29 Ekim 2010 Cuma

BİR ŞEHİR











İnsan evladı olmayan bir şehir İstanbul...
İnsan evladı olan bir şehir bilen var mı aranızda ?



Yağmuru rüzgarı ,  yıkmak için esiyor , yağıyor...İnsandan acısını çıkarmaya saldırıyor sanki.


İnsan evladı olmayan bir şehir burası...Hacı Hüsrev'in dibi , Up Hill gökdelenleri ...Dolapdere'nin , dolabı Hacı Hüsrev ; deresi Recidence...Sokakları taksi dolu geceyarısından sonra...Kafaların dumanlandığı ruhların örselendiği bir yer...İnsan evladı değil buralar...Feriköy’ün arka sokakları , kurum ve yağmura batık ; iki karış mesafede komşunun penceresi ve sen de karışıyorsun tüm kavgalara , kahkahalara...İki sokak ötesi , Bomonti'nin seçkin(!) duvarları olan korunaklı lüks siteleri. Yan dairenin varlığı sadece dışarıdan görünen bir pencere .İnsan evladı olmayan şehrin , sıradan görünen mahallesi burası...

İnsan evladı olan bir şehir bilen var mı?…

Taksici : Abi , geçen akşam geçiyordum buradan ; köşede indi yolcu parayı aldım , kafayı öylesine çevirdim sol tarafa , zemin katın penceresindeki manzara : Adam yarı çıplak ve zenci , kanepede almış kucağına bir sarışın….Perdeler açık…Adam zenci , kadın sarışın…Tersi olsa ne olur = Adam sarışın kadın zenci…Erkek- kadın olması yetmez mi?.Peki , erkek-erkek olsa;kadın-kadın…?
İnsan evladı olmaz mı o zaman da ? Bir şehir bulun bana…İnsan evladı olsun…

27 Ekim 2010 Çarşamba

KAFEİNİN AŞKI




Telveye bulaştırdım dudaklarını ;

öpüşün tadı ve izi kalsın diye.

Boynumda ,

tüm gece boyunca

ve rüyamda , kahve de içebileyim

böyle : Yüreğin fincan olur belki

tüm bedenime… 

26 Ekim 2010 Salı

FAHRENHEID






Ara ara resmine bakıyorum , dayanabilecek miyim diye.


Kağıdın ateşe tutkusu dörtyüz ellibirdir.


Kaç saniye sürüyor , sıfırdan dörtyüz ellibire çıkması


hiç hesapladın mı?


Daha kronometre “sıfır”da iken , kağıda tur bindiriyorum.


Gözlerini gördüğüm anda.


21 Ekim 2010 Perşembe

BAY HİÇ KİMSE : İNSAN - FESTUS OKEY




Bir yargılama ki , tuhaf ve karanlık soruşturmalara bağlanmış durumda. Maktul ve mağduru : "BAY, HİÇ KİMSE" FESTUS OKEY

  Yaklaşık Üç yıl önce dövülerek katledildi. En kıyıcı ve vahşi yoldur döverek öldürmek. Çıplak ellerinizde gider canı maktulün. Saniye saniye , santim santim alırsınız yaşamı vücudundan. Kollarınız Azrail’in orağına dönüşür. Katilin, insan olmaması gerekir; en azından bitene kadar insan değildir. Sonrası meçhul.

Her cinayetin bir sebebi vardır; Bay Hiç Kimse’nin kaderini derisinin rengi belirledi. Fail "Bay Önyargı"ya göre,  derinin rengi başına gelecekler için yeterli bir sebepti. Oysa, bilselerdi Bay Hiç Kimsenin aslında genç bir futbol delisi olduğunu ve hayallerinin peşinden, bir gün büyük bir futbolcu olabilmek için, Dünya Metropolü diye övündükleri İstanbul’a geldiğini ; bilselerdi sadece ve sadece hayallerinin peşinde koştuğunu , suç ile ilgisi olmadığını , dururlar mıydı? Kimbilir; belki…

Bu gencecik Afro-İstanbul’lu , bir gece bir devlet kurumunun koridorlarında katledildi;Cellatları , kendilerini Tanrı sanan ceberrutların örgütünün sadece maaşlı çalışanı/ları idi.Cellatlar , ayaktan seçilir zaten , başların cellat olduğu görülmez;temiz kalmalıdır elleri.

Olay duyulduğunda , önce her zamanki inkar ve reddediş açıklamaları geldi ; ama maktulü de yok edemeyeceklerini bir türlü öğrenemedikleri için , bahane açıklamaları izledi devamını.Açıklama eşittir DEVLET bu topraklarda.Reddeden de ZINDIK…

Zındık sayısı çoksa , gerçekler saklanmaz , gelir ciğerinize çöker.O ciğer yürekli ise , kağnıdan farksız bürokratik yargı da çalışmaya başlar.

Mahkemeler adalet için değil , gerçeklerin adı “Saray” kendisi gecekondu olan binalarının karanlık koridorlarında , dosyaların tozu haline gelmesi için vardır.

Ve Bay Hiç Kimse iseniz , kaybedilmeye yeterli bir sebebiniz vardır ; dosya tozu olarak.

Yine kaybetmeye çalışıyorlar ve yine unutturmaya çalışıyorlar.

O bir “İNSAN” dı ; Adı olsun yada olmasın , İNSAN…Festus olarak okunsun yada okunmasın   önemi yok  , Birleşmiş Milletler  mülteci kimliğinde , isim hanesinde yazan harfler bütününün .İnsan denen canlı bir türe dahil olması yeterli.

