10 Kasım 2010 Çarşamba

10

   


 Çocukluğumdan itibaren,On Kasım’larda,bize en çok gösterilen siyah beyaz fotoğrafı geliyor aklıma…Gözleri kapalı;saçları düzenli bir şekilde taranmış ve yüzü tertemiz.
cenaze öncesi yapılan düzenleme midir yoksa gerçekten görünen hali midir bilmiyorum.
Çocukluğumun On Kasımları siren sesleri ve sokak ortasında durakalan insan resimleri ile dolu.Yol ortasında duran araçlar,aralıksız basılan kornalar,selama duran polis yada askerler, başları önde sivil vatandaşlar;bir tek,çocuklar ne olduğunu anlamaya çalışırlar,ellerini tuttukları annelerinin yada babalarının yüzlerine bakarak.
      Bu görüntüler seneler sonra,propaganda aracı oldu bir kesim için.Yıllar sonra,üniversite dönemlerinde  duymaya başladığım bir “putlaştırma” lafının görsel destekleyicisi yapıldı.İlk başlarda ilginç geliyordu;lise ve öncesi dönemlerin o kasvetli,ağır ve boğucu törenlerini düşündükçe.Bir türlü içselleştirilemeyen saygı gösterileri ve üstelik ne lanet aydır  Kasım ayı;soğuk,yağmur ve genelde kapalı kasvetli havası olan.Oysa içselleştirilemeyen,O ve düşüncesi değil, törenlerin soğukluğu idi.Anıların yada anmanın protokole bağlanması , protokollerin sıkıcılığını kat be kat arttırdığını düşünüyorum.
İkisi birleştiğinde,püsküllü sıkıntı sarardı içimizi…Yıllar sonra o “putlaştırma” kelimesi ortalıkta dolanırken,aslında kasvetli olan Kasım mıydı yoksa 10 Kasım mı düşünmemek elde değil…
     Hadi,senelerce diyelim ki bürokratik cambazlığın etkisi ile “putlaştırıldı”.İnsanları sıkan (sıktığı sanılan) ve gereksiz (olduğu sanılan ) bir gün haline getirildi;ama peki o zaman, son 10 yıldır belki 15 yıldır neden insanlar yürekten her On Kasım’da,başlarını yine 9.05 te önlerine eğiyorlar?Ve bu her öne eğiş sonrası bu sefer,o “putlaştırma” lafını edenlerin içleri daralıyor? Bu kadar mı korkulur bir ölüden yada bu kadar mı nefret edilir? Ne bitmez bir hesaplaşmadır ki bu her On Kasım’da içleri daralır?
   Eli kanlı diktatör diyemedikleri için,literatüre sığınıyorlar (Kemalist Diktatörlük) yakıştırması ile.Dönemi içinde değerlendirmedikleri bir çok olgu ve olayı göz ardı edip, “Ne var ki bunda canım,dönemin siyasi anlayışı bu idi “deyip kullanıyorlar o “Diktatörlük” lafını…Şark kurnazlığı akıyor her taraflarından.Gücünü acaba o gözlerin yeniden açılamayacak olmasından mı alıyor bu insanlar? Tarih,(Dönemdaşı diktatör/ler görmemiş olsa) belki  inanabilir mi sanıyorlar?
