi.
 - Bu zamanda kim mektup yazar ki?
Aslında kendisine sormuştu bunu, zarfı alabilmek için sekterinin eline doğru uzandı.
Beyaz zarfın ne ön  ne de arka tarafında , gönderen adı yoktu. Posta merkezinin İstanbul olduğunu gösteren damga  ve sadece gönderilenin ad ve adresi vardı. Arka yüzde adres kısmındaki yazıya baktı; çıkaramadı kime ait olduğunu. Tüm yazışmalarını internet üzerinden, kırk çeşit formatta sınırlanmış baskı harflerine bağımlı elektronik iletiler ile yapıyordu artık. Ortalıkta gördüğü tek el yazısı hâlâ vazgeçemediği kendi notlarıydı.
Zarfı, kapağının hiçbir zaman o tam kapanmayan ucundan tırnağını geçirip, üstten yırtarak açtı. Dörde katlanmış, ince mektup kağıdını çıkarttı.
"Sahi ya , bir de mektup kağıtları vardı değil mi?"
 Kağıdı açtı ve başlığı görür görmez :
"KIZIM..."
Bu beş harflik ve tek kelimelik giriş cümlesi yeterli oldu anlamasına.Ve anlama ile birlikte  kimliksizleşti yüzü , duvarlaştı , soğudu...Yazanı bile üşütebilecek  bir soğuma ile.
Olabildiğince hızlı  okuyup bitirdikten sonra, koyu bir gölge  yerleşti yüzüne. Yüksüz ama alabildiğine koyulaşan türden.
Mektubu zarfına yerleştirdi, masanın üstüne bırakıverdi adres ve isim yazan arka yüzü masaya bakacak şekilde. Öne doğru eğilip, dirseklerini dayadı kıyısına masanın, burnunun kenarını , uzun ve ojeli  baş parmak tırnağının tersi ile kaşıdı.
Yılların   acı, öfke, kin, kızgınlık, pişmanlık, sevgi olarak  öğrettiği  ve anlamlandırabildiği ne kadar duygu varsa , o gri bulutun içine   Ona sormadan  doluştu. Sonra bulut, tuhaf-delice  bir gülümseme olup dudaklarının iki ucunda belirdi.
Telefona uzanıp sekreterinden kül tablası ve çay istedi. Sigarayı  ofis dışında içmeyi adet edinmişti. Oysa şimdi dışarı çıkacak gücü de algısı da yoktu.
Sekreterin soran gözlerinden kurtulabilmek için plastik  bir gülücük attı  kül tablası ve çayını alırken. Derin sigara dumanına çayın sıcaklığı eşlik etti kısa süreliğine, yolları ayrılmadan. Zarfa uzandı, aldı ve mektubu tekrar çıkarttı; bu sefer ağır ve tüm dikkati ile hatta arada bazı cümleleri iki kez, okumaya başladı.Tarafsız olma çabası yoktu düşüncelerinde ama sakinliğe gereksinimi olduğunun farkındaydı.
Bitirdiğinde, okuma ağırlığında kağıdı katlayıp zarfın içine yerleştirdi.Bu sefer, adres kısmı üstte kalacak şekilde koydu masanın üstüne ve gözünü ayırmadı yazıdan. Mektuptaki duygu ve düşünceler havaya karışırken bir serpme atıp yakalama niyeti vardı bakışlarında.
Yazı yavaşça bulanıklaşır ve oluşan çamurdan çıkan kelimeler karşısında bedene, ete, kana kavuşurken sigaranın dumanını üfledi...
"Sen yaşamının bir döneminde vazgeçebilme hakkını kullanıp, kalan özgürlüğünü doya doya yaşarken; ben, ne yaşadım peki?
Sen, özgürlüğünü kullanma nedenlerini her nadir karşılaşmamızda satır satır ve tane tane anlatmaya çalışırken, benim anlatmak için biriktirdiklerim neydi ?
Farkında mıydın? Seçim hakkım yoktu benim.Yaşamı da seçmemiştim, sonrasını da.
Sen sevişmenin, her saniyesinden zevk alıp beni yaratırken ; ben, gidişinin her anını uç uca ekleyip, acısının tadından seni neden yeniden yaratmayayım ki ?
Seni her sevme girişimimin, o günlerde bıraktığım yalnızlığım ve tekliğim  tarafından önü kesilip katledilirken...
Büyüdüm...Belki bencillik belki acımasızlık bilmiyorum, düşünmek te istemiyorum . Oysa sen hâlâ ne af diliyorsun ne de nedamet gösteriyorsun. Gösterebilsen...Belki...
Gidişinin bir bedeli olduğunu biliyordun. Sonunun idam olacağının  bilincinde olan bir devrimci duruşunda yaptın ve yaşadın herşeyi.
Farkında değil misin be adam, ben işte buna çıldırıyorum!
Bir saniye bile olsa, ruhunu benim için satmayı düşünmedin. Yapmayı bırak diyorum ,  düşünmedin bile. Değil anneme  bana bile bedel olmadı o ruhun.
Yıllarca bundan nefret ettim işte , ben.Senden değil " SEN" olan bu şeyden.
İçinde bir satır  sitem olmayan, kimseye kızmayan, sonuçların farkındalığını anlatan ve hazır olduğunu santim santim kanıtlayan bu  mektubun..."
-Kumru kızım, Kumru...Kumruuu.
Kapalı oda kapısının arkasından kapı tıklaması ile birlikte, bas bariton erkek sesini inceltme çabasında bir ses te  gelmişti.
Terlemişti; odanın karanlığında, el yordamı ile uzandı masa lambasının düğmesine.
-Efendim baba...
Kapı yavaş ve titrek, çekinceli aralandı. "Ne oldu ? Sesin geliyordu "cümlesi geçebilecek kadar.
- Yok bir şey baba, rüya gördüm demek ki.Kolay kolay sayıklamam da ama...Yatakta yarı doğrulmuş, direklerinden direngi alıp sabit durmaya çalışıyordu.
Biraz daha aralandı kapı, kır saçlı bir baş,gecenin o saatinde hâlâ canlı kalabilmiş bakışların eşliğinde uzandı  içeri.
-Bu zamanda hala mektup yazacak birileri mi var hayatında?
 "O kadar mı ?" sorusu gülerek çıktı ağzından. Gülerek ama eyvah, yakalandım utangaçlığı da eksik olmadan.
-O Kadar... Babası da gülümsüyordu. Gel de laflayalım anlat bakalım şu mektup işini  bakışları hala çekilmemişti, Kumru'nun üstünden.
-Sabah anlatırım baba, yarın işim çok; erken bile çıkabilirim. Kahvaltıda anlatırım unutmazsam tabii .Sen de yat artık, saatten haberin var mı?
Kır saçlı adam, Kumru'ya baktı; baş parmağının tırnağının tersi ile burnunun yanını kaşıyacak kadar ve bunu Kumru görecek kadar girmişti odadan içeri.
-Sen uyu, anlaşılan bu gece nöbet tutmam lazım, mektuplardan korumak için seni.
Başkaca bir şey demeden, geldiği yavaşlık ve sessizlik ile odadan çıkıp kapıyı kapattı.
OCAK'2011