Ve bugün , Bay Hiç Kimse , Festus mu değil mi ; ikamet adresi neresi ; medeni hali nedir ; aylık geliri ne kadar ; pek bir merak edesi var devletimizin.Onun gittiği yerde paraya gereksinimi kalmadı artık;kimlik derdi de yok…Siz sanığın kim olduğunu araştırın , maktulün değil.
Siz , cellada değil , başındakilere “Sanık ! Ayağa Kalk! “ diyebildiğiniz gün , Bay Hiç Kimse , gülümseyecek…Ve uykusuna dalacak…

16 Ekim 2010 Cumartesi

KONTROLSÜZ










ÖFKE KONTROLÜ SORUNUM VARMIŞ;


               İLK KEZ SESİM YÜKSEK ÇIKTIĞINDA DEDİ .


BENİM SORUNUM ÖFKE İLE DEĞİL ,KARDEŞİM ;


               APTALLIK  İLE.


PEKİ  , 

         SEN  BU KADAR APTAL OLMAK ZORUNDA MISIN ?

14 Ekim 2010 Perşembe

K










YAŞAMDAN KAÇTIM , KENDİME TUTUNDUM ; 


KENDİMDEN KAÇTIM , KELİMELERE SARILDIM .


KELİMELERİ (Mİ ) ALMA ( YIN ) ELİMDEN ; 



SESSİZ ÇIĞLIK ATMAYI BECEREMEM ,


KAYBOLURUM.

12 Ekim 2010 Salı

DAR


Daraldıkça , sessizleşiyorum...
 


Dar alana sıkıştıkça , yardıma gelen olmuyor;
 


saha küçüldükçe ben de küçülüyorum...
 


Korkuyorum nokta kalmaktan.
 


Virgüle tutunsam mı  ? diye soruyorum kendime.
 


Hiç olmazsa  , dal parçası olmalı  ünlem işareti.
 


Dal-sız kalmak istemiyorum.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Portre-1



Saçlar uçlarından  kırlaşmaya başlamış ; cilt yılların bozulmasına dirense bile , hafiften ricat borusunu çalmak için , dudaklarını uzatıyor trompetin ağzına.Sigara senelerdir aynı şekilde tutulur parmaklarda ; ne garip , parmaklarda hala sararma yok…Değişmeyen şey tek şey bakışlar.Tüm yıllara meydan okuyan , gelene gidene , artana eksilene rağmen değişmeyen , hafif muzip, çocuksu bakış.

20 seneyi aştı o bakışı tanıyalı.Çoğu insanın yaşadığı , bir çok çocuğun ne kadar da uzak dediği zaman süresi .O azalıp eksilen , gelen ve gidenler için yaşarken ortak liste yapıldı geçen zamanla birlikte.Bazen dipdibe , bazen uzak düşmenin yoksunluğu ile.Ama kaç kilometre uzaktan bile olsa görüldüğü anda tanınacak kadar haritası çizildi o bakışın.
Liseden başladı , üniversitede kök saldı.Yetmedi devamı geldi.İnsan doymaz mı , doymazmış demek .

Kimbilir nerede çektirdi o fotoğrafı? Beşiktaş sahilinde bir bardak sıcak eşliğinde yada taksimde ağaç altı bir kafede.Handiyse gömüleceği zaman buraya gömün beni diyeceği Taksim-inde. Kimbilir , belki kız arkadaşı var karşısında belki de sonradan edinilen bir dost.
Arayamasanız da , her zaman aklınızın bir köşesinde olan insanın bakışı  bunlar.Evde , durup dururken , ne yapıyor ki şimdi , ya çok oldu aramadığım ne halt ediyodur ki bu saate ? diye düşündürten insanlardan birisine ait o bakış.

Çocuksu eğlenceyi de , gençlik ateşini de yaşadığınız , büyüdükçe , gerçek acıyı birlikte tattığınız insanlardan birisinin bakışı onlar; Metin’i ( Metin Göktepe’yi ) katlettiler derken sıkılan dişlerinin , gerilen yüzünün tanığı olduğun.(Oysa Metin'in haberini vermeden daha birkaç ay önce gözaltına iken burnu kırıldığında bile , yüzü bu kadar gerilmemişti acıdan )Ve senin , polisten kaçarken , sağdaki değil de soldaki sokağa kıvrılıp yakalanan , o günden sonra da bir daha haber alamadığın , hala o sokakta koşan x… i anımsatan iyi bildiğin bir acıdır tanık olduğun.

Aşık olduğu kızın , güneş vuran saçlarının görüntüsünü betimlediğinde , aşkı öğrendiğin , terk edildiğinde yine aşk acısını tanıdığın bakışlar …Ve aynı şeyi sen yaşadığında , telefona sarılıp ilk aradığın bakış.Damdan ilk düşen oydu aranızda çünkü….
İstanbul , O varsa anlamlı dedirten bakış…Rakıya en güzel meze , çaya en kalite şeker olan…

Sıraya Pink Floyd ismini kazırken tanıştığın bakış onlar… Yaz aylarının terli ve yapışkan sıcağında, sokağın kaldırımına serilip , iki dal sigarayı paylaştığın bakış… Ceplerin ortak , kızlar için adam satmanın doğal olmadığı dönemden kalma.Oysa şimdi cepler yine ortak  ama kadınlar için adam satmak kesinlikle doğal.Kimse kimseye sitem yada surat sallamaz.Muziplik yine aynıdır ama büyümüştür artık o bakış…
Kaç sene oldu?.Yirmi mi?...Yok , daha fazla…

Taksim’de çay ısmarlamayı unutma… Ve anımsa , hala satrançta bir sıfır öndeyim…İkinci maçı yapmadık yirmi küsur senedir…Yapmam da…Bir sıfır önde gideceğim öbür tarafa…Satranç tahtasını getir , orada yaparız rövanşı…

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)