12 Aralık 2010 Pazar

EĞİTİMSİZ YETENEKSİZ

İnsanlar yaşamları boyunca , genlerindeki kodlara bağlı olarak bazı alanlarda becerilerini üst düzeyde kullanırlar.Bunların bir kısmı eğitim yolu ile daha da geliştirirler.Eğitimsiz beceriye “yetenek” adı verilir.Bir kısım becerilerimiz ise toplumsal yaşamın doğal bir sonucu olarak okulunda yada yaşamın tam içinde öğrenilir ve biz buna “eğitim” deriz.
Ben , "eğitimsiz bir yeteneksizim".Hangi konuda mı? Yılbaşı ve doğumgünümü kutlama konusunda.Öğlen vakti gidip te karlı hain kediye bulaşmasaydım daha doğrusu Mark Zuckerberg denen küffarın , gavur icadı olup ta dünyadaki en yoğun dördüncü kullanıcısını oluşturan milletimizin bir ferdi olarak , Facebook denen nanede kaydım olmasından mütevellit , tutup ta dün akşam attığı mesaja öğlen vakti cevap yetiştirmeseydim korktuğum başıma gelmez ve "party" havası buralara kadar ulaşmaz ve ben bu yazıyı yazmak zorunda kalmazdım.Ne bileyim ben…Bu “nane” herkese haber veriyor ya , gizli saklı bir şeyiniz kalmıyor.Karlı kedi de öğrenmiştir nasıl olsa diye düşünüp yumurtlayıverdim d.günü kelimesini.Bu kısma sonra dönerim benBen önce , şu "Eğitimsiz yeteneksizlik" konusuna açıklık getireyim.
İki sene önceydi sanırım , gene lanet aralık ayının başlarında , bir arkadaşım ile laflarken ağzımdan kaçıvermişti “ Ben bu yılbaşı ve doğumgünlerini kutlamayı bir türlü beceremem , nedendir bilmiyorum” cümlesi.Sonrası , uzun bir sohbet olup nedenleri niçinleri üzerine insanlık tarihinin en gereksiz diyaloglarını kurup fikir yürütmüştük.Bedeli pahalı oldu , o sene kutlamayı (güya) beden haberiz bu eleman düzenledi.Eğlenceli olan kısmı , içilen şaraplar , gırgır şamata ve arkadaşımın deli dana Albrador köpeğinin dayanamayıp pastanın üstüne atlaması idi.Yemeyenin pastasını yerler kardeşim hayvan haklı.
O saçmasapan diyaloglar sırasında fark ettiğim şey , kurgulu ve belirli güne dayandırılmış eğlencelerde ki bunlar malum , doğumgünleri ve yılbaşılar oluyor ; toptan insan mahluku olarak delirip , farklı(!) bir şeyler yapma gereğini hissediyor olmamız tüm hücrelerimizde.
İlla kutlanacak ve illa ki farklı bir şeyler yapılacak ; o güne kadar eğlenilmediği kadar eğlenilecek ya.
Aslında büyük bir paradoks var bu düşüncede:Yok yok , bir değil hatta iki…Eğlencenin o güne kadar görülmemiş boyutlarda olması , yani hem eğlence hem de eğlenmenin dozaj ve şiddetinin her geçen sene artması…”Altın Vuruş” etkisi yaratmıyor mu sizde?Eğlencenin niteliği her seferinde değişmeli ve her seferinde daha da fazla artmalı dur durak olamamalı ve bu iki unsurda gelişme sağlanmalı.Bu sağlanamazsa sonuç her zaman kötü yada yetersiz olacak demektir.Şimdi bu “hal”i tüm hücrelerinde duyumsayan birisi olan “ben” tüm toplantı ve görüşmeleri dahil olduğum arkadaş çevremde ve gruplarda ayarlayan “ben” ; parti düzenleyicisi ve halay başı olan “ben” işte bu iki dayatma yüzünden , her iki olayda da yani doğumgünü ve yılbaşılarımda , bitmek bilmeyen bir kabus sarmalına giriyorum her yıl.Üstelik bunu da yılın son ayı olan , Aralık ayında yaşıyorum ki , Aralık ayları kabus yaşatır oldu bana.Yılbaşılar zaten başlı başına bir olaydır.Bir ay önceden millet toplaşır er ayarlamaya çalışır , başka zaman üç kuruş verikleri mekanlara dünyanın parası ödenir eller havaya yapılır cüzdanlar boşalır sokaklara yada taksilerin içine kusulur ; sevgili ile yada eşler ile kavga edilir sabaha karşı , yattığın yerde uyanırsın ama oraya nasıl yattığını hatırlamazsın.yediğin içtiğin bir halta benzemez ve o kadar parayı neden ödediğini ancak ertesi gün kendine sorarsın...
Sonunda , bu becerisiz yeteneksizliğim o boyutlara vardı ki , uzun yıllardır yılbaşılarını hiçbir şey yapmadan geçirir oldum.Evde , genelde şarabımı yada rakımı yudumlar , kitap okur yada yılbaşı gecesinden haftalar önce çekilmiş saçma sapan tv programlarına hangisinde en seksi ve kıvrak dansöz çıkacak diye bakar oldum.Evli olduğum dönemde en dandik eğlence yerlerinde yada uyduruk ev toplantılarında , en fazla eğlenen adam numarası yapıyordum belki o yüzden dışarı çıkmamak için elimden gelen gayreti gösteriyorum şimdi.
Doğumgünlerim daha da felakettir , yıllardır kutlamadım çünkü.Yani ne bir yerlere gittim nede götürülmeyi istedim.Köşe bucak kaçtım milletten ; eskiden daha kolaydı çünkü o zamanlar bu Zuckerberg daha portakalda protein idi ve zaten kimse ben söylemedikçe doğum tarihimi bilmezdi.Ne mutlu günlerdi yarabbim.Bazen unuttuğum ve bir kaç gün sonra hatırladığım bile olurdu.Mutluydum , mutluydunuz…Ne mutlu günlerdi o günler.