11 yorum:

  1. *Zaman tünelinden fırlayıp gelmişçesine; çok klişe
    *bir tuhaf baktı ama önce; önce bir tuhaf baktı ama
    *Şaşkınlığı ve merakı, " Bu zamanda kim mektup yazar ki?" diye aslında kendisine sorduğu soruyla bir olup , zarfı alabilmek için sekterinin eline doğru uzandı.: uzun ve zorlama gibi

    *kısmını yazan elin yazısına : Burayı atın, sadece "adres yazan kısma baktı"...deyip devam edin

    *kırk çeşit formatta sınırlanmış baskı harflerine bağımlı elektronik iletiler ile yapıyordu artık: Kısaltın şurayı:)

    *hala: hani şapkalar efem?

    *Bu beş harflik ve tek kelimelik : birinden birini atsanıza

    *
    adres ve isim yazan arka yüzü masaya bakacak şekilde.: Bu cümle ilerde hikayeye bir şey katıyor mu ?

    *Yılların acı, öfke, kin, kızgınlık, pişmanlık, sevgi olarak öğrettiği ne kadar duygu varsa anlamlandırabildiği: anlamlandırabildiği kelimesini öğrettiğininin yanına ekleyiniz, devriklik azalsın.:)

    *düşünmek te: de bağlaçtır ve hiçbir zaman sertleşmez!

    *Sonunun, idam olacağının :Virgüle gerek yok.

    *Kapalı oda kapısının arkasından kapı tıklaması ile birlikte, bas bariton erkek sesini bastırmaya çalışan bir inceltme çabasına bulanıp gelen bu seslenmeye açtı, gözlerini.: bölün şu cümleyi, okurken iflahım kesiliyor :)

    *
    *Gecenin o saatinde hala canlı bakışlar eşlik ediyordu.: bu başa, diye ekleyin bence.
    *dua edin Vivaldi dinlerken yazdım bu yorumu, yoksa ooo, daha neler yazardım:)
    * Konuyu ve kurgunuzu, bütünlüğü beğendim.Naçizane.

    YanıtlaSil
  2. Tebrik ederim...İnsan şunu ileti olarak atar.:))) Neyse ki izlemeye hazırlandığım filmi sonraya bıraktım yoksa huysuzluk ederim.:)) Ben bunları yarın not alıp bir daha gözden geçireyim..Oradaki "te" yazım hatası.Bağlaç olan yani.Ksıtlı değil.Şapkalara gelince artık yapıyoruz herhalde.:)) Öğrendik ya.:)

    YanıtlaSil
  3. ha ileti ha yorum, ikisi de aynı şeye hizmet ediyor sonuçta:)
    Şapkaları öğrenmişsiniz de hani neredeler ? Not kırarım imladan haberiniz olsun :)

    YanıtlaSil
  4. İkisw bir blogu açıp yazıyı aramak zorunda kalmıyorum fark burada.:)) Bir düzeltme: şapkaları yani yumuşatma işaretlerini zaten biliyorum ve TDK ya tepki de göstermiştim kaldırma girişimleri sırasında. Sadece klavyede nasıl bulacağımı bilmiyordum.:))

    YanıtlaSil
  5. Buyrun bakalım. OLdu mu?:))

    YanıtlaSil
  6. Ne oldu mu? Bir şey yok ki ortada:)

    YanıtlaSil
  7. Hanımefendi, bir dönüp bakın bakalım yazıya.:))

    YanıtlaSil
  8. -Bu zamanda hala mektup ...:)

    düşünmek te ... :)

    ses te...:)
    bakışları hala çekilmemişti...:)

    Şaka bir yana teşekkür ederim, fikirlerimi kaale aldığınız için.

    YanıtlaSil
  9. Şu te, ta konusunu tartışmamız lazım sanırım. İtirazım olan bir nokta var. Diğerlerini nasıl gördün Allahını seversen ben iki saat aradığım halde bulamadım:))
    Niye dikkate almayayım? Almayacak olsam, neden buraya yoruma izin vereyim? Kendim çalar kendim söylerim. Ha, işi kaale almayacak birikime ve bilgiye ve hepsinden önemlisi dikkate ulaştırdığım anda yapar mıyım kesinlikle yaparım.:)))

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)