   Sıkıntıları hep bitmemiş bir hesaplaşma.Öyle bir hesaplaşma ki,asıl can düşmanları olması gerekenlerle bile zamanında ittifak yaptırtabilecek türden.Birinci mecliste yer alan ikinci gruba bir bakın,kimler kimlerle omuz omuza idi ne demek istediğimi anlarsınız.
Lider yaratma çabalarının,bu liderleri ulusa önder-mişçesine yutturma çabalarının altında yatan ne olabilir başka?Devrimciliğin zorluğu,kadim düzen ve kadim yapılara başkaldırmaktır.Kadim olanın,bugün yeni gibi ortaya çıkmasının sebebi de acaba o resimde saklı olabilir mi?
Oysa unuttukları yada anlamak istemedikleri şey,o resimde gördükleri gücün,savaş ile kan ile sınanmış olması değil sadece.Kendinden vazgeçmiş serdengeçti gözüpekliğinde geçen yaşamının,aynı zamanda bugün Anıtkabir’i gezerken kişisel eşyalarının yer aldığı müzede sergilenen,satır altları kırmızı kalem ile çizilmiş,yanlarına notlar alınmış kitaplarda saklı olması.O can pazarına dönen günlerde bile,ruhunu adadığı toprakları,o toprakların insanlarını anlayabilmek için dünyayı anlamak adına,okumaktan ve araştırmaktan bir an vazgeçmemiş olmasında yatıyor.O’nu koruyan,basit köstekli bir saatti sadece.Başka bir güç yada ilahilik değil.Kişisel eşyalarının sadeliğinin yanında şıklığı,kendi tasarımı giysiler oluşu da bir başka sebep olamaz mı insanların içselleştirebilmesinde?Denize girerken mayolu resimlerinde,gülümseyişine hiç baktınız mı?Orta yaşlı bir  aile babası,torunları ile şakalaşmıyor mu o resimlerde?
   O resme bakıp gördükleri ve  rahatsız oldukları ne varsa,bugün insanların vicdanlarında da yer alıyor olması ve onların bunu biliyor,duyumsuyor olması  olabilir mi?Tam her şeyi ele geçirdiklerini sandıkları anda bile en güvendikleri kesimlerden,vicdanların itirazlarının yükseliyor olması?Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar,en olmadık anda yüzlerine çarpan bu şekildeki bir kaybedişin hırçınlığı mıdır yaşadıkları?Kimbilir…Belki… 
On Kasım’lar kasvetli evet,ama benim için sadece Kasım ayı olmasından kaynaklanmıyor.Resme bakıyorum;birilerinin sıkıntısının ve öfkesinin sebebini anlıyorum:
  Ötekileştirmenin , cepheleştirmenin , cepheleş-menin gelip dayanıp durduğu yer “O”.Bir türlü aşamadıkları yüksek duvar.Etrafından dolanmayı denedikçe bitmeyen,tırmanmaya uğraştıkça,bitiremedikleri bir duvar.Önderlikten de öte,bu durum.
  Onlar için de bu kasvete,kafalarındaki kadim değişmez ile yeni birbirine karışıyor.Yeninin bu kadar yakınlarında olmasının rahatsızlığı ile,üşüyorlar.İliklerine,kemiklerine kadar.Öfkeleniyorlar…Bir türlü bitiremedikleri hesaplaşmalarının öfkesi…
Resme yeniden bakıyorum:Huzur…Hesapları geride bırakan bir huzur…   