Oysa şimdi ; sabahtan beri mail kutuma düşen bildirim ve kutlama iletilerinin sayısı 100 ü geçti.Kapısından geçmediğim firmalar doğumgünümü kutlamak için sıraya girmiş mesaj gönderiyorlar.Millet telefon açıyor “Eee ne yapıyoruz?” diye soruyor.Babam , ne yapacağım ; maça gideceğim akşam da eve gelip ayağımı uzatacağım.Hatta mümkünse , Bir Ocak’a kadar uyayacağım.
Zaten , doğumgünlerini kutlamayı da anlamam.İnsan yaşlanıyor diye kutlanır mı?
-Tebriklerrr..
-Niye? Ne oldu?
-Doğumgünün ya…
-Yaşlanıyoruz oğlum…40 ı da devirdik , manyak.Bunun için insan tebrik edilir mi?Küfür yiyeceksin şimdi.
-???
Yaşlanma işine kafayı takmış falan değilim ama ne olduysa oldu ve geçen sene fark ettim yaşlandığımı.Kırk dediğimde yani.Ve tam bir yıldır Allah sizi inandırsın , kimsenin ne yaşlanma gününü kutluyorum ne de bunun için şirinlik yapıyorum.Hani son bir umut belki liste falan yapıyorlarsa kimler aradı , mesaj attı diye o listede olmam ve beni de aramaz yada mesaj atmazlar diye.


Geçen sene yılbaşı akşamı sinemaya gittim düşünün vahameti…Millet bar rezervazasyonu yaptırır , ben sinemaya telefon açıp , gösterim olmadığını sordum.Varmış…
Laf fazla uzadı…
Kedi : Kuyruğunu kolla.Teneke bağlamazsam ne olayım…



7 yorum:

  1. Ben de diyorum kulağımdaki bu çınlama niye:)) Ustam yaş almak güzeldir... Adım atmak gibidir. Keşke ben de gelsem de bir an önce kırka vallahi dünyaya ilan ederim. Ben hala her sene mumu üflerim mesela... Öyle çılgınlar gibi eğlenme kavramı zaten bende sıfır, ev kedisiyim ama mutlaka sevdiklerim yanımda olur, dileğimi dilerim. Yılbaşı da aynı hesap... Geçen yılbaşı mesela annemlerle portakal yiyip, tombala oynamıştım. Ha bi ara kızları alıp çay içmeye çıktık gece:))) Özel günler iyidir ustam. Zamanın kıymetini anlarsın, daha bi özenirsin sevdiklerine:)))
    (ayrıca da çataaaaaaaaaaaaaaaaaaa:))))

    YanıtlaSil
  2. valla helal olsun kediye diyorum. malum biz face de arkadaş olmadığımızdan -mail adresini bile yalvar yakar öğrendim ya neyse- bu önemli günü kaçırmışız ama bir dahaki sene kaçış yok diyorum.

    iyi seneler olsun diliyorum bir de. sağlıklı, keyifli, mutlu, huzurlu, kedili, arımayalı, pelikanlı nice nice seneler :))))

    YanıtlaSil
  3. Geçmiş doğum gününüz kutlu olsun:)nice nice sağlıklı,mutlu,huzurlu yıllar diliyorum. Benim de 13 aralıktı doğum günüm:) bloğunuzu gezdim çoook güzel.yazılarınızda harika.elinize sağlık.Bende Karşıyaka'da oturuyorum:) hemşerimle karşılaştığım için çook mutlu oldum.beenmaya'nın bloğunda gördüm yorumunuzu ve ziyaret edeyim dedim.

    bu arada izmir blog yazarları grubu var.www.izmirblogyazarları.com sitesi.her ayın ilk pazar günü toplanıyor blogcu arkadaşlar.müsait olursanız g gelmenizi çok isteriz.sitede gerekli bilgiyi bulabilirsiniz.ayrıca facebookda da grubu var sitenin.

    http://www.facebook.com/group.php?gid=355976127942

    kendinize iyi bakın.saygılarımla.

    YanıtlaSil
  4. Yorum için teşekkürler...PAzar günü için bir söz veremem ama gelmeye çalışırım.

    YanıtlaSil
  5. Rica ederim.Ben sitenin adresini yanlış vermişim.www.izmirblogyazarlari.com olacak.Bilgisayara yeni alıştığım için i ve ı ları karıştırıyorum:)

    Gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim.saygılarımla

    YanıtlaSil
  6. o Evet, muhtemelen bu yuzden

    YanıtlaSil
  7. Adsız; dönüp baktım da. Kötü bir yazı olmuş. İmla hataları, aceleye gelmiş ifadeler gereksiz bir argo. Özensiz yani. Yazıyı okuyunca, muhtemelin ne olduğunu anlamadım. Muhtemelen evet de, neye evet? yeteneksizliğim ise haklısın.:)) Eğitimsizliğim ise onda da haklısın, beceri dersi fazla almadım bu tür konularda.:) O gün, mavra yapmak için yazılmış özensiz bözensiz bir yazı. İçerik tamam da metin kötü.

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)