İzmir İzmir Kent Kültür Ve Sanat Dergisi 10 Kasım özel sayısında yayınlanmıştır.

4 yorum:

  1. Onu yeniden anlatmak lazım...
    Onu yeniden dinlemek de lazım..
    Anlatmaktan ve dinlemekten korkmamak da lazım..

    Putlaştırmak.. Aslında herkes içten içe birbirini suçladığı putlaştırmalarının kölesi.. Belki de hepsinden önce, BERABER bir başlangıç yapmak, HEP BERABER putları kırmak lazım..

    YanıtlaSil
  2. Cepheleşmekten kaçtıkça , üstüne üstüne geliyorlar insanın...

    YanıtlaSil
  3. hatta onu anlatabilmek, dinleyebilmek ve tüm bunları korkmadan yapabilmek için onu yeniden anlamak lazım...

    YanıtlaSil
  4. Rahat bıraksalar..Çekiştirmeseler , sağından solundan...

    YanıtlaSil

Etiketler

ADAM VAR (1) AFORİZMALAR (3) Akçay Günlüğü (1) ANLATI (17) ARTUNÇ BEYİN DEHŞETLİ SON GECESİ (1) BANA DAİR (12) BEN BİRİSİNİ ÖLDÜRDÜM (1) BERGAMA-1965 (1) BİLGİNİN VE SANATIN MÜLKİYETİ OLMAZ (1) BİR ADAM/GÖLGELER İÇİNDE (1) BİR ANLATI ÜZERİNE SERBEST SALINIMLI ( GECİKMİŞ) DÜŞÜNCELER (1) BİR MAYIS (1) BİR TANE (1) BİR YAZ GÜNÜ RAPSODİSİ (5) BİRİ/HEPSİ/HİÇBİRİ (1) BOSTANCI RECİİNİN OĞLU TAKSİCİ NUMAN (1) BRİ METREKAREDE HAVA VAR (1) BUGÜN ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLACAK (1) BUNU GÖRÜYON MU (2) CELLAT (1) CİCİLERİ SEVELİM (1) CİNAYETİ GÖRDÜM AMA TANIK OLMAM (4) CLAIRE (8) ÇÜRÜK AŞK HİKAYESİ (1) DENEMECE (4) DENİZ MORALIGİL İMZA GÜNÜ (1) DERNEK (2) DOSYALARI HAVALANDIRMA ZAMANI (1) DÖNEN DÖNENE (1) DUYURU (7) DÜĞÜN (4) DÜŞ KAPISININ MANDALI: FANTASTİK EDEBİYAT (1) EDEBİYATA DAİR (52) EDERLEZİ (1) FARFARA TEYZENİN BİTMEK BİLMEZ EFSUNLARI (1) FUNDA ÖZŞENER (1) GAITASINI ÇIKARTMAK (1) GÖKDELENİN TEPESİNDEN DÜŞÜYORSAN DEBELENMEYECEKSİN (1) GÖRÜŞ/MEK (1) GÜNCEL (3) HUKUK (1) İBİŞE NASİHATLER (4) İDA RÜZGAR LESBOS (1) İHSAN OKTAY ANAR (1) İKİ FİLM BİRDEN (1) İZMİR FELSEFE GÜNLERİ (4) İZMİR KİTAP FUARI (1) KARŞIYAKA (1) KAYIP CÜZDAN HİKAYESİ (1) KEDİ KİTABEVİ (2) KELİME KELİME ANLAT DESELER (1) KENDİME DAİR (11) KİTAPLAR (2) Komünist Partisi (1) KORUYALIM (1) KUM TORBASI (1) KÜÇÜK BİR YANLIŞ ANLAMA (1) MAROON AĞLARINI ÖRÜYOR (1) MAROON IS NO:1 (1) MARTI ÇIĞLIĞI VE GAZETE VE... (2) Mektuba Bağlanmış rüya (1) MODERN ZAMAN VAKANÜVİSLERİ (1) OLDU MU BÖYLE OLACAK (1) ÖYKÜ (26) ÖYKÜ OKUDUM BUGÜN (1) PİTKİM VE SALYANGOZ KABUĞU (1) PRESTIGE (1) ROMAN YAZDIM (1) SADIK YEMNİ (1) SAVUN-MA (1) SENİ SEVİY... (1) SEVİŞGEN RÜYA (1) SIZINTILAR (6) SİNEMAYA DAİR (11) SON ÇALIŞMA (1) SÖYLEŞİ (1) SURATINA SURATINA (1) sürrealist mahallenin olmayan efkâr-ı umumiyyesi (6) ŞANSLI ADAM (1) ŞİİRİMSİ (23) TAM ŞU ANDA (1) TEHDİT EDİLDİM (1) TİYATRO (1) TOPRAK KEMİKLERİMİ ÇAĞIRINCA (1) Türk Yargıçları (1) YAŞAMA DAİR (65) YEMEK (1) Yol-Tütün-Yorgunluk (1) YUNAN USULÜ (1) ZAHİRİ HANIMIN TEFTİŞ GÜNLERİ (1) ZEHRİMİZ EŞİT; FARKIMIZ FİYATIMIZDA (1)